İKTİSADİ TÜRKÇÜLÜK- Rasim Topçuoğlu

ikti

 

İktisadi Türkçülük kavramı, ilk olarak büyük Türkçü Ziya Gökalp’ın Türkçülüğün Esasları adlı eseri içerisinde bulunan Türkçülüğün Progamı bölümünde yer almıştır. Bizlere ışık tuttuğu bu yolda, günümüz dünyasına uygun, milli karaktere sahip bir iktisat sistemini oluşturmaya çalışacağız.
Türkçülüğün iktisadi boyutunu incelemeden önce, iktisat bilimi nedir, iktisat biliminin tarihi nedir, milli sistemler iktisat biliminde uygulanmış mıdır ve uygulanabilir mi gibi soruları cevaplamamız gerekir.
İktisat, sözlük anlamıyla ekonomi demektir. İktisat biliminin kurucusu İskoçyalı İktisatçı Adam Smith’dir. Smith 1776 yılında yayınladığı ‘’Milletlerin Serveti’’ adlı eserinde düşüncesini açıklayarak İktisat biliminin kurucusu olmuştur.
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hacıibrahimoğlu’nun söylemiyle; İktisat tarihi,  geçmişte yaşanmış olan iktisadi olayların, iktisadi teorilerin gelişimini, iktisadi faaliyetlerin ve bu faaliyetlerden doğan kurumları ve bu kurumların gelişimini yer ve zaman göstererek inceleyen bir bilim dalıdır.
Milli sistemler iktisat biliminde uygulanabilir; çünkü her milletin kendine özgü bir kültürü vardır ve bu kültür, yaşama olduğu kadar ekonomiye de yön verir. Bir örnek ile belgelendirmek gerekirse;  Friedrich List iktisadi liberalizmin Almanya için çok tehlikeli olduğunu 1841 yılında yazdığı ‘’İktisat Biliminin Milli Sistemi’’ adlı eserinde belirtmiştir.
Ekonomik yapının bu kadar arka planda kalması, ilkçağ ve ortaçağ düşünürlerinin dikkatlerini daha çok dönemin siyasi ve askeri olaylarına çevirmesinden kaynaklanır.
İktisadi Türkçülüğe giriş yapmadan önce Türk İktisat Tarihini kısa bir özet halinde üç dönem şeklinde belirteceğiz. Bunlar:
İslamiyet Öncesi Türk Devletleri İktisadi Hayatı
İslamiyet Sonrası Türk Devletleri İktisadi Hayatı
Türkiye Cumhuriyeti İktisadi Hayatı
Genel tanımlamalardan sonra Ziya Gökalp’ın yazdığı “İktisadi Türkçülük” bölümünden bazı satırbaşlarını hatırlayalım.
’Türkler, en eski zamanlarda, göçebe hayatı yaşıyorlardı. Bu zamanlarda, Türk iktisadı çobanlık esasına dayanıyordu.’’
‘’… Hayvanın ne kemiği, ne boynuzu, ne bağırsağı hülasa hiçbir şeyi atılmazdı. Her dokusundan, Türk’e mahsus bir küçük sanat mamulü vücuda getirilirdi.’’
’Eski Türkler ticarete de yabancı değildiler.’’
Bu satırbaşlarını biraz daha açarak İslamiyet öncesi Türklerin iktisadi hayatlarını inceleyelim.
1. Avcılık
Türklerde, avcılık sahibine bir servet sağlamazdı. Avcılıkla geçinen Türkler, avladıkları hayvanlardan besin ve giyim ihtiyaçlarını karşılarlardı.
2. Hayvancılık
Türklerde bozkır ekonomisinin temelini, yüksek ovalar ve yaylalar olan bozkır coğrafyasının iklim şartları gereği, çobanlık ve hayvan besiciliği oluşturmaktaydı. Yetiştirilen hayvanların başında at ve koyun geliyordu.
3.Tarım veya Çiftçilik
Batı Türkleri yani Oğuzlar’ı Doğu Türklerinden ayıran belki de en temel özellikleri, tacirlikleri yanında, bu yaygın tarım kültürüne de sahip olmalarıdır.(Hacıibrahimoğlu Ahmet,2006,Trabzon)
4.Endüstri ve El Sanatları
Türklerde önceleri bakır, tunç ve altın işleyiciliği vardı. Demir işleyiciliği ise madencilikte son dönemi oluşturmuştur. Türklerin demircilikteki üstünlüğü, onları çağına göre daima yüksek bir harp sanayiine sahip kılmıştır.
Heykel, süslemeler ve süs eşyaları gibi sanat ürünleri de imal edilen dönemlerde, bu sanatların yanına halıcılık, kilimcilik, debbağlık, terzilik… vb. de eklenince kalabalık bir esnaf ve zanaatkar zümresinin varlığı ortaya çıkmaktadır.
5.Ticaret
Türkler, sınırlarında bulunan devletlerle ticaret anlaşmaları yaparlardı. Bu anlaşmalar ile İpek yolu üzerinden gelen tüccarların ve malların güvenlikleri de sağlanmış olunuyordu.
6.Maliye
Bozkır devletlerinin maliyelerini oluşturan başlıca gelir kaynakları ;
Mağlup edilmiş ülkelerden alınan altın madeni para
Bağlı ülkelerden alınan vergiler ve hediyeler
Halktan alınan vergi
7.Şehircilik
İdari rejimlerinde derebeylik mevcut olmadığından Türkler, çok az da olsa surlu şehirler de yaptırmışlardır. Örnek vermek gerekirse Kan-Su’da Gu-Tsang adlı bir şehir kurmuşlardı ve Çinliler bu şehre ‘’Yatan Ejder Şehri’’ adını vermişlerdi.
***
Basit ve kısa tanımlarla İslamiyet Öncesi Türk Devletleri’nin iktisadi hayatlarını belirtmiş olduk. İslamiyet’in kabulü ile birlikte Türk Devletleri’nin iktisadi sistemleri de değişmeye başladı.
Bu dönemlerin belki de en büyük gelişmesi ve uzun yıllar, gerek ekonomiyi gerek sosyal yapıyı en üst seviyede tutacak olan Ahi Teşkilatı’nın kurulması oldu. Ahi Teşkilatı, göçebe Türkmenlerin İslamlaşma sürecini hızlandırmak, Anadolu’yu Türk yurdu haline getirmek, şehirlerde yaşayan Rum ve Ermeni tacirleriyle rekabet edebilmek amacı içerisinde Hacı Bektaşi Veli’nin tavsiyesiyle Ahı Evren tarafından Anadolu’da kuruldu. Biz bu bölümde Ahi Teşkilatı’nın sadece Türk olmayan milletlere karşı ekonomik anlamda rekabet yönü ve devlete karşı ekonomik yaptırımları ile ilgileneceğiz.
***
İslamiyet’e geçiş ile birlikte Türk Devletleri’nin 18. yüzyıla kadar devletlerinin yönetim ve güvenlik dışında sağlık, eğitim-öğretim ve iktisadi işlevleri bulanmamaktadır. Yüzyıllarca bu düzeni sağlayanlar ise az önce tanımladığımız Ahi Teşkilatı’dır. Ahi Teşkilatı devlet organı değildir; resmi olmayan böyle bir cemiyet, büyük Türkçü Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları’nda bahsettiği şu bölüme tam olarak uymaktadır.
’Türkler hürriyet ve istiklali sevdikleri için, iştirakçi(komünist) olamazlar. Fakat, eşitliği sevdiklerinden dolayı, fertçi de kalamazlar. Türk kültürüne en uygun olan sistem solidarizm yani tesanütçülüktür. Ferdi mülkiyet dayanışmaya yaradığı nispette meşrudur. Sosyalistlerin ve komünistlerin ferdi mülkiyeti ilgaya teşebbüs etmeleri doğru değildir. Yalnız, sosyal dayanışmaya yaramayan ferdi mülkiyetler varsa, bunlar meşru sayılamaz. Bundan başka, mülkiyet yalnız ferdi olmak lazım gelmez. Ferdi mülkiyet gibi, sosyal mülkiyet de olmalıdır. Cemiyetin bir fedakarlığı veya zahmeti neticesinde husule gelen ve fertlerin hiçbir amelinden hasıl olmayan fazla kârlar cemiyete aittir.’’
Büyük Türkçü Ziya Gökalp’e göre Türk ekonomisinin yapı taşı Tesanütçülük’tür.(Dayanışmacılık) Bu yüzden Ahi Teşkilatı tam da Ziya Gökalp’in belirttiği cemiyet olarak görülebilir. Fertlerin elde ettikleri aşırı kârları cemiyetlere bağışlaması ve cemiyetlerin toplumda ihtiyacı olanlara yardım etmesi Ahi Teşkilatı’nın toplumda çok çabuk benimsenmesine ve saygı duyulmasına da sebep olmuştur.
Geçmiş dönemlerde düşünürlerin siyasi ve askeri alana önem verdiklerini, bu yüzden ekonomi alanında geri kaldıklarını konu başında belirtmiştik. Bu durumun yarattığı olumsuz etkilerin yanı sıra ilerleyen dönemlerde İktisat Tarihi adına da çalışmaların çok geç zamanda başlaması bizleri kaynak konusunda sıkıntıya sokmuş ve yetersiz duruma getirmiştir. Günümüz şartlarında daha detaylı olarak Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ekonomik yapısına hâkimiz. Tabi tam olarak Osmanlı arşivlerinin açılmaması bazı bilgilerin ve belgelerin değişmesine yol açabilir.
***
Doç Dr Abdülkadir Buluş, Osmanlı İktisadi Dünya Görüşünün İlkelerini üç temel başlık altında toplamıştır.
1) Provizyonizm(İaşe)
Devletin iktisadi amaçlarının en önemlisi, halkın ve sarayın iaşe ihtiyaçlarını karşılamaktır.
2)Fiskalizm
Devletin hazineye ait gelirleri, mümkün olduğu kadar yüksek düzeye çıkarmaya çalışmak ve ulaştığı düzeyin altına inmesini engellemektir.
3)Gelenekçilik
Gelenekçiliğin ise en yalın göstergesi, yeni bir mesele ortaya çıkığında, meselenin halline yönelik olarak alınan kararlarda, tekrarlana gelen ‘’Eskiden olagelene aykırı iş yapılmaması’’ ifadesidir.
***
Osmanlı Devleti 1727 yılında Lonca Teşkilatını kurmuştur. Loncalar resmi olup hayatın sadece iktisadi alanında faaliyet gösterirlerdi. Ahi Teşkilatı ise resmi olmayıp hayatın her alanında bulunurdu. Devletin, saray dışı halkını etkileyen en önemli ekonomik olay, Loncaların kurulması olarak gösterilebilir. Loncalar 1912 yılında kaldırılır.
İslamiyet sonrası Türk Devletleri İktisadi hayatlarına etki eden önemli birkaç olayı belirtmiş olduk.
***
Türkiye Cumhuriyeti dönemi Türk İktisat Politikalarını ise şu başlıklar altında toplayabiliriz.
*1923-1930 Türkiye İktisat Kongresi ve Lozan Barış Antlaşması’nın iktisadi hükümleri
*1930-1940 Korumacılık ve Devletçilik
*1940-1950 Savaş Ekonomisi
*1950-1960 Liberalizmin hızlanması(1950-1954) ve Tıkanma(1954-1960)
*1960-1980 Planlı kalkınma ve içe dönük dışa bağımlı ekonomik gelişme
*1980-…   Piyasa ekonomisine işlerlik kazandırma uğraşları, Dışa açılma ve Küreselleşme

***
Osmanlı Devleti’nden günümüze kadar bu ekonomik olayların açık, basit ve anlaşılır şekilde anlatımlarını Doç. Dr. Abdülkadir Buluş’ un Türk İktisat Politikalarının Tarihi Temelleri eserinde bulabilirsiniz.
Bizler İktisadi Türkçülüğe tam anlamıyla geçiş yapmadan önce Türk İktisat Tarihi hakkında kısa ve önemli olabilecek bazı noktalara değinmiş olduk.
***
Yolbaşçımız Hüseyin Nihâl Atsız, Milli İktisat adlı makalesinde;
’Boş midelerimize yumruk basarak çarpışmasını, yedi iklimde deneyerek kaşarlanmış bir milletiz. Ot yiyecek, yağ yakacak, çuval giyecek fakat yine ölmeyecek, yine hürriyetimizi ve istiklalimizi kaptırmayacak ve kurtarıp yaşatacağız. Bütün bunlar hür ve müstakil Türkiye uğruna ve onun için… ‘’
’Bazılarının sandığı ve hülyalandığı gibi , Kızıl veya Kara rejimlere değil, Türk milletinin yarattığı Al kanlı Sakarya, Al kanlı Dumlupınar ve al kanla kazanılmış Lozan’a gidiyoruz. ‘’
Atsız Ata’nın bahsetmiş olduğu kızıl ve kara rejimler değil, Ziya Gökalp tarafından bizlere söylenen dayanışmacı ve milli benliğimize uygun bir rejim uygulamamız gerekir. Atsız Ata dayanışmacı bir ekonominin sağlanmasını ise İktisat ve Milli Müdafaa adlı makalesinde şu şekilde belirtir.
‘’ Milletleri birbirine bağlayan bu tesanütler arkasında milletlerin bir de mahrem cepheleri vardır. Bu cephelerin adı da ‘Milli Duygular’dır. ‘’
İktisat sadece varsayımlar üzerine kurulu bir bilimdir. Diğer tüm şartlar sabit iken gerekli açıklamaları yapabilir. Bu yüzden dayanışmacı bir ekonomik sistemimiz olduğunu varsayalım. Atsız Ata’nın önemli cephe olarak vurguladığı milli duygulardan yoksun bir şekilde, dayanışmacı ekonomimiz olursa, bu gerek dış ülkelere gerekse içeride ki düşmanlarımıza fayda sağlayan bir sistem olmuş olur. Fakat cephe olan milli duyguları ön plana çıkararak sistemi uygun bir hale getirirsek milli çıkarlarımız doğrultusunda hareket etmiş oluruz.
***
Ziya Gökalp Türkçülüğün programını sekiz ayrı maddede belirtmiştir.
1-Dilde Türkçülük
2-Bediî Türkçülük
3-Ahlaki Türkçülük
4-Hukuki Türkçülük
5-Dini Türkçülük
6-İktisadi Türkçülük
7-Siyasi Türkçülük
8-Felsefi Türkçülük

Bu sekiz madde birbirini oluşturan ve tamamlayan maddelerdir. Bu yüzden İktisadi Türkçülük tek başına ekonomi sistemi oluşturularak yapılamaz.
İktisadi Türkçülüğün gelişmesi, günümüz iktisatçıları arasında tartışılarak, dayanışmacı ve milli kültüre bağlı bir sistem oluşturularak sağlanacaktır. Bunun için Türk İktisat Tarihi’ni iyice araştırmalı, rakamsal verilere ulaşılmalı ve sistem, buna bağlı olarak hatasız bir şekilde ortaya konulmalıdır. Yazımızı yolbaşçı Hüseyin Nihâl Atsız’ın şu sözüyle bitiriyoruz.
Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeğe tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türk’üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülük’tür.’’

 

KAYNAKÇA :   Türkçülüğün Esasları, Ziya Gökalp , Salkımsöğüt Yayınevi, 2010
Türk İktisat Politikalarının Tarihi Temelleri , Abdülkadir Buluş, Tablet kitapevi, 2009
Makaleler, ATSIZ, İrfan yayımcılık, 1997
Türk İktisat Tarihi Ders Notları, Ahmet Hacıibrahimoğlu, 2006

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone