İsim Meselesi

KemalOnalir

Aralık 2014, Bülent Arınç memleketi Manisa’da yaptığı bir konuşmada ‘Eğer talep gelirse illerin adını değiştirebiliriz’ demişti. Manisa’nın adını da Saruhan olarak değiştirelim diye teklif etti.

Bu tarihten 1 yıl önce ise doğu ve güneydoğu illerimizden bazılarında ‘Kürtçe’ yön tabelaları asıldı. Şanlıurfa’nın adı ‘Riha’, Diyarbakır’ın adı ise ‘Amed’ olarak tabelalara yazıldı. Şehir Merkezi, köprü, mezarlık gibi yerlerin özel isimleri aynı bırakılıp sıfatları ‘Kürtçeleştirildi’.

Birde saçma sapan değişiklikler yapıldı. Mardin’in adı Merdîn imlasıyla yazılınca Kürtçe sayılır oldu.

Geri dönmek üzere geçelim.

Şimdiki hükümet partisi AKP, 14 Ağustos 2001 tarihinde kuruldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, selefi Abdullah Gül, Eski bakanlardan Bülent Arınç gibi isimler tarafından kurulan partinin tabanı yoktu. Saadet ve Fazilet partilerinin genel çerçevesi olan ve Milli Görüş olarak lanse edilen ekolden gelseler bile parti içinde hemen her görüş ve partiden adam vardı.

MHP, DP, ANAP, DYP gibi partilerde siyaset yapmış kimseler ilk iki AKP hükümetinde bolca bulunmaktaydı.

Partinin tabanı olmadığı gibi, sanatçısı, yazarı, iş adamı vesaireside yoktu. Onları da topladılar. Hemde bir değil iki defa. Partinin sanatçısı Uğur Işılak, yazarı Mümtazer, iş adamı ise Boydaklar oldu. Mümtazer ile Boydaklar sonradan FETÖ’cü çıktı. Darısı Uğur’a…

Türkiye siyasetinde hemen her parti kendine has el işaretleri kullanırdı. Erbakan, işaret dilinde ‘tamam’ manasına gelen başparmak gösteriyor, ANAP taraftarları, bizim Amerikan çizgi filmlerinden öğrendiğimiz, ellerini başlarının üzerinde kavuşturarak taraflarını belli ediyorlardı. MHP’liler ise bozkurt yaparlardı. AKP’nin böyle bir memi yoktu. Onuda Mısır’da buldular. Rabia olarak adlandırılan hareket böylece siyasi tarihimize girmiş oldu.

Partinin temellenmesi hareketinde ilk gereklilik sağlandı.

Cemaat ile ters düşüp yayın organlarının bir bölümünü elden kaçırınca yeni bir medya patronu çıktı ortaya. Ahmet Çalık, Turkuaz Medya gurubunu satın aldı. O, bu işten sıkılınca yerine Cemal Kalyoncu geldi. Sabah ve Takvim gazeteleri, ATV ve A Haber kanalları AKP’nin emrine girdi. TRT’nin yanında ikinci bir ekran sahibi oldular. Kendi yazar kadroları oluşmuş oldu. İkinci şartta tamamlandı.

AKP dönemi zenginleri ise Mustafa Albayrak, Fettah Tamince, Nahit Kiler, Hızır Demir, Ali Kemal Kopuz gibi isimler oldu. AKP’nin finansörü konumdadırlar. Bunların iş adamlığı 90’lı yılların sonundan başlar. 2007 yılı ise milatları olmuştur. İş adamı ayağıda böylece tamamlanmış oldu.

İsimler meselesine geri dönelim.

Memleketin hemen her ilinde belli yerler solculuğu veya sağcılığı ile meşhurdur. AKP’liliği ile meşhur olan bir yer ise yoktur. Daha doğrusu yoktu.

Önce yılların Boğaz Köprüsü, ’15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ oldu. Melih durur mu? O’da 85 yıllık Kızılay Meydanının adını ’15 Temmuz Kızılay Demokrasi Meydanı’ yapıverdi. Peki İslamcılar durur mu? Onlarda ‘Sabiha Gökçen Havalimanı’nın’ adını değiştirmeyi teklif ettiler. Sabiha Gökçen ismine olan kinlerine Şehit Ömer Halisdemir’i maske yapıp O’nun adının havalimanına verilmesini teklif ettiler. Olur mu? Olur…

İsimlerde mesele bölgeye hitap ediliş biçimi değildir. Kızılay Meydanına hiç kimse o saçma isimle hitap etmez. Köprünün adı hükümetin uygun gördüğü değil ‘Şehitler Köprüsü’ olmuştur.

Son 6 ayda 700 şehit vermişken 15 Temmuz’da ölenleri cımbızlamak kendi partilerinin olmayan temellerini atma çabasından başka bir şey değildir.

AKP, ülkenin köklü partileri arasına girme çabasında bu olaylarında üzerine yatmaktadır.

İsimler bu açıdan önemlidir. Türkler bütün fetih süreçlerinde ele geçirdikleri yerlerin adını Türkçeleştirmiştir. Artık kendilerine ait olduğunu tescillemişlerdir. Başka milletlerde aynı yolu her daim izlemiştir.

Velhasıl-ı kelam, isimler önemlidir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone