İsrail’in Arz-ı Mevud’u-1

Güneydoğu toprakları, “antropojik bozkır” denilen bir yapıya sahiptir. Yani, topraklarının çoğu, dışarıdan yüksek teknik imkanlarla müdahale olmaksızın, verimli bir hale getirilemez. Üzerinde en fazla, birtakım ibadethaneler, surlar ve yer altı yapısı sebebiyle depremde yıkılma riski az olan binalar dikilebilir. Bu noktada, güneydoğunun bu kadar önemli hale gelmesi, uğrunda verilen mücadeleler de göz önünde bulundurulursa, bir şekilde anlamını yitirebilir.

Güneydoğu, ezel-ebed Tanrı’nın ordusu olan Türkler ile ezel-ebed şeytanın uşağı olan İsrailoğullarının mücadelesine sahne olmaktadır. İsrailoğulları, buraya “arz-ı mevud”, yani “vadedilmiş topraklar” der. Dünyanın verimli bölgelerini dolaylı veya doğrudan sömürerek, verimsiz ve çorak arazilere sahip bir coğrafyada sömürdüğü kaynakları kullanır. Onlara göre, güneydoğunun da içinde bulunduğu büyük İsrail krallığı kurulduğu zaman kral Süleyman gelerek tahtına oturacaktır. İsrailoğulları için, güneydoğunun önemi budur.

Ayrıca, Osmanlı’nın son döneminde yazılmış olan Diyarbakır selnameleri ve seyahatnamelerinde, bölgedeki Yahudi cemaatlerinin varlığına rastlanmaktadır. Bu Yahudiler, İsrail Devleti kurulduktan sonra, Diyarbakır’dan tamamen göç edecek ve giderken geride kalan Türklere “büyük İsrail kurulduğunda döneceğiz” diyeceklerdir.

Diyarbakır’da yaşayan Yahudi cemaati, diğer Yahudi cemaatleri tarafından; Urfa, Siverek, Nusaybin, Mardin cemaatleriyle beraber, “Kürt Yahudileri” olarak adlandırılmışlardır. Bu Yahudilerin ataları, Hz.Süleyman peygamberin ölümünden sonra güneyde Yehuda ve kuzeyde İsrael olarak adlandırılan Yahudi krallıklarından, İsrael krallığına bağlı idiler. Bunların güneydoğuya tehcir edildikleri şehrin adı Samiriye’dir. Bunlara daha sonra Kral Nabukkadnezar’ın Kudüs’ü alıp Yahudi krallığını fethettikten sonra tehcir ettiği Yahudiler de katılacaktı.1 (İlginçtir, asırlar sonra Nabukkadnezar’ın adı Saddam’ın tugaylarından birine verilecekti. Buna karşılık, ABD’nin Saddam’a attığı füzelerden birinin adı M.O.A.B. ‘Massive Ordnance Air Blast’ idi. ‘Rabbin kulu Musa orada, Moab diyarında öldü’ İncil/Yasanın Tekrarı 34) Böylece, Suriye ve güneydoğu bölgelerine ilk Yahudi göçleri gerçekleşmiş oluyordu.

Diyarbakır’daki Yahudi varlığına dair 1518-1519 kayıtlarına göre 28 hane ve 3 bekar kaydı mevcuttur. Buna karşın, Al-Amadiyahlı Haham Yaakov’un Ninovalı (Musul) Yahudilere gönderdiği mektupta, Diyarbakır’daki Yahudi varlığının 17.yy’da başladığı yazılmıştır. 1835 senesinde yapılan sayıma göre Diyarbakır’da 8000 hane vardı, bunların ancak ellisi Yahudilere aitti. Yine 1844 senesinde Yahudi Seyyah Efraim Neumark’ın yazmış olduğu bir olay, bu cemaatin dışarıyla olan bağlantılarını göstermek açısından da mühimdir: “Yaklaşık iki yüz kardeşimize rastladım, onların arasında zengin insanlar da vardır. Lord Montefiore’yi sinagog yapmaya ikna etmek için kendilerine para göndermesi hususunda ikna ettiler.”

Tarihler 1848 yılını gösterdiğinde Diyarbakır’ı ziyaret eden bir başka Yahudi olan Benyamin Haşeni’nin verdiği bilgilerde, Diyarbakır’da iki yüz elli aileye rastladığını yazması ilginçtir. Burada sormak gerekir: 1844’te, yani Benyamin’den sadece dört yıl önce, Efraim Neumark iki yüz kadar Yahudi’ye rastlayabilmişken, Benyamin’in iki yüz elli aile tespiti neye dayanmaktadır? Bu bir rastlantı veya abartı mıdır? Benyamin Haşeni, diğer seyyahlara göre, buradaki Yahudi cemaatinin dini bilgisine ve yaşantısına da değinmiştir. Dört yıl önceki kayda göre burada sinagog isteyen Yahudilerin, dört yıl sonra bir başka kayıtta yer alan dini bağlılıklarına dair bilgiler mühimdir ve gözden kaçmamalıdır. O bilgilerden bir kısmı, Benyamin Haşeni tarafından şöyle nakledilir:

“Çoğu dinimizi biliyor. Kutsal kitaplarımız ve peygamberlerimiz kalplerinde yer edinmiştir. Sinagog’da mevcut olan küçük bir oda daima kapalı tutulmaktadır. Bu oda Yahudiler ve diğer dinlere mensup kişiler için kutsaldır. İnançlarına göre Hazreti İlyas bu odada peygamberliğini ilan etmişti. Duvarla çevrili bu odada Aramice yazılı bir Tevrat mevcuttur. Tevrat yılda bir kere Yom Kipur gecesinde yerinden alınıp bir masa üzerine konulur ve gün boyunca masanın üzerinde kalır. Tanrı sözünden korkan herkes eğilip bu yazmayı öper.”

Burada araya girip bir bilgiyi aktarmak gerekir: Suriye ve güneydoğu bölgesinde yaşayan Yahudilerin, Yahudi krallığı Nabukkadnezar tarafından ele geçirilince bölgeye sürüldüklerinin en büyük delili, buralardaki Yahudilerin Aramca bilip konuşuyor olmalarıdır. Devam edelim:

“Bu yazmanın kahin yazıcı Ezra tarafından yazıldığına inanılmaktadır. Bu Tevrat önce Mardin Yahudi cemaatinin muhafazası altında idi. Mardin Yahudileri birçok kere eşkıyaların hücumuna uğradıklarından bu kıymetli yazmanın eşkıyaların eline geçmemesi için muhafaza edilmek üzere Diyarbakır cemaatine emanet ettiler. Bir süre sonra Diyarbakır cemaati yazmayı asıl sahibi olan Mardin cemaatine iade etmekten vazgeçti. Aslında yazma eşkıyaların hücumuna uğrayıp Mardin’e kaçmış olan Nusaybin Yahudilerine aitti. Nusaybin’de çok eski başka yazmalar da mevcuttu ancak eşkıyaların saldırısına uğrayan Yahudiler kaçarken bunlar kayıplara karıştılar. Kaçan Yahudiler bir tek bu yazmayı beraberinde götürdüler.”

Bununla beraber, Yahudilerin elinde sekiz yüz yıllık kaynaklar olduğunu yazan Yahudi seyyahlar da vardır. Ancak bu sekiz yüz yıllık kaynak veya kaynakların, bahsi geçen Tevrat olmadığı aşikârdır. Sinagog’da özel bir bölümde korunan kahin Ezra’nın yazması, Hazreti İlyas’a kadar dayanıyor, ki bu durumda sekiz yüz yıllık kaynak veya kaynaklar, Yahudilerin ellerindeki başka yazmalara işarettir.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde bulunan Sinagogu çoğu kişi bilmemektedir. Diyarbakır Müftülüğünün internet sitesinde, mevcut sinagogun özentisiz eklemelerle eski halinden uzaklaştığı ve ikametgah olarak kullanıldığı bilgisi verilmektedir. Sinagog’un girişinde verilen tarih, “Dünyanın kuruluşundan bu yana 5600” yılıdır ve İbrani tarihlerine göre böyledir; miladi takvime göre Sinagog, 1840 yılında onarılmış olmalıdır. Bundan başka bir de Çermik ilçesinde bir sinagog mevcuttur. Benyamin Haşeni, Çermik Yahudilerinin sayısını “iki yüz aile” olarak vermektedir. Bu ailelerin tamamı, 1916 senesinde Kudüs’e göç etmiştir. Buradaki Sinagog, Sur ilçesindekine göre daha iyi korunmuştur.

Yahudiler, özellikle Osmanlı’nın son döneminde nefret duyulan bir topluluk haline geldiler. Ancak bu nefreti duyanlar Türklerdi. Çermik ve Diyarbakır’da tutulan kayıtlara göre, bütün Diyarbakırlıların çalıştığı bir su kanalı yapılmış, bu kanaldan faydalanabilmek için bir tek Yahudilerden ücret alınmış ve bu ücretin miktarı yüksek tutulmuştur. Türk kadınları, Yahudi kadınların dini ibadetleri gereği su birikintilerinin veya nehirlerin başına gittikleri zaman, bunları taciz ve hakarete maruz bırakmışlardır. Yahudi ölülerin cesetleri gömülmelerinin ertesi günü mezarlarından çıkarılmış, kafaları kesilerek nehirlere atılmış, elleri ve ayakları koparılmış, mezar taşları şehrin ileri gelenleri tarafından köşk vb. yapıların inşaatlarında kullanılmıştır.

Bu bilgiler, Alyans Yahudi teşkilatının isteğiyle, “Jewish Colonization Association” görevlisi Josef Niego’nun Güneydoğu teftişi sırasında aktardığı bilgilerin özetidir. Niego’nun raporunda yer alan esas önemli ve dikkat çekici nokta şudur: “Kürtler Yahudilere karşı Perslere karşı besledikleri aynı hissi beslemekteler. Birçok kişi bana Pers İmparatorluğunda yolların bu bölgeye göre çok daha güvenli olup orada yaşayan Yahudilerin durumlarının da bölgede yaşayanlara göre çok daha iyi olduğunu söyledi.

Yahudiler Diyarbakır’dan göç ettikleri zaman, Büyükbabamın anlattığına göre, geride sadece Farha adlı bir kadın kaldı. Diyarbakırlı Ermeni yazar Mıgırdıç Margosyan da aynı bilgiyi vermiş:

“Diyarbakır’da Yahudi Mahallesi diye bir mahalle vardı. Şimdi Kore Mahallesi olmuş. Moşe dediğimiz bu insanlar 1950’lerde çekip İsrail’e gittiler. Bir tek deli kadın kaldı. Ferho diye bir kadın. O mu gitmek istemedi, götürülmedi mi, bilmiyorum. Ferho bütün deliliğine rağmen ismini Selma olarak değiştirdi, biraz rahat etti.” Aynı yazara göre, Diyarbakırlı Yahudilere Kürtler “cehü”, Hristiyanlar “Moşe” derlermiş.

Özetle Diyarbakır’daki Yahudilerin durumu böyle idi. Türk, Kürt hatta Ermenilerin dahi nefret ettiği, yoldan geçerken karpuz kabuğu fırlattığı Yahudiler, devlet tarafından da dışlanınca, Kudüs’e göç ettiler. İçlerinde her zaman olduğu gibi Yahudilere has bir kin vardı. “Büyük İsrail kurulunca geri döneceğiz” dediler, gittiler. Ancak kana bulanmış emelleri hala memleketimizin güneydoğu bölgesini yakmaktadır.

Ayrıca bugün Kudüs’te “Diyarbakır cemaati” adında bir topluluk vardır.

1İlginçtir, Kudüs’ten Irak’a tehcir edilen Yahudilerin imdadına Persler yetişmiş ve onların yardımıyla Yahudiler biraz istemeyerek de olsa Kudüs’e dönmüşler; oraya yerleşenler tarafından hoş karşılanmamışlardır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone