İsrail’in Arz-ı Mevud’u-3

David Ben Gurion.

İsrail’in ilk Başbakanı, ikinci Savunma Bakanı. Babası, Polonya Yahudilerinden Hukukçu Avigdor Grün idi. Kendisi de Polonya’da doğdu.

David Ben Gurion, hem ateşli bir sosyalist, hem ateşli bir siyonistti. Siyonizmin ancak işçi sınıfı sayesinde başarıya ulaşacağına inanıyordu. Sosyalist olması kimilerine şaşırtıcı gelebilir. Halbuki Çarlık rejimi yıkıldığı zaman Almanlar ile savaşı bitiren Brest-Litovsk anlaşması Yahudi çabasının bir sonucudur. Sovyet rejiminin kurulmasında Yahudilerin tartışılmaz büyük bir payı vardır. Ateşli bir hatip olan Kerenski Yahudi idi. Zinowiev, Frotski ve Radek de Yahudi idi. Kızılordu’nun Lehistan işgali sonrası buradaki Yahudilere verdiği paye müttefiklikti. Der Kommunist gazetesinin 12 Eylül 1912 tarihli yayınında, M.Kohen adlı Yahudi şöyle bir şey yazmış: “Hiç mübalağaya düşmeksizin denilebilir ki büyük Rus ihtilali Yahudilerin eseridir ve Yahudiler yalnız işleri idare etmekle kalmamış, Sovyet davasını da ele almışlardır. Kızılordunun yüksek sevk ve idaresi Leon Trotski’nin ellerinde bulundukça, Yahudiler olarak içimiz rahattır.”

Esas adı David Grün’dü. Filistin’de portakal bahçelerinde çalışan bir işçi iken gazeteciliğe, oradan da siyasete adım attı. Adı o zaman David Ben Gurion olmuştur. O vakitler Filistin Osmanlı idaresinde idi; Ben Gurion, siyonist faaliyetleri dolayısıyla sınır dışı edildi. 1918 yılında tamamen gönüllü olarak İngiliz kraliyet ordusuna bağlı Yahudi lejyonuna girdi. Osmanlı’nın sürgün ettiği bu ateşli siyonist, ancak Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiliz ordusuyla beraber Filistin’e dönebildi.

 Ben Gurion İngiliz ordusunda.

David Ben Gurion, Ben Zvi gibi isimler, İngilizler tarafından sadakatleri ve hizmetleri sebebiyle Filistin topraklarıyla ödüllendirilmiştir. Esasında İngilizlerdeki bu Yahudi sevgisi de tesadüf değildir. Siyonistlerin birbirini kollaması neticeside İngiliz krallığında çok önemli görevlere gelmiş, kabineye kadar yükselmişlerdi. Öyle ki birçok Yahudi yurt dışında İngiliz kraliyet ailesiyle neredeyse eşdeğer protokolle karşılanıyordu.

David Ben Gurion, bir ara İstanbul’a hukuk okumaya gelmişti. Esas niyeti, Yahudilerin siyasi önemini arttırmak, kendi ifadesiyle mücadelesini Filistin halkının kökleşmesine adayacaktı. Esas niyeti meclis-i mebusana girmekti. Fakat burada başta Emanuel Karasu efendi olmak üzere bir hayli zengin olan Yahudi cemaatiyle anlaşamadı. Ben Gurion, İstanbul’daki Yahudilerin yaşantısını beğenmiyor ve onları yeterli bulmuyordu. İsrail’in ilk Dışişleri Bakanı olacak Moşe Şaret ile de burada tanışmıştır.

Yahudiler asırlar sonra bir ordu kuracak (Yahudi Katır Bölüğü), bu ordu da Çanakkale’de Türk’e karşı savaşacaktı. Bu cephede Türk askerine kurşun sıkanlar arasında ilk Başbakan olarak David Ben Gurion, 6 gün savaşı sırasında Başbakan olan Levy Eskhol ve İsrail’in en uzun süre Cumhurbaşkanlığını yapan Yitzhak Ben Zvi vardır.

Moşe Şaret.

1894 yılında Ukrayna’da doğdu. 1906 yılında Filistin’e göç etti. 1910’da ailesini de yanına alarak Yafa’ya gitti ve bu aile Tel Aviv’in ilk ailelerinden oldu. Hukuk eğitimi almak üzere İstanbul’a geldi fakat Birinci Dünya Savaşı çıkınca eğitimi yarıda kaldı. Savaş sırasında Osmanlı ordusuna katılıp üstteğmen olarak görev aldı. Çanakkale savaşlarında yer aldı.

Bu şahıs aynı zamanda Filistin Yahudi Temsilciler Kurulu’nda toprak satın alma işlerinde görevliydi. İsrail’in ilk Dışişleri, ikinci Başbakanı idi. Çok sert bir militan olan Ben Gurion’un ardından Başbakan oldu. 1954’te ondan devraldığı Başbakanlık koltuğunu, 1955’te yine ona devretti. 1956’ya kadar Dışişleri Bakanı olarak görev almayı sürdürdü.

Osmanlı ordusuna katılıp üstteğmen olan, Çanakkale cephesinde görev almaktan kaçınmayan bu şahıs1, 1956’dan sonra da siyonist faaliyetlerine devam etti; Dünya Siyonist Örgütü’nün başkanlığını yaptı.

Asıl soyadı Shertok idi. “Sharett” soyadını daha sonra almıştır.

***

Yahudiler siyonist maksatlarına yetmek uğruna birçok devlete hizmet etmekten çekinmemişlerdir. Yukarıda yazdığım iki ismi sadece siyonist oldukları için anlatmadım. Onlara dair özetle birkaç bilgi vermek istedim. İlk Başbakan David Ben Gurion, 6 gün savaşları sırasında Başbakan olan Levy Eskhol, en uzun süre Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan Yitzhak Ben Zvi Çanakkale cephesinde Osmanlı’ya karşı savaşırken, ilk Dışişleri Bakanı ve ikinci Başbakan olan Moşe Shertok (Şaret) Osmanlı ordusunda üstteğmen olarak görev yapıyordu.

Yahudiler uzun bir süre Katoliklere hizmet etmedi. Çünkü sürekli Katolikler tarafından dışlandılar. İspanyol Katolik Engizisyon Mahkemesinin lideri Torquewada, İspanya’da yayılan vebanın Yahudi cemaatinden kaynaklandığını ileri sürüyordu. Bu sebeple birçok Yahudi kötü muameleye maruz kalmıştı. Kilise, tüm Avrupa genelinde faizi yasaklamıştı. Bu gibi sebeplerle Yahudiler daha çok Protestanlara hizmet etmeyi tercih ediyordu. Protestanlık ise faiz yasağını kaldırıyordu.

Yahudiler 1290’da İngiltere kralı I.Edward’ın emriyle ülkeden kovulmuştu. Aradan 350 yıl geçmiş, İngiltere’de yönetim biçimini cumhuriyete çeviren fakat “Devlet koruyucu” unvanıyla ülkeyi tek başına idare eden Oliver Cromwell, Yahudi tüccarları İngiltere’ye çekmek maksadıyla onları tekrar ülkesine davet etmişti. Bu sayede hem Yahudiler rahatlayacak, hem İngiltere ekonomisi canlanacaktı.

Oliver Cromwell’in kendine ait özel bir istihbarat servisi vardı. Bunun başında da yetenekli istihbaratçı John Thurloe bulunuyordu. Thurloe, Yahudilerin casusluk yeteneklerini keşfeden kişidir. Yahudi tüccar Antonio Fernaudez Carjaval onun adamı idi. Carjaval, Thurloe için özel bir casusluk şebekesi kurmuştu. Simon de Caceres, Thurloe için Latin Amerika ve Karayipler’de bir casusluk ağı kurmuş, İngilizlere destek olmuştu. Amiral Bloke, İspanyol donanmasının tamamını Tenerife’de teslim almıştır. Bunu, Jamaika’da bulunan bir Yahudi’nin verdiği casusluk bilgilerine borçludur.2

Yahudiler Thurloe’yi çok başarılı bir noktaya taşımıştı. Öyle ki Oliver Cromwell’den öldükten sonra kafası mezarından çıkarılacak kadar nefret ediliyor, ancak onun istihbarat şefi olan John Thurloe kendisinden gerektiğinde faydalanılmak üzere serbest bırakılıyordu.

1800’lü yıllara gelindiğinde başka ülkelerde de ajanlık yapmaya başlamışlardı. Almanya ve Rusya’da yaşayan Yahudiler arasındaki yaygın meslek casusluktu. Fransa’da ise durumlar farklıydı. Yüzbaşı Dreyfus, askeri sırları Almanlara satmakla suçlanmış ve 1894’te yargılanarak Şeytan Adası’na hapsedilmişti. Gerçekte ise Yüzbaşı Dreyfus’un suçsuzluğu ispat edilecek, kendisi de serbest bırakılıp özür dilenecekti.3 Yine de Fransa Yahudilere karşı temkinliydi.

***

Bütün dünya Yahudilerin sinsiliğini biliyor, casusluk işleri için onlardan yararlanmaya çalışıyordu. Fakat muhtelemen görmezden gelinen şey, onların aralarındaki teşkilatlı bağdı. Onlara bu işlerde üstünlük sağlayan da teşkilatlı olmalarıdır. Birçok yerden istedikleri bilgiye ulaşabiliyor, birçok ülkede yalan haberler yayarak borsada para kazanıyor, birçok toplumu ekonomi ve ahlak yönünden krize sürüklüyorlardı. Siyonist Yahudiler hedefe giden yolda sabırlı olmaktan şaşmadı. Ağır ağır hareketten vazgeçmedi. Onlara göre Kudüs’ten yola çıkan yılan bütün milletlerin kalbinden geçerek tekrar Kudüs’e geldiğinde dünya hakimiyeti sağlanmış olacaktı. Yılanın başı Kudüs’e doğru dönerken Yahudiler de boş durmamaya, siyonist emeller adına ona masum insanları kurban etmeye devam etti.

O yılanın başını kesecek anti-semitist kılıç iyiden iyiye bileniyor. Ancak şunu da unutmamak gerekir: Siyonistler, siyonizme inanmayan Yahudi’yi aşağıda sayıyor, hatta Yahudi bile kabul etmiyor. Öyleyse bu sefer de masum Yahudileri kılıcın önüne atmaktan çekinmeyeceklerdir. Kılıcı tutan el yılanın kuyruğunu mu yoksa başını mı kesecektir?

Bunun cevabını alacağımız günler o kadar da uzakta değil…

1Bu cephede hayatını kaybeden 558 isimden 78’i Yahudi idi.

2Richard Deacon, İsrail Gizli Servisi, Anahtar Kitaplar Yayınevi, 1993 (sf.15)

3Richard Deacon, a.g.e., sf.15

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone