İslâmiyet öncesi Türk kadını- Tuğrul Otaç

islam

Tarih boyunca kurulan Türk devletlerinde kadınlar
toplum hayatında olduğu gibi siyasî hayatta da
önemli roller üstlenmiştir.

Zaman ve mekâna
bağlı olarak bulundukları coğrafyada farklı kültürler ve
inanmış oldukları dinlerin de etkisiyle kurmuş oldukları
devletlerde kadınların rollerinde de bir takım değişikler
yaşandığı görülmektedir.

İslamiyet’ten önce Türk Kadını’nın
tarihi hududu M.Ö.4.binden başlar ve bu Türklerin
İslamiyet’i kabulü olan M.S.9-10. asra kadar sürer.
Çeşitli kaynaklardan aldığımız bilgilerde, kadınların
siyasi ve idari yönetimlerde yer aldıkları, elçileri, bilim
adamlarını, yabancı heyetleri kabul ederek onlarla çeşitli
konulan görüştükleri kaydedilmektedir.

Türk kadınının
Türk tarihinin her
döneminde bu tür görevler üstlendiği
söylenebilir.

Türk mitolojisinde
kadın gayet yüksek bir
mevkide tasvir edilmektedir.

Yaradılış Destanı’na göre kadın
kâinatın yaratılışına sebep olan
ilham kaynağı olarak görülmüştür.
Her şeyden önce kadın bir
eştir ve annedir. Kadın, aile adı
verilen toplumun en küçük birimini
oluşturan müesseseyi
kuran iki taraftan biridir. Kadın,
at binme, silah kullanma ve savaşabilme
gücü ile de değerlendirilmektedir.

Yine tarih
kaynaklarında Türklerin kutsal ve önem verdikleri haklara,
ana hakkı” dedikleri ve bunu da “Tanrı Hakkı” ile
eşit tuttuklarını göstermektedir. Tek eşlilik Türkler de
vazgeçilmez bir özelliktir.

Tek eşli evliliğinin esas olduğu
bilinmekle beraber yönetici konumda olanlar ile
zengin olan bazı kişilerin ikinci eş aldığını, Çin‟den alınan
prenseslere “Konçuy” adını verdikleri görülmektedir.

Evlilikler de annenin fikri alınır ve o izin vermeden
evlenilmezdi. Evlenecek olan kıza İslamî olan mihrin anlamında
olan “Kalıng” verilmekteydi. Diğer taraftan aile
içinde çocuğun terbiyesi, ailenin mali işleriyle ilgilenmesi,
çadırın kurulması, çorap örmesi, süt sağması, peynir
ve tereyağı yapması, elbise dikmesi gibi işleride
yapmaktaydı.

Türk kadınının temizliği, cesareti, namus
ve dürüstlüğü dikkat çekicidir, diğer bir önemli konuda
Türk kadınının erkeklerle beraber avcılık ve kayak sporu
yaptığı, ata binip ok attığı kaydedilmektedir. Kadınların
bir de savaşçı olarak yetiştirilmesi Türkler de geniş bir
yer tutar ve bunun örnekleri İskitler de fazlaca görülmektedir.
Türk devletlerinde kadınlar söz sahibiydiler. Hatta
aralarında devlet başkanlığı yapanlar, devlet siyasetine
yön verenler ve “naib” olarak devleti idare edenler
vardı.

Hükümdar törenle unvanını
alırken, zevcesinin veya
hatun olmak üzere saraya
gelen gelinin törenle aldığı
Katun” unvanı da Hunlar’dan
beri Türklerce tanınmakta idi.
Kağan” ve “Katun” tabirlerinin
önce Türk asıldan olmayan
siyasi teşekküllerde görünmesi,
herhalde yüksek Tanhu
ve “Yenshih” unvanlarının
Hun hükümdar ailesi tarafından
kullanıldığı asırlarda başkalarının
ancak 3. veya
4.dereceden rütbeleri gösteren “Kağan” ve “Katun
kelimelerini kullanabilmelerinden ileri gelmiş olacaktır.
5.asrın ilk çeyreğinden sonra bilhassa Juan-Juan hakimiyeti
devrinden ve Akhunlar’da, tanhu ve “Yenshih”in
yerini tamamen “Kağan” ve “Katun” almış görünmektedir.
585 ve 726 yıllarında Çin elçilerinin kabulünde
Göktürk Katunları hazır bulunmuşlardı.

Ayrı sarayları ve
buyrukları bulunan Katunlar umumiyetle devlet meclislerine
katılırlar, bazen elçileri ayrıca kabul ederlerdi. Katunlar
gelecek Hakan’ın anneleri olmaları sebebi ile ilk
zevce ve asîl Türk olmalarına dikkat edilirdi. Kadına Türkan veya Bilge Hatun sıfatları verilmiştir.

Emirnameler
fermanlar “Hakan ve Hatun buyuruyor ki” şeklinde çıkarılırdı.
Yine tarihte ilk olarak Türk kadınlarının devlet
başkanlığı yaptığını biliyoruz. Uygur Hakanının annesi
Uluğ Hatun, davalara bakıyor, anlaşmazlıkları çözüyor
ve Ayrıca yargı yetkisini de kullanarak kanunlara karşı
geleni şiddetle
cezalandırmıştır.

Ziya
Gökalp eski
Türk toplumlarında
kadının
durumunu”
eski kavimler
arasında hiçbir
kavim
Türkler kadar
kadın cinsiyetine
hak vermemiş
ve
saygı göstermemiştir
cümlesiyle
özetlemiştir.

Bilge Kağan
Kitabesinde;
Yukarıda
Türk Tanrısı,
Türk’ün kutlu
ülkesini öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın, millet
olsun diye babam İlteriş Kağan ve annem İlbilge
Hatunu (Tanrı) halk içerisinden çekip yukarı çıkarmış
sözü Türk kadınının siyasi ve sosyal statüsünün
ne kadar iyi durumda olduğunu
göstermektedir.

Kadınlar arasında zaman zaman
devlet siyasetine yön verenler de olmuştur.

Örneğin;
Sabar (Sibir)’ların kağanı Balak Han ölünce yerine
eşi Boarık Hatun geçmiştir. Boarık hatun yüz bin kişilik
Sabar ordusunu yönetmekte ve Bizans imparatoru I.
Jüstinianus’u dize getirdiği bilinmektedir.

İslam öncesi
Türk kadınlarına verilen önem hakkında başka örnekler
de verilebilir.

Örneğin; henüz İslamlaşmamış İtil (Volga)
Bulgarlarına seyahat eden İbn-i Fadlan kendi eserinde,
Türk toplumunda kadınların yeri ve öneminin şaşırtıcı
bir durumda olduğunu itiraf etmekte ve bu hayretini
gizleyememektedir.

Fadlan, Hatun’un hükümdarın yanında
oturduğunu, bunun Türklerin âdeti olduğunu, Hatun’a
hilat giydirilince Hatun’a ait kadınların, Hatun’un
üzerine gümüş para saçtıklarını, Türk kadınlarının asla
erkeklerden kaçmadıklarını haber vermektedir.

Kahramanının
yanında savaşan kadın motifi Dede Korkut hikâyelerinde
de mevcuttur. Dede Korkut hikâyelerinden
biri olan Deli Dumrul Hikayesi’nde Dumrul canının yerine
can bulma çabasına girince bunu kadınından bulmuş,
kadını ona hiç çekinmeden “canını vereceğini
söylemiştir.

Kadın toplumda ve aile içerisinde hürdü ve kendine
ait mallarda her türlü tasarruf hakkına sahiptir.
Türklerde yakın akraba ile evlenmeye hiçbir zaman rastlanmamıştır.
Aile içerisinde çocukların satılması yada öldürülmesi
gibi olaylar görülmemiştir.

Kadın diğer
milletlerde ki gibi hak, hukuk dışında tutulmamış ve
köle gibi davranış da yapılmamıştır. İslamiyet’e geçişin
getirdiği etki ile birlikte kadının statüsü de değişmeye
başlamıştır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone