İsrail’in Arz-ı Mevud’u-2

“Kraller tepe aşağı gelir ve (selam) derler.

Şenu viraneye dönmüştür.

Hitit ülkesi bastırılmıştır.

(Kenanlılar zulümlerin her türlüsüyle) hasara uğratılmıştır.

İsrail ülkesi perişan, torunları yok edilmiştir.

Filistin Mısır için bir dul haline getirilmiştir.

Bütün memleketler birleştirilmiş ve yatıştırılmıştır.

Şamatacıların hepsi kral tarafından zincire vurulmuştur.”1

Tel el-Amarna, firavunlar devrinde, Nil nehri kıyısında kurulmuş harabe bir kenttir. İngiliz ve Alman arkeologlar buralarda pek çok kazılar yapmış, Aton dinini resmi din haline getiren Akhenton dönemine ait harabeler bulunmuştur. Yahudiler, bu kazılar sonucu ortaya çıkarılan dikilitaş, tapınak ve Amarna mektupları olarak adlandırılan Mısır-Akad diplomatik yazışmalarında adı geçen Habiru kavminin kendileri olduğuna inanır. “İbrani” adı bu “Habiru” ifadesine dayandırılır. Habiru ve İbran, “geçen”, “geçenler” anlamına gelir. İbrahim kavminin Sümerlerin Ur şehrinden çıkıp Kenan ülkesine gelerek burayı yurt edinmesi dolayısıyla bu adı aldıkları düşünülür. Yahudiler işte bütün bu Sümer, Filistin-Kenan coğrafyasının vadedilmiş topraklar olduğuna inanır.

Yahudilerin eski tarihlerdeki en parlak devri Kral Süleyman devridir. Özellikle “Kral Süleyman” ifadesini kullanıyorum; tahrif edildiği bilinen Tevrat’taki Süleyman ve diğer Yahudi liderleri peygamberden çok kraldır. Birçok insan Hüseyin Nihal Atsız’ın “Yahudi kralları” ifadesini eleştirir. Ancak hakikat budur. Eğer Tevrat’ı incelerseniz, Tanrı inancı da peygamber anlayışı da İslam diniyle uyuşmamaktadır. Muhammed peygamberden önceki peygamberlerin “tevhid” inancına mensup olması gerekir. Tevrat’taki Süleyman, tevhid inancına mensup olmak bir yana, henoteisttir. Kendi ilahına inanır, diğer ilahların varlığını kabul eder. Hatta bazı eşlerinin inandığı ilahlara adadığı mabetler yaptırır.2

Yahudilerin meşhur Süleyman mabedi ise öyle ihtişamlı bir mabet değildi. Mabed, 38 m uzunluğunda, 17 m eninde ve 16 m yüksekliğinde dört köşeli bir yapıydı. Eski uygarlıkların şaheserlerinden habersiz Yahudiler için burası muhteşem bir yerdi. Oysa Kudüs’te bile hemen her şey altındandı ve mabedin hemen ilerisindeki altın kemer 54 m yüksekliğindeydi.3

O mabed bir Süleymaniye etmez ama Yahudi orası için asırlar süren bir kin tutmuş, ne yapmış ne etmiş Kudüs’e dönüp bir de üstüne devlet kurmuştur. Bununla beraber ilk yazıdan hatırlayalım: Samiriye merkezli İsrail krallığı, kuzeyde idi. Kudüs merkezli olansa Yehuda krallığıdır.

Kral Süleyman döneminde zenginliğin doruklarına çıkan Yahudiler, birçok yapı inşa etmiştir. Haliyle ortaya kalabalık bir işçi sınıfı çıkmıştır. Her yere altın yapılar, saraylar, mabedler diken Yahudi ahlakı, Süleyman’ın ölümüyle iyiden iyiye bozulmaya ve dolandırıcılık artmaya başlamıştır. Çünkü zengin sınıfın zenginliğini arttırması fakirleri doyuracak bir gelişme olmamış, aksine fakir sayısı artmıştır. Neticede Firavun Şeşonk geldi ve Kudüs’ü fethetti. Süleyman devrinde yoğun vergilerle biriktirilen bütün altınlar da Şeşonk’un oldu.

Sonraki dönemlerde de Firavun Neheo Suriye’ye giderken Filistin’in üzerine basıp geçti. Yahudi kralı Yoşiya Megiddo savaşında öldü. Neheo zaferine doyamadan Babil kralı Buhtunnasır tarafından Kargamış’ta4 mağlup edildi. Yahudi krallığı bu sefer de Babil hakimiyetine girdi. Burada da sinsiliklerinden taviz vermeyen Yahudiler Mısır’dan yardım istediler, ancak Buhtunnasır “Ben malımı tanırım.” dercesine Filistin’e saldırdı ve Kudüs’ü ele geçirdi. Yahudi kralı Yehoyakim ve 10.000 Yahudi’yi esir aldı. Tahta Sedekiya’yı geçirdi ve ülkesine doğru hareket etti. Ancak Sedekiya tarihi bir hata yaparak isyan etti. Buhtunnasır bu sefer de “Artık hakkınız kötektir.” diyerek geri döndü ve tekrar Kudüs’e girdi; yakmadık, yıkmadık yer bırakmadı. İşte o yıkılan yapılardan biri de Süleyman mabedi idi. Bu noktada ilk yazıyı tekrar hatırlayalım: Saddam’ın ordusuna ait tümenlerden birinin adı Nabukadnezar’dır. Nabukadnezar, Buhtunnasır’ın diğer adıdır.

Çoğu zaman isimler birer simgedir ve birileri bir yerlere mesaj verir. Bu mesajların çoğu tarihi şahsiyetlere, tarihi olaylara dayanır. Şimdi diyeceksiniz ki

-3.köprünün adı Yavuz Sultan Selim olsun istediler. O ne alaka?

O zaman ben de:

-Kadir Mısıroğlu yine bir nöbet geçirmiştir, derim.

***

Yahudiler zayıf ahlaklı olmakla birlikte tarihsel bilinci ve milli kini çok iyi taşıyor. Onca katliama, onca sürgüne rağmen bugünlere gelmeleri, Kudüs’te bir devlet kurmaları, ölü alfabelerini diriltmeleri bununla ilgilidir. Bir noktada daha haklarını teslim etmek gerekir ki siyonizme inanan Yahudi zenginleri cimriliklerini siyonist hedefler söz konusu olduğunda bir kenara bırakmaktan çekinmiyor. Asırlar önce Persler sayesinde ülkelerine geri dönen Yahudiler, Kudüs’te eski metinlerini tekrar ortaya çıkararak bugünkü toplumsal disiplini başlatmıştır. Bu da dikkate değerdir.

Bu yazı dizisi burada bitmiyor. Fakat şunu da söylemek isterim ki zayıf ve küçük bir kimse, güçlü ve dev rakibinin karşısına asla doğrudan çıkmaz. Mutlaka öne birilerini sürerek devi zayıf düşürmeye çalışır. Korkaklığı sebebiyle de her türlü hileye, ahlaksızlığa başvurur. Siyonizm tam olarak budur.

1Firavun Mernepta’nın M.Ö.1225’te diktirdiği sütunda bunlar yazıyor.

2Kemoş, Milkom ve Astarti mabedleri.

3Will Durant-Roger Lambelin, Yahudi Tarihi ve Siyonist Liderlerin Protokolleri, İnkılab yayınları, İstanbul 2013

4Türkçe ile ilgisi incelenmeye değer.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone