“İkimiz de Osmanlıyız”

YusufhanGuzelsoy

İki Osmanlı vardır.

Birinci Osmanlı gerçek Osmanlıdır. Türklerin kurduğu, Türklerin omuzlarında yükselen, güçlü olduğu dönemde dünyanın ilk toplu işçi sözleşmesinin yapıldığı, Avrupalıların akıl hastalarını “İçine şeytan girmiş.” diyerek yakarak öldürdüğü bir dönemde akıl hastalarına en mükemmel şartlarda tedavi uygulandığı, ordu disiplini sayesinde 10 bin kişilik kuvvetle 100 bin kişilik kuvveti devirebilen, bilimde ileri, toplumsal ahlakı yüksek Osmanlı, gerçek Osmanlıdır.

İkinci Osmanlı korsan Osmanlıdır. Bu Osmanlının sahibi de devşirmeler ve onlar aracılığıyla Osmanlıyı parçalayan Batılı güçlerdir. Toplumsal ahlak seviyesi düşmüş, bilimde gerilemiş, dinde akılcı Maturidiliğin yerini irticacı Eşarilik almış, şeyhülislam fetvasıyla “Kıyamet kopacak.” denilerek kendine ait Avrupa’nın en büyük rasathanesini yıktırmış; Türk’ü, Türklüğü, Türkçeyi hor görmüş, disiplinsizlik yüzünden ordusu sayıca üstün olduğu ordulara yenilmiş, azınlıkları başa çıkarmış, Sevr antlaşmasını imzalamış ve son Dahiliye Nazırlığını Ali Kemal’e teslim etmiş Osmanlı korsan Osmanlıdır.

Bugün Türkiye bir minyatür Osmanlı, bir korsan Osmanlı yapılmak isteniyor. Bunun en büyük işareti, AB Bakanı Ömer Çelik’in vatan haini Ali Kemal’in torunu İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson’a “İkimiz de Osmanlıyız.” demesi olmuştur. Bu korsan Osmanlının gerçek Osmanlı’ya bir hakaretidir.

Korsan Osmanlı’nın geri dönmesi, Türkçülük temelleri üzerinde kurulmuş Türkiye’nin devşirmelere ve dış güçlere teslim edilmesi, Kadir Mısıroğlu gibi, Mustafa Armağan gibi sahtekarlara düşmüştür. Bunlar sahtekarlıkta zirve yapmıştır. Mesela deli Kadir fes giyerek kendince Atatürk ve Türkiye karşıtı bir Osmanlı imajı çizmektedir. Oysa fes Osmanlı’ya geldiğinde Kadir’in dedeleri “Bu gavur başlığıdır, istemeyiz!” diye isyan etmişlerdi. Mustafa Armağan’ın durumu daha vahimdir. Bugün darbe karşıtı görünmek için sokaklara inen ve gerçekte cemaat eliyle Türk tarihini tahrif eden bu zavallı da Damat Ferit’e hayali bir torun var ederek onu aklamaya çalışmıştır.

TBMM’nin Türk olmayanlarla doldurulması, zayıf düşürülecek bir Türkiye’de bölünme oylamalarının yapılması, bir başka deyişle Çingenenin çalıp Kürt’ün oynaması içindir. Güya Türkiye terör ve dış baskıyla zayıf düşürülecek, meclisteki devşirmeler de tıpkı Meclis-i Mebusan zamanında olduğu gibi Türk vatanının pay edilmesi üzerine oylamalar yapacak.

“Diyarbakır ve çevresi Kürdistan olacak. Kabul edenler?”

Kürt, Çerkes, Yezidi, Çingene…

“İzmir ve çevresi Yunanistan’a dahil olacak. Kabul edenler?”

Kürt, Çerkes, Yezidi, Çingene…

Tüm bu modern Sevr oyunlarında AKP başı çekmektedir. Muhalefet ediyor görünen diğer partiler de bu oyunun bir parçasıdır. CHP Kürtçülük konusunda AKP ile rekabet etmektedir. Zaten AKP ile rekabet ettiği, AKP’ye muhalefet ettiği konu bir tek Kürtçülük meseleleridir.

“Kürtlere ben hak veririm!”

“Hayır! Ben daha çok hak veririm!”

Ülkeyi bölme yarışına girmişler… Milliyetçi nutuklarla vatan bölündüğünü gördünüz mü hiç?

“Bu cennet vatanı böleceğiz!”

Kurulduğu ilk günden bu yana Türk-İslam sentezini merkeze alan MHP de bunun doğal bir sonucu olarak günden güne AKP ile iç içe girmektedir. FETÖ darbe girişimi sonrası bu doğal yakınlık artmıştır. MHP’nin içinde buna karşı çıkan tek kitle Türkçülerdir. MHP ya Atsız’ın fikirleriyle kazanacak ya da Erdoğan’ın da idolü olan Necip Fazıl Kısakürek’in fikirleriyle çökecektir. “Farklı Ülkücülük”, “Erdoğan sevdalısı Ülkücüler” gibi tuhaflıkların temel sebebi Türk-İslam sentezidir. Bu gibi tuhaflıkların olması için AKP’nin MHP’ye sızmasına gerek yoktur.

Yeni Osmanlıcılar görüldüğü gibi çeşit çeşittir. Hepsi de korsandır.

Yeni Osmanlıcılığa karşı çıktığımız için Osmanlı düşmanı olduğumuzu düşünenler olabilir. Osmanlı düşmanı değiliz. Tarihimizin her bir sayfasıyla övünüyor, her bir üzücü olaydan, felaketten ders çıkarmaya çalışıyoruz. Atsız’ın olması gerektiği şekilde önerdiği Türk tarih anlayışına bağlıyız. Nedir o anlayış? Bir Doğu Türkeli devleti vardır. Bir Batı Türkeli devleti vardır. Bir de halkı Türk olmayan ancak ordusu ve idarecileri Türk devletler vardır. Doğu ve Batı Türkeli devleti yıkılmamış, aksine hanedanları ve son olarak yönetim şekli değişmiştir. Eğer Türk tarihi böyle değerlendirilirse pek çok yanlış kendiliğinden düzelecek ve pek çok gerçek de kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Mesela bizim Kök Türük dediğimiz dönemin tarihteki adı Türk Kağanlığıdır. Kaynaklarda bu şekilde geçmektedir. Hunlar ve Kök Türükler bu kağanlığın iki ayrı fakat soy ve kültür itibariyle birbirini takip eden dönemiydiler.

Bu bağlamda bizler Hun, Kök Türük, Karahanlı, Selçuklu ya da Osmanlı değil, bu muhteşem devirleri var eden Türkleriz. Devletimizin yeni şekli olan cumhuriyeti de İskilipli Atıf, Ali Kemal, deli Kadir’in ya da takiyeci Mustafa Armağan’ın dedeleri değil Türkler, Türkçüler kurmuştur. Yine bu ruh hastası tayfanın gülünç iddialarının aksine devletin yeni yönetim şekli Atatürk’ün yerine geçen İngiliz ajanlarınca benimsenmemiştir. Aksine zamanında “Yüce Üçler-Yecücler” olarak adlandırılan Amerika-Fransa-İngiltere gibi devletlerin projesi cumhuriyet değil Vatikan benzeri İstanbul, Papa benzeri Halife idi. Sevr antlaşması yokmuş gibi, hiç önümüze getirilmemiş ve hiç imzalanmamış gibi davranmak sadece bir gaflettir. Türklere sadece küçücük bir toprak parçası bırakılacak, orada da cumhuriyetin mi yoksa padişahlığın mı hüküm süreceği Batılıların umurunda olacak.

Deli Kadir kendini çok önemsiyor. Öğrencilerini (!) görünce önemsememesi mühim değil zaten…. Hepsi zeka küpü (!) maşallah….

Sonuç olarak…

Siz Osmanlı zamanındaki devşirmelerin biz Türklerin torunlarıyız. Mohaç sizin değil bizim gurur kaynağımızdır. İstanbul’u sizinle değil bizimle aynı ırktan bir başbuğ fethetti. Ertuğrul Gazi zamanındaki savaşçı Türkmen alplar sizin değil bizim dedelerimizdi. Sizden olsa olsa çirkin suratlı devşirme torunları olur.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone