İşine Gelen Demokrat!

Yeni tartışma konusu Diyanet İşleri Başkanlığı ve bu kurumun başkanı. Öyle basit bir mevkii değil. Yıllık bütçenin nereden baksan yarısını yöneten adamdan bahsediyoruz. Hem bu bütçenin yarısını alıyorsunuz hem de bütçeden açık verince hesap falan vermiyorsunuz. Öyle bir kurum ve mevkii.

İlkel demokrasinin AİDS gibi bütün memleketi sardığı şu günlerde ‘Diyanet İşleri neden bu kadar monarşik?’ diye düşünen birkaç akl-ı evvel bu kurumun başkanının da imamlar tarafından seçilmesini düşünmüş.

Bunlar konuşulunca insan oturup bir düşünüyor. Uygulaması nasıl olacak acaba diye. Mesela 2 tane aday çıkacak, seçim süreci boyunca propaganda mı yapacak?

1.aday; ‘Benim dönemimde namaz 3 vakit, oruç 10 gün, Hac ise 3 gün olacak’ gibi şeyler söylerken, 2. aday; ‘İbadet neymiş, Kur’an’da yazmıyor’ falan mı diyecek. Öyle ya seçim varsa propaganda, vaat, proje de vardır.

İşin şakası bir yana adaylardan biri İsmail Ağa öteki Menzil öteki de FETÖ’den ise ne olacak? Olacak olan belli, Fetullahçılar seçimlerde üçkağıt yapmasını, trafolara kedi sokmasını iyi bilirler. Kısacası kazanırlar.

Haydi bunu da geçtik seçim günü namazları kim kıldıracak kardeşim? Bu imam tayfası o gün Ankara’da falan toplanıp oy kullanacaklar, memleketin camileri kapalı kalacak. Bu millet cehennemde cayır cayır yansın mı?

Hepsini geçelim.

Diyanet İşleri Başkanlığı sadece İslam dininin değil Türkiye sınırları içinde var olan bütün dinlerin tek yetkili makamıdır. Diyanet İşleri’nden başka fetva makamı yoktur. Herhangi eski veya yeni bir konuda Diyanet İşleri’nin dediği doğrudur. Daha doğrusu böyle olması gerekir.

Günümüze bakarsak her yandan bir cemaatin, tarikatın türediği bir ülkede yaşıyoruz. Kafanızı ne yana çevirseniz bir şeyh, öteki yana çevirseniz hoca fırlıyor. Bunlar içtimai hayatın her konusuyla ilgileniyor, her meseleyle ilgili fikir beyan etme hakkını kendilerinde buluyorlar. Bunlar fetva makamı gibi davranıyor, Diyanet falan sallamıyor, kafalarına göre hüküm verip bu hükmü icra ediyorlar.

Bunlar ne kadar çok Ehl-i Sünnet falan filan davransalar da eski Türk dinin tesiri ile ortaya çıkmış adamlardır. Hoca, Şeyh, Ata, Baba gibi tarihi süreç içinde değişen adları olmuştur. Dini mantalitelerini geçtim, çıkış noktaları bile İslâm değildir. Bu durum bunların ‘milli’ olduğu anlamına falan gelmez. Bu konuyu da izah edeceğim.

Türklerin İslam anlayışı 2 büyük kırılma yaşamıştır. Bunların ilki ve Türklerin asıl din mantığı olan dönemi yansıtan Maturidilik dönemidir. İmam Maturidi’nin kurduğu bu anlayış akla dayanmakla beraber meselelerin yorumlanmasını mantıkla yapan bir anlayıştır. İmam Maturidi de soy olarak Türk’tür.

Bu anlayış Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinin ardından yerini Eşarilik olarak bilinen mantığa bırakmıştır. Yavuz Sultan Selim 40 bin Alevi katletmemiş fakat Mısır seferi sonrası Anadolu medreselerine doldurduğu Eşari hocalarıyla milyonlarca Türk’ün geleceğini değiştirmiştir.

Eşarilik günümüz İslâm anlayışıdır. Biat etmeye dayanır, sorgulatmaz, şeyh ne derse doğrudur. Vebal atmak için birebirdir. Zenginin dostu fakirliğin müsebbibi bu İslam anlayışıdır.

Diyanet İşleri denilen kurum işte bu mantığı tekrar akıl ve mantığa bunun yanında bilime oturtmak için Mustafa Kemal’in çalışmalarıyla kurulmuştur. Bugün İsmail Ağa tarikatı bu bol paralı ve bol yetkili kuruma göz dikmiş, kendilerine bağlı imam sayısına güvenerek seçim ister hale gelmiştir. Bu durumun sorumlusu da bizzat Diyanet’in kendisidir.

Ülkede tarikat, cemaat bolluğunun sebebi Diyanet’in boş vermişliği, yaptığı yayınların millete ulaşmaması, verdiği hutbelerin yandaş olmasındandır. Bu durum insanları tarikatçılar ve bağımsız Müslümanlar olarak ikiye bölmektedir.

Cübbeli’nin talebi bence ihbar olarak algılamalı, Diyanet içindeki Fetullahcılar araştırılırken İsmail Ağacılara da bir göz atılmalıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı ne olacak derseniz?

Halifelikten farkı yoktur. Ömrünü doldurmuş, yozlaşmış, lüzumsuzlaşmış bir kurumdur. Kapatılarak yerine yenisi ihdas edilmelidir. Bu yeni kurumun birinci önceliği tarikatlarla mücadele olmalıdır. Yönetim kadrosu da din adamlarından değil, felsefeciler, İslam tarihçileri, sosyologlar ve teologlardan oluşmalıdır. Başkanı sanat tarihçisi olsa da olur.

Kurumlar başkanlarının gücüyle değil felsefeleriyle var olurlar. Başkandan başkana değişen felsefesi ile Diyanet varlık amacını yitirmiştir.

Son olarak Cübbeli Ahmet’i omurgalı durmaya davet ediyorum. Birkaç sene önce haram dediğin demokrasiye bugün âşık olman seni demokrat değil iki yüzlü yapıyor. Bu ülkede herkes günlük yaşamıyor.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone