İkaz!

Hocalık kavramı milletimiz arasında çok önemli bir mevkii. Sebebini anlamak güç. Her sakallıyı hoca sanma diye atasözü olan bir toplumun bu kadar çok hoca sever bir hale gelmiş olmasının sosyolojik temelli tespitleri yapılmalı. O işi sosyologlara havale edip konumuzu bağlayayım.

Her Ramazan ayında milletimizin başında en çok vakit harcadığı alet olan televizyon geri kalan 11 ayın günahını çıkarırcasına hocalarla dolu oluyor. Bunlar sunucular ve konuklar olarak ikiye ayrılıyorlar ve genellikle konuk hocalar sunucu hocaların bilinçaltındaki düşüncelerini ortaya atıp gündem oluyorlar.

Durum öyle yerlere vardı ki artık sosyal medyada mizah malzemesi olur hale geldi. Bunun yanında o ‘hoca’ tayfasının kazandığı paranın miktarı da aynı mecrada malzeme oluyor. Bu konuyu geçelim.

İkaz noktasına gelince.

Öncelikle bu sakallı ve pis suratlı kitlenin ‘Allame-i Cihan’ olduğunu sanmayın. Değiller. Kanalın fikir yapısına yakın oldukları için çağırılmış tetikçilerden başka bir şey değiller. Yani sorulan soruyu bilgilerine göre değil kafalarının içindeki ideolojiye göre cevaplarlar. Bunu bir kenara yazın.

Bir diğer konu bu adamların dayandığı kaynaklardır. Peygamberin hayatı başta olmak üzere envai çeşit konuda binlerce bilgi veriyorlar. Basitçe bakalım. Kur’an peygamberin ölümünden sonra kitap haline getirildi. Hz. Osman yani 4 halife devrinin üçüncü halifesi döneminde çoğaltılıp merkez vilayetlere gönderilmiştir. Yani dinin ana kitabının kitap haline gelme süreci böyledir.

Peygamberin hayatıyla alakalı ilk kitap onun ölümünde yaklaşık 3 asır sonra yazılmıştır. Bu kitabında birçok kısımları elimizde yoktur. Tamamı elimizde olan ilk kitap Peygamberin ölümünden 4 yüzyıl sonra yazılmıştır. Bundan başka dayandıkları Hadis kitaplarının yazarları 800’lü yılların başlarında doğmuş ve yaşamış insanlardır. Yani arada en az 150 yıl vardır. Dolayısıyla Kur’an dışındaki kaynakları ne kadar doğrudur siz karar verin.

Başka bir mesele anlatılan İslam ekolüdür. Tarikat ve cemaatlere bağlı kanalları geçelim normal şartlarda pek dindar olmaya kanalların sunduğu ‘hocalar’ bile Selefi, Vehhabi veya Eşari ekollerinden birini milletimize doğru İslam diyerek sunmaktadırlar. ‘Doğru İslam’ ibaresi bile garip bir tamlamayken birbirini sürekli reddeden insanlar arasında milletimizin kafası daha çok karışmaktadır.

Son olarak bu tarz programalar meşhur olduğundan beri anlatılan içeriklerde çok fazla bir değişiklik olmadı. Yani geçen yıl orucu bozan şeyler bu yıl da bozdu. Abdest almanın yeni bir farzı çıkmadı. Namaz kılmanın yeni bir versiyonu peyda olmadı. Fakat bu adamlar seyirci çektikleri için yani milletimiz bunları izlediği için sürekli yayınlarına devam ediyorlar.

Geçen yıllardaki gibi bu yıl da Türklüğe, Türkçülüğe hakaretler edecekler ama konu diğer etnik kökenler olduğu zaman boyunlarını bükerek ‘Mazlum edebiyatı’ çekecekler. Bu yıl favorileri Suriyeliler olacak ve Ensarlık kisvesi altında Türk devletinin sosyal yapısının bozuluyor olmasını, Türk devletinin kaynaklarının nasıl çar çur edildiğini şirin göstermeye, vatansızlığı övmeye başlayacaklar.

Muaviye hukukunun, Emevi İslam’ını anlatacak, insanların bu anlayışa göre amel etmesini sağlamaya çalışacaklar.

Müneccim değilim. Olmaya da gerek yok. Her yıl böyle oluyor, bu yıl da böyle olacak.

Tavsiyem ise genel manada televizyon denilen aletten olabildiğince uzak durulması yönünde. Hele çocuklarınızı bu meddahlardan özellikle uzak tutun.

Bu din akıl, mantık dini. 1000 yıldır kültürümüzle harmanladığımız ve yaşadığımız Türk Müslümanlığı buna dayanır. Buna göre dini yaşamaya çalışın.

Bu sapkınlara, soytarılara, meczuplara prim vermeyin. İzlemeyin, izlettirmeyin.

Hayırlı Ramazanlar.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone