İslamcı Kapitalistin Yahudi ve Ermeni Ortaklığı

yusufhanguzelsoy

20 Ekim 1994’te İstanbul’da “İslami Ekonomide Yönelişler” adlı bir konferans düzenlendi. Konferansta konuşulan konulardan biri İslami ekonomi kavramı oldu. Konferansa katılanlarca “İslam ekonomisi kavramı yenidir; öncelikle bu, Hindistan’daki Müslümanların ortaya çıkardıkları bir kavramdır. 1970’lerde ise Prof. Mamidullah tarafından diğer İslam ülkelerine, bu arada Türkiye’ye aktarılıp geliştiriliştir.” açıklaması yapılmıştır. 1960’larda bu kavram Necef’teki Şii uleması tarafından komünizme ve diğer mezheplere karşı geliştirilmiş; Şii ulemadan Bakr El Sadr bu konuda “İktisaduna” adında bir çalışma yapmıştır. Maksat Sünni zenginlere karşı Şii piyasasını korumaktı.

Faik Bulut, “Tarikat Sermayesinin Yükselişi/İslam Ekonomisinin Eleştirisi” isimli kitabında şöyle diyor: “Suudi Arabistan’da 1960’ların ortalarında başlayıp 1970’lerden itibaren hız kazanan petro-dolar birikimi, bir yerlere akmak durumundaydı. Çünkü dünyadaki ekonomik ilişkiler ağı, artık finans-kapitalin emrindeydi. Çok uluslu şirketlerin şu ya da bu ülkede massif yatırımlar (fabrika, tesis vb.) yapmak yerine sermaye ihracı denilen bir yola başvurmaları ilginçtir. Eh, Amerikan destekli Suudi petro-dolar sermayesi (ayrıca diğer petro-dolar şeyhlikleri), dinini kullanarak, İslam ülkelerine açılmalıydı. ‘Petro-İslam’ kokan bu ‘İslami bankacılık’ olayı da, tarikat sermayesiyle bütünleşip dolardan destek almanın ürünüdür. Bu da üçüncü noktadır.”

Petro-dolar döngüsü yüzünden Ortadoğu’da nice kelleler gitmiştir. İlk zamanlar petrol ihracı yapan ülkeler petrol karşılığında altın alıyordu. Ancak 1971’de Amerikan hükümeti petrol karşılığında altınla ödeme yapamaz olmuştu. 1972’den 1973’e kadar Suudi ailesiyle görüşen Amerikan hükümeti, ailenin otoritesini güvenceye alıp koruma karşılığında dolarla ödeme yapacağına dair anlaşma imzaladı. Bir müddet sonra bütün OPEC ülkeleri petrol karşılığında dolar almaya başladı. Kaddafi ve Saddam’ı ipe götüren nedenlerden birinin bu iki ismin altına dönme düşüncesinde olduğu iddiası da vardır.

“İslami Ekonomide Yönelişler” konferansında İslami ekonominin kapitalizmle ve dolayısıyla faizle olan ilişkisi de bir şekilde itiraf edilmiştir. İktisatçı teorisyen Necatullah Sıddıki şu açıklamayı yapmıştır: “Doğrudur, biz İslam ümmetini oluşturuyoruz. Kendimize özgü ekonomimiz olmalı. Fakat unutmayalım ki, dünya bizden ibaret değil. Biz, ümmet olarak, dünyadan ayrı bir yerde bulunmuyoruz. O halde, dünyadaki diğer sistem ve oluşumlarla yakından ilgilenmeli, onlarla işbirliği yapmalıyız. Onlarla ortak yönlerimiz olmalı.”

Vakti zamanında Müslüman birikiminin İslami kuruluşlara ya da bankalara aktarılması istendiğinde, Korkut Özal yastık altında muazzam bir paranın birikmiş olduğunu ve bunların kullanılması gerektiğini açıklamıştı. Bu açıklamadan yıllar sonra, 8 Kasım 2002’de Sabah gazetesi köşeyazarlarından Yavuz Donat’ın konuğu olan AKP İstanbul Milletvekili Ali Coşkun şu açıklamayı yapacaktı: “Gaziantep’ten kamyonlar dolusu para kasası getirilip satıldı. Çok kişi parasını evde saklıyor. Yastık altındaki paranın ve altının toplamı en az 70-80 milyar dolar…”

İslami bankaların, İslami holdinglerin tek sahipleri Müslümanlar mıydı?

Ülker grubundan örnek vereyim.

Ülker ailesinin ilk soyadı Berksan’dır. Aile aslen Kırımlıdır. Ülker’in ilk ortaklarından olan Haim Vitali Nahum’un damadı Erroll Gelardin, “Sabri Ülker’i Bir de Benden Dinleyin” başlıklı yazısında ailenin büyük olan Asım Ülker’den de söz etmektedir. Gelardin’in anlattıklarına göre Ülker fabrikası Sirkeci’de ufak bir odada Haim Vitali Nahum, Asım Berksan, Rum Palasko ve Sabri Berksan tarafından kurulmuştur.

Asım Berksan, ilk zamanlar Beşler Bisküvi fabrikasında işçi olarak çalışmaktadır. Genç Asım, orada çalışan bir Musevi kızına aşık olur. Vitali Nahum araya girer ve evlenirler. Daha sonra Beşler’in işleri bozulur ve Vitali Nahum, Asım Berksan’a iş teklifinde bulunur. Ardından Ülker Şekerleme kurulur. Bu üç ortağa daha sonra şekelerme ustası Rum Palasko da dahil olur. 4 ortağın işleri güzel gider ve zenginleşmeye başlar. Hemen ardından Palasko ortaklıktan ayrılır. İşlerini büyüten Berksan ailesi soyadını değiştirir ve Ülker yapar. Tüm bu gelişmeler olurken Sabri Ülker esasında bir üniversite öğrencisi olarak okumaktadır. Asım Ülker, kardeşini ortak yapmıştır. İşlerin gelişmesiyle, 2000 kişilik fabrikanın kurulmasıyla bir ilgisi yoktur.

Esas bomba şudur: Hayim Vitali Nahum’un açıklamalarını aktaran Errol Gelardin, Ülker’in işlerini büyütmesinin yegane sebebi olarak kayınpederinin çevresinden faizle bulması olduğunu yazmıştır! Asım ve Sabri Ülker, fabrikasını faizle tefecilerden alınan borç sayesinde kurmuştur. Daha sonra “Ben Müslümanım, kimsenin hakkını yemem.” diyen Sabri Ülker, Vitali Nahum’u işten çıkartmış ve amortisman yoluyla hakkının çok daha aşağısında bedelleri eski ortağına ödemiştir. Buna rağmen ilginçtir, araları bozulmamıştır.

Gelardin’in de aktarmayı unutmadığı bilgiyi ekleyeyim: Musevilikte soy anadan geçer ve Asım Ülker’in çocukları bu dine göre Musevi’dir. Asıl adı Fani olan Zehra Ülker ne kadar Müslüman olsa da kendisinin ve ailesinin her zaman İsrail vatandaşlığına geçme hakkı vardır.

Şimdi Ermeni ortaklara gelelim…

Ülker grubunun da bir dönem ortaklarından olduğu Doğan Matbaacılık Ambalaj Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nde üç de Ermeni ortak vardır: Dikran Mihran Acemyan, Dikran Acemyan, Fotini Acemyan.

Doğan matbaası 1934’te kurulmuş ve Acemyan ailesi Ülker ailesiyle 1950’li yılların başında tanışmıştır. Mike Acemyan bu tanışmayı ve sonrasını şöyle anlatmaktadur: “O tarihlerde Sirkeci Aşir’de bulunan matbaamız, ambalaj konusunda Türkiye’nin ileri gelenlerindendi. Dedemiz bu matbaada İtalyan usta çalıştırırdı ve Mısır’a sigara kutusu ihraç ederdi. 1950’lerde ambalajlı gıda sektörü gelişmemişti. Bu yüzden bisküviler dikdörtgen kutularla bakkallara dağıtılır ve gazeteden yapılmış kese kağıtlarıyla müşteriye sunulurdu. Rahmetli Sabri Ülker, bisküvi imalatına başladığında, ilk hedeflerden biri bisküvileri şeffaf, porsiyonluk, el değmeden, sağlıklı şartlarda üretmek ve dağıtmak olmuştu. O nedenle de ticari ilişkilerimiz çok eskilere dayanır.”

Yıldız Holding 2013’te Fransa ve Belçika’da karton ambalaj sanayiinde faaliyet gösteren LGR Int. SA’ya Doğan Ofset’teki hisselerini satmış; Acemyan ailesi tarafından dostluğun devam edeceği açıklanmıştır.

Bugün bütün düşmanlarına “Ermeni” diye saldıran ve PKK’nın da Ermeni olduğunu söyleyen İslamcılar, kendileri gibi İslamcı olan şirketlerin zamanında Ermenistan’la ticaret yasağı olmasına rağmen bu ülkeye 18 ton çikolata satmasını nasıl değerlendiriyor? Üstelik bu satış Karabağ savaşı sırasında gıda sıkıntısı yaşayan Ermeniler için tam bir yardım görevi görmüştür. Bu satışın gerçekleştiği sırada Ermeniler, Azerbaycan’dan Kelbecer ve Fuzuli’yi almış, 100.000’den fazla Azerbaycan Türk’ü sürülmüş, binlercesi de katledilmişti.1

1993 tarihinde Arena programında bu konuyla ilgili bir yayın yapılmıştır. Programcılar Sabri Ülker’le görüşmek istemiş, başta Ermenistan’la ticareti inkar eden Özel Kalem Müdürü Adem Sezer, kendisine ticaretin belgeleri gösterilince açıklama yapmamış; daha sonra bu programın yetkililerini arayarak Sabri Ülker’in “Bizim böyle bir durumumuz yok, söyleyecek bir şeyimiz de yok. Görüşme olmayacak.” dediğini aktarmıştı.

Arena programının açıkladığı belgelere göre, 18 ton çikolata Ülker’in kendi nakliye firması tarafından 06 VA 613 ve 06 YY 442 plakalı araçlarla İstanbul’dan Erivan’a yollanmıştı. Kamyonlar 9 Ağustos 1993 günü yola çıkmış, 1100 kutu çikolata Ermenistan’ın başkenti Erivan’da Ste Gamaf adlı şirkete teslim edilmişti.

ASALA, bir Ermeni terör örgütü idi. Türk devletinden karşılık görünceye kadar birçok diplomatımızı şehit etmiş, ailelerini acımadan katletmişti. Terör eylemlerine karşı kontr-terör faaliyetleriyle cevap verilince “Biz zaten istediğimizi aldık, sesimizi duyurduk.” diyerek temellerini attıkları Lübnan’da, bir Ermeni kilisesinde Kürtler’le toplantı yaparak uykuya yatmış ve PKK’ya evrilmiştir. İslamcılar PKK’nın sadece bir Ermeni terör örgütü olduğunu iddia ediyor. Bu noktada işi çarpıtıyor olduklarını ifade etmekle birlikte sorayım: Ermenistan’a devletin aldığı kararları delerek satış yapan İslamcı Yıldız Holding (Ülker grubu), dolaylı da olsa PKK ile ticaret yapmış sayılmalı mıdır? Sayılmamalı mıdır? Sayılmamalıysa neden?

Kabuk Müslüman, usta Rum, ortak Yahudi, Hristiyan; müşteri Ermeni…

Tanrı Türk’ü her türlü kapitalizmden korusun.

1Değerli yazar Ali Özoğlu, “Şifre Çözüldü” kitabının 202. sayfasından 204. sayfasına kadar gerek belgelerle gerek 1993 tarihli Arena programı yayınından aktardıklarıyla konuyu aydınlatıyor.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone