İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ’NDE YENİ BİR DÖNEM (Mİ)? – Zafer ÖZBEK

iş

Gerek dünyada gerekse ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği konusunda atılması gereken son derece hayati adımlar olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız. Bilindiği üzere işçiler, iş kazaları ve meslek hastalıklarının birinci muhatabı ve mağduru olmaya devam etmektedir. Meslekî eğitim sistemi ve iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri yetersiz olduğundan işçiler iş güvenliği hizmetlerinden gereğince faydalanamamakta, iş sağlığı ve güvenliği konusundaki eğitim ve denetim hizmetleri tam olarak yerine getirilemediği için de iş kazaları ve meslek hastalıkları artarak devam etmektedir. Kaza olduğunda mağduriyetler giderilmeye çalışılsa da önemli olan kazaları önlemek, riskleri en aza indirmektir. Bunun için de ilk adım olarak iş sağlığı ve güvenliği konusunda yetkin uzmanların artırılması ve verilen iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin daha profesyonel hale getirilmesi gerekmektedir.

Her yıl oluşan binlerce kaza, ölüm, yaralanma, hastalık, maddi zarar, telafi edilemez manevi kayıplar, SGK’nın ödemek zorunda kaldığı tazminat ve sağlık harcamaları, mahkemelerdeki binlerce dava Türkiye’yi iş sağlığı ve güvenliği alanında kötü bir sicille karşı karşıya bırakmaktadır. Zira ILO verilerine göre Hindistan ve Rusya’dan sonra en yüksek ölümlü iş kazalarının yaşandığı 3. Ülke Türkiye’dir.  Görüldüğü üzere dünyada özellikle de ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği konusundaki durum hiç de parlak değildir. Bu noktada konunun tüm muhatapları ortak paydada buluşmalı ve müşterek, optimum çözüm önerileriyle sağlıklı yürüyen bir iş sağlığı ve güvenliği sistemine ulaşılmalıdır. Nitekim İş sağlığı ve güvenliği çalışmalarında başarı ancak tüm tarafların ortak değerleri benimsemesi ve üzerlerine düşen sorumlulukları gerektiği gibi yerine getirmeleri ile elde edilebilir. Bu bağlamda iş sağlığı ve güvenliği koşullarının iyileştirilmesi ve iş kazalarının önlenmesi için ilgili devlet kuruluşlarının denetimi ve gözetiminde hem işçi hem de işverenin duruma aynı bakış açısı ile bakması ve çözüme odaklanması gerekmektedir. Bu çerçevede beklenileni tam olarak karşılamasa da yürürlüğe giren “müstakil” İş Sağlığı ve Güvenliği yasasının getirdiği yeni uygulamalar ile önemli bir adım atılmış oldu.

  1. KANUNA HIZLI BAKIŞ

Söz konusu yorumların ardından yeni kanunu ele alacağımız makalenin bu ilk bölümünde kanuna hızlıca bir bakıp ikinci bölümde ise öne çıkan maddeleri daha geniş bir açıyla ele alacağız.

Belirtildiği üzere söz konusu kanun ile İş sağlığı ve güvenliği konusu ilk kez müstakil bir kanunda ele alındı. Kanunun getirdiği yenilikleri maddeler halinde sıralamak gerekir ise, yeni kanun ile;

  • Kamu ve özel sektör ayrımı gözetmeksizin tüm çalışanlar kanun kapsamına alındı.
  • Kuralcı bir yaklaşım yerine önleyici yaklaşım esas alındı.
  • İşyerleri, yapılan işin niteliğine göre tehlike sınıflarına ayrıldı.
  • Bütün İşyerlerinde İş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi gibi uzman personelin görev yapması öngörüldü.
  • İşverenler ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alabilecek.
  • Devlet, 10’dan az çalışanı olan işletmelerin iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri giderlerini destekleyecek.
  • İş kazalarını ve meslek hastalıklarını önleme adına önceden risk değerlendirilmesi yapılacak.
  • Çalışanlar belli aralıklarla sağlık gözetiminden geçirilecek.
  • İş kazaları ve meslek hastalıklarının kayıtları daha etkin ve güncel hale getirilecek.
  • Elli ve daha fazla çalışanın bulunduğu tüm işyerlerinde, iş sağlığı ve güvenliği kurulu oluşturulacak.
  • İşyerlerinde acil durum planları hazırlanacak.
  • İşveren tüm çalışanlarını, İş sağlığı ve güvenliği ile çalışma hayatına dair hak ve sorumlulukları hakkında bilgilendirecek.
  • Çalışanlar işyerlerindeki iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerine aktif katılım sağlayacak.
  • Çalışan, ciddi ve yakın tehlikeyle karşı karşıya kaldığında çalışmaktan kaçınma hakkını kullanabilecek.
  • Birden fazla işverenin olduğu yerlerde, İş sağlığı ve güvenliği konusunda koordinasyon sağlanacak.
  • Hayati tehlike durumunda işyerlerinin tamamında veya bir bölümünde iş durdurulabilecek.
  • Kanunun bazı hükümleri aşamalı olarak hayata geçirilerek yeni durumlara uyum kolaylaşacak.
  • Büyük endüstriyel kaza riski taşıyan işyerleri, güvenlik raporu ve kaza önleme politika belgesi olmadan işe başlayamayacak.
  • Kanununun uygulanmasını kolaylaştırmak için, etkin idari yaptırım uygulanacak.
  • Kişinin bulunduğu işyerindeki çalışan sayısı ve işyeri türü kanundan yararlanmasına engel olmayacak.
  • Kanun aynı zamanda çırak ve stajyerler için de geçerli olacak.
  • Her çalışan, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili uygulamalardan faydalanacak.

 

  1. KURALCI DEĞİL ÖNLEYİCİ YAKLAŞIM

Uzun süredir kanun tasarısı üzerinde çalışan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, yeni kanunu şu şekilde özetliyor “kuralcı değil, önleyici yaklaşım”. Nitekim teorik olarak da, stratejik olarak da bu tanımlama bir iş sağlığı güvenliği yasasının ana esası olmalıdır. Ancak, kanunda eksikler olmakla birlikte birçok açıdan ileriyi dönük adımlar atıldığı aşikâr. Kanunda açıkça ifade edilen bir diğer husus da işyerlerine, risk değerlendirmesinde tespit edilen hususları da göz önünde bulundurarak, genel bir önleme yaklaşımı getirildi. Bu bağlamda tüm sorumluluk işverene ait olmakla birlikte, iş sağlığı ve güvenliğinin işyerinin bütününde benimsenmesi ve uygulanması hedef alınıyor.

Kanun da yer alan bir diğer önemli madde de süreklilik ve önlenebilirlik ile ilgili. Yeni kanun denetim ve gözetim noktasında risk değerlendirmelerinin rutin olarak gözden geçirilmesini öngörerek iş sağlığı ve güvenliğinde en iyi koşulları hedefleyerek, işyerlerinin mevcut durumunun sürekli iyileştirilmesini amaçlıyor. Denetimi sürekli hale getiren kanun bir yandan da önleyici tedbirler üzerinde duruyor. Bu bağlamda kanunun genelinde iş kazası veya meslek hastalığı ortaya çıktıktan sonra neler yapılacağı değil, iş kazası ve meslek hastalığının önlenmesi için atılacak adımların esas olacağı üzerinde duruluyor.

İşyerleri Tehlike Durumlarına Göre Sınıflandırılacak

Kanunun getirdiği bir diğer yenilik de sınıflandırmalara ilişkin. Yeni kanun ile İşyerleri, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin daha etkin sunumu amacıyla tehlike sınıflarına ayrılacak. Bu sınıflandırmada; yapılan işin özelliği, işin her safhasında kullanılan veya ortaya çıkan maddeler, iş ekipmanı, üretim yöntem ve şekilleri, çalışma ortam ve şartları gibi hususlar dikkate alınacak. Tehlike sınıfları; işyerlerinin yaptığı asıl iş dikkate alınarak, sosyal tarafların dahil olduğu bir komisyonun görüşleri doğrultusunda Bakanlıkça tespit edilecek. Çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde (A) sınıfı, tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde en az (B) sınıfı, az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde ise en az (C) sınıfı iş güvenliği uzmanlığı belgesine sahip olanlar görev yapabilecek.

Her İşyerine İş Güvenliği Uzmanı Ve İşyeri Hekimi

Yeni kanun ile çalışma hayatına getirilen düzenlemelerden bir diğeri de “uzman personel” zorunluluğu. Söz konusu madde uyarınca çalışanların sayısına ve işyeri türüne bakılmaksızın her işyerinde iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ile diğer sağlık personeli görev yapacak. İSG profesyonelleri, özel eğitim gören ve mesleki yeterliliğini sınavla ispatlayan kişiler arasından Bakanlıkça yetkilendirilecek. Gerekli şartları taşıması durumunda, işverenin kendiside iş sağlığı ve güvenliği hizmetini üstelenebilecek. Bu profesyoneller, yetkileri kapsamında işverene karşı sorumlu olacak. Bu sorumluluk kapsamında İSG profesyonelleri, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hususları işverene iletmek ile yükümlü olacak. Bunun yanı sıra kanun ile işverenin tedbir almadığı hayati tehlike arz eden riskler bulunması durumunda İSG profesyonellerinin doğrudan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurmasını esas alıyor. Nitekim herhangi bir iş kazasının meydana gelmesi durumunda ihmali tesbit edilen iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekiminin yetki belgesinin askıya alınması söz konusu.

İşyerleri İçin Ortak Sağlık Ve Güvenlik Birimi

Kanunla gelen bir diğer yenilik de Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri. Kanun iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin belirlenen sürelerle işyeri bünyesindeki personel tarafından verilmesini esas alıyor ancak işyerinde uygun vasıflara sahip personel bulunmaması halinde bu hizmetin işyeri dışındaki ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden alınabilmesine olanak sağlıyor. Bu çerçevede kamu kurum ve kuruluşları, organize sanayi bölgeleri ile özel şirketler tarafından kurulacak ortak sağlık ve güvenlik birimleri; gerekli donanım ve personele sahip olmaları şartıyla Bakanlıkça yetkilendirilecek. Ortak sağlık ve güvenlik birimleri, yetkileri kapsamında hizmet sundukları işverene karşı sorumlu olacak. İş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekiminin tam süreli görevlendirilmesi gereken işyerlerinde ise işveren, gerekli donanım ve personeli sağlayarak iş yeri sağlık ve güvenlik birimi kuracak.

Küçük İşletmelere Devlet Desteği

Kanunda yer alan “iyileştirmelerden” biri de küçük işletmeleri getirilen devlet desteği. Kanun uyarınca Kamu hariç 10’dan az çalışanı olan çok tehlikeli ve tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yerine getirilmesinde, Bakanlık maddi destekte bulunacak. 10’dan az çalışanı bulunan,  az tehlikeli sınıftaki işyerlerinin bu destekten yararlanmasına ise Bakanlar Kurulu karar verebilecek. Desteğin uygulamasında Sosyal Güvenlik Kurumu Kayıtları esas alınacak. Sigortasız personel çalıştırdığı tespit edilen işyerlerinden,yapılan destek yasal faizi ile birlikte geri alınacak. Bu işyerleri destekten üç yıl süreyle men edilecek. 

Risk Değerlendirmesi Zorunlu Hale Geliyor

Yeni Kanun ile öngörülen “önleyici önlemler”in başında risk değerlendirmesi ile ilgili maddeler geliyor. Kanun çerçevesinde işverenler, işyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenmesi ve bertaraf edilmesi için risk değerlendirmesi yaptıracak. Bu çalışmalara işveren ve iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinin yanı sıra çalışanların da katılımı sağlanacak. İş yerlerinde sürekli iyileştirmenin sağlanması amacıyla risk değerlendirmesi çalışması güncel halde tutulacak. Risk değerlendirmesi çalışması, işyerlerinin tehlike sınıfına göre periyodik olarak yenilenecek. Yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu da risk değerlendirmesinde özellikle dikkate alınacak. Maddenin bir diğer boyutunda ise iş durdurma cezasına kadar varan “kati” uygulamalar yer alıyor. Söz konusu kanun maddesi uyarınca maden, metal ve yapı işleri ile tehlikeli kimyasallarla çalışan sektörler ve büyük endüstriyel kazaların olabileceği iş yerlerinde risk değerlendirmesi yapılmamışsa iş durdurulabilecek.

 İşe Başlamadan Önce Sağlık Taraması

Yeni kanuna atfedilen “kuralcı değil önleyici” felsefesi bağlamında kanunda yer alan bir diğer “önleyici” uygulamada çalışanların hassasiyetlerinin saptanması ve riskli durumların, belirlenebilmesi amacıyla tüm çalışanların sağlık taramasına tabi tutulması zorunluluğunu görüyoruz. Bu kapsamda çalışanların sağlık muayeneleri; işe girişlerinde, iş değişikliğinde, iş kazası ve meslek hastalığı ile sağlık nedeniyle verilen aralardan sonra tekrarlanması öngörülüyor. Bu durumlar dışında ise ÇSGB tarafından belirlenen sürelerde periyodik olarak sağlık muayenelerinin yapılması zorunlu hale getiriliyor. Bir diğer önemli nokta ise tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan iş yerlerinde çalışacak olanların, yapacakları işe uygun olduklarını belirten sağlık raporu almalarının ön şart olarak kabul edilmesi.

İş Kazası Ve Meslek Hastalıklarında Etkin Kayıt Dönemi

Yeni kanunla başlayan yeni dönemde, önceki yıllarda eksikliği bir hayli fazlaca hissedilen “istatiki’’ veriler” konusu da ele alınmış. Bu bağlamda yeni kanunla iş kazaları ve meslek hastalıklarının kayıtları daha etkin ve güncel hale getirilecek. İş kazaları kazadan sonraki, meslek hastalıkları ise öğrenildikten sonraki üç işgünü içinde işveren tarafından, Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilecek. İşyeri hekimi ve sağlık görevlileri tarafından meslek hastalığı ön tanısı konulan vakalar, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularına sevk edilecek. Sağlık kuruluşları ise kendilerine intikal eden iş kazalarını, yetkilendiren sağlık hizmeti sunucuları ise tanı koydukları meslek hastalıklarını en geç 10 gün içinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirecek. Ayrıca İşyerinde meydana gelen ramak kala olaylar da, işveren tarafından da özenli bir şekilde kayıt altına alınacak.

İşyerleri Acil Durumlara Karşı Hazır Olacak

Kanunun temel “stratejisi” olarak addedilen  “önleyicilik” düsturu çerçevesinde getirilen bir diğer uygulama da acil durumlara ilişkin maddeler. Yeni kanunla tüm işverenler; ilkyardım, yangınla mücadele, kişilerin tahliyesi, ciddi ve yakın tehlikeyle karşılaşılması gibi durumlar için önceden acil durum planı hazırlayacak. Acil durumlara hazırlık amacıyla tüm çalışanların katılacağı eğitim ve tatbikatlar yapılacak. İşverenler; ilkyardım, acil tıbbi müdahale, kurtarma ve yangınla mücadele konularında işyeri dışındaki kuruluşlarla da irtibatı sağlayacak. Ciddi ve yakın tehlike bulunan yerlere, sadece gerekli donanıma sahip ve özel olarak görevlendirilenler girebilecek. Bunların dışındaki çalışanlardan işlerine devam etmeleri istenemeyecek. Ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez hale gelmesi durumunda ise, çalışanlar işlerini derhal bırakarak tahliye edilecek.

İş Sağlığı Ve Güvenliğine Çalışan Katkısı

Bugüne değin iş sağlığı ve güvenliği konusunda eksik kalan yönlerden biri de şüphesiz ki koordinasyonsuzluk idi. Başka bir deyişle işçi ve işveren iş sağlığı ve güvenliği konusunda ortak bir paydada buluşmaktan uzaktı. Ancak, ideal bir iş sağlığı güvenliği sürecinde her iki tarafın da ortak paydada buluşup, ortak katkılarda bulunması elzemdir. Yeni kanunda yer alan yeni uygulamalardan biri de bu eksikliğe yönelik. Kanun çerçevesinde iş sağlığı ve güvenliğinde daha etkili bir sonuç alabilmek amacıyla yapılacak faaliyetlere çalışanların aktif katılım sağlaması öngörülmekte. Bu bağlamda işyerlerinde; iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda çalışanlarla işveren arasındaki iletişimi sağlayacak çalışan temsilcisi görevlendirilecek. Seçimle ya da atama yoluyla görevlendirilen çalışan temsilcileri, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda işverene teklif getirebilecek. Bunun yanı sıra şayet işyerindeki yetkili sendika bulunması halinde, sendika temsilcileri çalışan temsilcisi olarak da görev yapabilecek. Çalışan temsilcileri getirdikleri öneriler nedeniyle işveren tarafından hak mahrumiyetine uğratılamayacak.

İş sağlığı ve güvenliği sürecine çalışan katkısının artırılması hususunda getirilen bir diğer yenilik de isg eğitimleri çerçevesinde ele alınmış. Bu çerçevede işveren, tüm çalışanlarını iş sağlığı ve güvenliği ile çalışma hayatına dair hak ve sorumlulukları hakkında bilgilendirecek. Çalışanlar iş ve işyeri değişikliği, uzun süreli işten uzak kalma ve kullanılan donanımın değişikliğinin ardından, yeni çalışma koşullarına yönelik olarak eğitim alacak. Bu eğitimler düzenli aralıklarla tekrarlanacak. Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde çalışacak olanlardan, yapacağı işle ilgili mesleki eğitim aldığını belgelemeleri istenecek. Bu belgeye sahip olmayanlar bu işlerde çalıştırılmayacak. Eğitimlerin maliyetleri çalışana yansıtılmayacak ve bu eğtimlerin süresi çalışma süresinden sayılacak.

Tehlike Durumunda Çalışmaktan Kaçınma Hakkı

Kanunda üzerinde oldukça fazla yorum yapılan bir diğer uygulama da “tehlike durumunda çalışmaktan kaçınma hakkı”. Söz konusu uygulama uyarınca çalışan, ciddi ve yakın tehlikeyle karşı karşıya kaldığında iş sağlığı ve güvenliği kuruluna, kurulun bulunmadığı yerlerde ise işverene bu durumun giderilmesi için başvuracak. Çalışanın talebi doğrultusunda karar verildiği takdirde gerekli tedbirler alınıncaya kadar, çalışmaktan kaçınma hakkına sahip olacak. Talep ettiği halde gerekli tedbirlerin alınmadığı durumlarda çalışanlar iş sözleşmelerini feshedebilecek. Çalışan; gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınma hakkını kullandığı dönemde ücretini alacak. Çalışan,  bu dönemde iş sözleşmesinden doğan ve kanunlardan gelen haklarınıda kullanabilecek.

İş Merkezlerinde İş Sağlığı Ve Güvenliği Koordinasyonu

Kanunla yeniden düzenlenen hatta ayrıntılı bir şekilde ele alınan konulardan bir diğeri de artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen alışveriş/iş merkezlerine ilişkin getirilen yeni uygulamalar. Kanunun söz konusu maddesi uyarınca aynı işyerinde birden fazla işveren olması durumunda işverenler, mesleki riskler ve önlenmesi konularında birbirlerini ve çalışan temsilcilerini bilgilendirmekle yükümlü. İş merkezleri, iş hanları, alışveriş merkezi ve sanayi bölgeleri gibi yerlerde ise işyerleri arasında iş sağlığı ve güvenliği konusunda koordinasyon yönetim tarafından sağlanacak. Yönetim, işyerlerinin birbirlerini etkileyebileceği tehlikeler konusunda gerekli tedbirleri almaları için işverenleri uyaracak. Uyarılara uymayan işyerleri ise yönetim tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bildirecek.

 

Hayati Tehlike Tespitinde İşin Durdurulması

Yeni İSG kanununda ön plana çıkan maddelerden bir diğeri de “hayati tehlike tespitinde işin durdurulması”na ilişkin madde. Kanunun söz konusu maddesi uyarınca hayati tehlike tespitinde bu tehlike giderilinceye kadar, işyerinin tamamı değil sadece bu tehlikeden doğabilecek riskin etkileyebileceği alanda iş durdurulacak. Böylece işyerinin tamamen kapatılmasıyla yaşanabilecek mağduriyetler önlenmiş olacak. İşveren, işin durdurulması sebebiyle işsiz kalan çalışanlara, ücretlerini ödemeye devam edecek. Çalışanlar, ücretlerinde bir düşüş olmaması kaydı ile meslek veya durumlarına göre başka bir işe yönlendirilebilecek.

 

Büyük Endüstriyel Kaza Riski İçin Tedbir

Kanunun “önleyici”liğinin altının çizildiği bir diğer maddede ise büyük endüstriyel kaza oluşabilecek işyerlerinde, kaza önleme politika belgesi veya güvenlik raporunun, işyeri çalışmaya başlamadan önce istenmesi zorunlu kılınıyor. Bu çerçevede güvenlik raporu hazırlama yükümlülüğü bulunan işveren, hazırladığı güvenlik raporlarının içerik ve yeterliğinin Bakanlıkça incelenmesinden sonra işyerlerini işletmeye açabilecek. Böylece muhtemel endüstriyel kazaların engellenmesine yönelik önleyici çalışmaların yapılması ve muhtemel kazalarda meydana gelebilecek büyük ölçekli kayıplardan korunması sağlanacak.

İdari Yaptırımlar Etkinleştiriliyor

Kanunun kazalara ilişkin “caydırıcılık” bağlamındaki maddelerine bakıldığında ise genel olarak idari yaptırımların ağırlaştığı görülmekte. Söz konusu maddeler uyarınca işyerlerindeki çalışma hayatının teftişinde, iş sağlığı ve güvenliği koşullarının iyileştirilmesi için iş müfettişleri görev alacak ve müfettişlerin kanuna aykırılık tespiti durumunda, idari para cezaları daha caydırıcı halde uygulanacak. Bahse konu olan idari cezalara örnek vermek gerekirse, kanun uyarınca;

 

  • İşveren, iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi görevlendirmediğinde herbir kişi için 5.000 lira ceza ödeyecek.
  • Aykırılığın devam ettiği her ay için de aynı miktar uygulanacak. Risk değerlendirmesi yapmayan işverene 3.000 lira, aykırılığın devam ettiği her ay için 4.500 lira idari para cezası uygulanacak.
  • İşverenin iş kazası veya meslek hastalığını SGK’ya bildirmemesinin cezası da 2.000 lira olacak.
  • Büyük kaza önleme politika belgesi hazırlamayan işverene 50.000 lira idari para cezası verilecek.

 

  1. KANUNUN TARAFLAR AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

 

İşyerlerinde iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personeli görevlendirilmesi gibi bazı hükümlerin aşamalı olarak hayata geçirilmesi planlanan yeni kanun ile kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği profesyonelleri, Temmuz 2014’de itibaren göreve başlayacak. 50’den az çalışanı olan, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği profesyonelleri Temmuz 2013’ten itibaren görev alacak.

 

Uygulama açısından “kademeli bir geçiş süreci” öngören yeni kanunun taraflar açısından neler getirip neler götürdüğü konusunu da objektif açıdan ele almakta fayda var. Bu bölümde kanunun çalışan ve işveren açısından madde madde ele alacağız:

 

İşveren Açısından Getirdikleri

 

  • İş sağlığı ve güvenliği koşullarını iyileştirme ve bunun sürekliliğini sağlama.

 

  • Çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu dikkate alma.

 

  • Risk değerlendirme raporlarını da göz önünde bulundurarak genel bir önleme politikası geliştirme.

 

  • Mesleki risklerin önlenmesi için, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbiri alma.

 

  • Çalışma ortamında gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaları yaptırma.

 

  • İzleme, denetleme ve uygunsuzlukları giderme.

 

  • Çalışanların hayati tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alma.

 

  • Aynı çalışma alanını birden fazla işverenin paylaşması durumunda koordinasyon sağlama.

 

Çalışanlar Açısından Getirdikleri

 

  • Sayı sınırı olmaksızın iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinden yararlanma.

 

  • İşyerlerindeki iş sağlığı ve güvenliği çalışmaları ile ilgili görüş verme ve aktif katılım sağlayabilme.

 

  • Ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalması durumunda, gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınma.

 

  • İş sağlığı ve güvenliği konularında eğitim alıp, bilgilenme.

 

  • İş sağlığı ve güvenliği konularında temsil edilme.

 

  • Kendisinin ve çalışma arkadaşlarının sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmeme.

 

  • Kendilerine verilen üretim ve korunmayla ilgili tüm araç ve donanımları doğru kullanma.

SONUÇ

Görüldüğü üzere yeni kanun halen eksikleri ve boşlukları olmakla birlikte, yüzü ileriye dönük, ideale dönük bir yapıda çıkıyor karşımıza. Ne var ki kitaplarda yazılı olan kanunların, özellikle de geçerliliği, uygulanabilirliği, işlevselliği ve sürdürülebilirliği sahada, uygulama aşamasında kendisini göstermektedir. Zira ihtilaflı maddeler nedeniyle henüz tamamen yürürlüğe girmemiş olan yeni kanun da kendisini sahada yani uygulama aşamasında gerçekleştirecektir.

İş sağlığı ve güvenliği konusunda unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta da bu sürecin işçi, işveren ve devlet arasında kurulacak ve aktif bir şekilde çalışacak bir koordinasyon mekanizması ile yürüyeceğidir. Aksi takdirde denge sağlanamaz ve işlevsellikten ve haliyle de sürdürülebilirlikten bahsetmek imkânsız hale gelir.

Uzunca süren çalışmalar neticesinde, işçi, işveren, üniversite ve kamu kuruluşlarının katkılarıyla ortaya konulan yeni kanun umuyoruz ki Türkiye’nin İSG konusundaki süregelen “kötü sicilini” bertaraf eder ve Türkiye İSG hususunda örnek ve öncü ülkelerden biri haline gelir…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone