İran’da Yaşananların Geniş Özeti ve Analizi

28 Aralık’tan bu yana İran’da halk gösterileri artarak devam ediyor. Yerli ve yabancı basından öğrendiğim haberleri teyit ettirmek için Güney Azerbaycan’lı kardeşim gazeteci Taha Kermani’yi aradım. Çok uzun bir görüşmenin ardından doğu sınırımızın öteki tarafında yaşananların bir özetini çıkardım.

Olayların başlangıç noktası Şii mezhebi için bir hayli öneme sahip olan 8. İmam Rıza’nın kabrinin bulunduğu ideolojik ve dini yönden oldukça hassas Meşhed şehri.

Çıkış sebebi tamamen ekonomiktir. Ahmedinejat’tan sonra Hasan Ruhani’yle birlikte İran ambargosunun kalkmasıyla halk artık ekonomik durumunun düzeleceğini umut etmiş fakat işler daha da kötüye gidip gerçek manada ekmek parasına muhtaç olunca 28 Aralık’ta patlama noktasına gelinmiş ve insanlar sokaklara dökülmüştür.

İnsanlar İran’da 30 milyon kişi tarafından kullanılan Telegram adlı uygulama üzerinden organize oldu ve bugünkü noktaya gelindi.

İlk etapta tamamen ekonomik nedenlerle başlayan gösteriler yavaş yavaş siyasi bir hal almaya başladı. Sloganlarda İran devletinin dini basamak olarak kullanarak halkı yıldırdığı, Filistin ve Suriye politikası yüzünden tüm kaynakların buralara akıttığı ve halkın bundan yararlanamadığı gibi sözler yer almaya başladı.

(Aynı bizim Gezi Parkı gibi. Mevzu ağaçtan koptu ama sonra başka bir hal aldı.)

Bu olayların içerisinde Türk gruplar da olsa olayların başını Türkler çekmiyor. Tebriz henüz gerçek tepkisini göstermiş değil. Bu olaylar devrim niteliğinde olmadığı sürece Türkler kitle halinde olaylara dahil olmayacaktır. Bu yaklaşım Türklerin siyasi olgunluğunu göstermektedir. Çünkü nüfusunun yarısı Türk olan İran’da Türkler ancak köklü bir değişim için ayağa kalkmalı ve bu tek atımlık kurşunu iyi değerlendirmelidir.

Ancak Amerika basını olayları oldukça abartmakta. Trump, Twitter’dan göstericileri gazlayarak olayların büyümesini amaçlamaktadır.

Olayların büyümesi ise Amerika’dan daha fazla bizim işimize gelecektir. Olaylar yeterince büyürse ve olayların başını Türkler çekerse ya rejim değişecektir, ya Güney Azerbaycan azadlığa bir adım daha yaklaşacaktır ya da Ruhani hükümeti düşerek yerine Türklerin hassasiyetini gözeten daha düzgün bir hükümet gelecektir.

Devletimizin İran ve soydaş politikasını inceleyecek olursak;

Atatürk’ten bu yana hiçbir hükümet olaylara milli ve dini değerlerle yaklaşmamıştır (Kıbrıs hariç). Her daim kendi sınırlarını düşünmüş ve bu sınırlara yönelik tehditlere karşı önlem almıştır.

Bu açıdan bakacak olursak “yerli ve milli” hükümetimizin oradaki soydaşlarımıza yönelik kaygılar gütmesini bekleyemeyiz. Suriye meselesinde müttefik olduğumuz İran devletinin yanında olacaktır; merkezi otoriteyi destekleyecektir. Nitekim Dış İşleri Bakanlığı’mızın bugün yaptığı açıklama da bunu gayet net göstermiştir.

Bizim 2023 vizyonu bile olmayan muhterem yöneticilerimiz devletimizin çıkarlarına yönelik hareket etse de orada Türkiye için canını verecek 40 milyon Türk’ü silah olarak, koz olarak kullansa nasıl olur?

Amerika dünyanın öteki ucundan Kürtleri kullanarak PKK-PYD ile Irak ve Suriye’de söz sahibi olabiliyor, gücünü hissettirebiliyor. Üstelik bu iki grubun kahpelik ve soysuzluk dışında hiçbir bağlantısı yokken bunu yapabiliyorlar.

Devletimiz İran’da yaşanan olayları dış mihrak olarak göreceğine “İran’da yaşayan soydaşlarımızın can güvenliğinden endişe ediyoruz ve gelişmeleri yakından takip ediyoruz.” deyip 40 milyon askere sahip olsa kötü mü olurdu?

İran’a karşı elinde her daim kullanabileceğin sağlam bir “haydarın” olmaz mıydı…

Ancak şu anki durumda Türkiye’nin açıklaması oradaki soydaşlarımızı hayal kırıklığına uğratmıştır. Azerbaycan’ın vurdumduymazlığı, Türkiye’nin saçma sapan politikası başta Tebriz olmak üzere tüm Güney Azerbaycan’lı soydaşlarımızın hevesini kırmıştır. Bu dakikadan sonra onlara ancak Amerika’dan destek gelir. O da iyi bir şey değildir. Ellerindeki mermiler bitmeden kafalarına bomba yağar ve hem Amerika hem de dünya üç maymunu oynar. Olan yine Türk’e olur.

O yüzden soydaşlarımızın olayları şimdilik sadece izlemesi gelişmelere göre hareket etmesi gerekir. Nitekim yaptıkları da budur. Amerika’da oturduğu yerden milleti gazlayan Güney Azerbaycan’ın sosyal medya liderlerinin çağrılarına kulak verilmemesi oradaki soydaşlarımızın faydasınadır.

İşin bir de Türkiye’deki Türkler kısmı var. Milli hassasiyet gözettiklerini iddia eden Mhp’liler bile yaşananlara “Amerika’nın oyunu” diyorsa oradaki soydaşlarımız ne Türk devletinden ne de Türkiye Türklerinden destek bulamayacaklardır.

Sayın Taha Kermani’nin görüşü de bölgedeki Türkler için en büyük tehlike silahlı Kürtler’dir. Irak’ın kuzeyinde başlayan Kürt isyanının teröristleri bugün Suriye’de önemli bir bölgede varlık göstermektedir. Amerika’nın ciğerinden nefes alan bu ciğersizler yüzünden Tebriz’in yarının Halep’i olması söz konusudur.

İran rejimini yıkıp azadlığa doğru yürüyeceğiz derken emperyalist bir maşa olan Kürtlerin varlığı gözardı edilmemelidir. Eğer Amerika bu yaşananların tetikleyicisi ise Türklere İran devletini yıktırıp Kürtleri yönetime getirmekten başka bir şey arzulamaz. 40 milyon milliyetçi ve Türkiye aşığı bir kitle yerine ufak bir öpücükle “Amerika’nın elli tonu”nu oynayan ve sırtındaki kırbaç izi geçmemişken İsrail bayrağıyla sokaklarda maymunluk yapan Kürtler Amerika’nın daha fazla işine gelecektir.


Mantık bu çıkarımları yapsa da

Duygular yine de bağırır ısrarla:

“Biz Hara Farslar Hara!”

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone