İsyan Ediyorum

YusufhanGuzelsoy

Yazının başlığını ve konusunu görünce, “mahalle yanarken saç mı taranır kardeşim” diye çıkışanlar olabilir. Şimdiden söyleyeyim: Boşuna çıkışmasınlar.

Zihniyet bir kibrittir. Mantıkla yoğrulursa aklı aydınlatır. Akılsızlıkla, ahlaksızlıkla, bağnazlıkla yoğrulursa, mahalleyi yakar. Bugün mahalle yanıyorsa, mahalleyi yakanlar, zihniyeti bozuk olanlardır. İşte ben buna isyan ediyorum. Mahalleyi yakanlar, tarakları arka cepte, ellerinde kameralı telefon, yaktıkları mahalleyi söndürmeye gidiyorlar. Bir diğer kitle de evde oturup, tarakları masada, telefonları ellerinde meydana inenleri eleştiriyorlar.

Ha ben bu ikinci gruptan mıyım?

Ben Genç Atsız’ım kardeşim. Meydan görünürse meydan, kalem görünürse kalem… Benim teşkilatımın davasını taşıyanlar, memleketin itfaiye eri gibi bütün mahalleye su taşıyor.

Ah o tarak tutanlar…

Memleketin her yanındaki Atatürk heykelleri, aslında millet, mahalle yanarken ne yapıldığını hatırlasın diyedir. Ama işte o eli tarak tutanlar, putperestçe yaşadıklarını unutarak, Gazi’nin put olduğunu, putlaştırıldığını iddia ediyor. Kimse de put nedir, ne işe yarar, nasıl bir zihniyetin ürünüdür, diye sormuyor. Ne kendine, ne şeyhine…

Tekrar edeyim: Puta tapılmaz; put, tapılanla aracı koyulur.

Öyleyse sorayım: Kaçınız, günahlarınız affedilsin diye Atatürk’ün heykeline koşup “Paşam el ver, aracı ol da günahlarım affolsun!” diye dua ettiniz? Kaçınız “Paşam, aracı ol, cenneti garantileyeyim!” diye yalvardınız ona? Kaçınız “Sen olmazsan ben kâfir olurum!” dediniz?

Bunları yapan var mı aranızda? Yok… Türkiye’de bunları yapan bir tek kişi bile yoktur.

Ne yaparlar, kime giderler, hangi puta yalvarırlar peki?

“Ey güler yüzlüm, ey gül kokulum! Ey güzel şeyhim, tövbe almaya geldim!”

Başka?

“Ey âlemlerin sultanı şeyhim! Ey yüzü suyu hürmetine kâinatı yaşatan pirim! Bana cennet yolunu göster!”

Daha?

“Ey tabutta yatmakta olan ceset! Ruhuna söyle de sınavları kazanayım! Bak türbenin kapısına çaput da bağladım!”

O tabutta yatan ölünün ayağına o çaput dolanırsa, ne yapar acaba? Lanetlemesin sonra?

“Tövbe…”

Bir de bu var değil mi? “Fethullah haindir.” dediğimiz zaman, bir vakitler “Tövbe de, çarpılırsın.” derlerdi. Mahalle yanarken, orospulardan biri aradan çıkmış oldu. Kârımız olsun bu da…

Bu milleti, haddi aşanlar mahvolmaya sürüklemiştir. Haddini bilenler kurtaracaktır. Tasavvuf adı altında, tıpkı Batı dünyasındaki ruhçular gibi, sevgi ve aşkı kullanarak milleti acizliğe sürüklediler. E, Hindistan’dan öğreti getirirsen, millet Hun askeri gibi savaşmaz, Hint fakiri gibi miskinleşir. Biraz Hinduizm, biraz Budizm, biraz Şamanizm… Oh! Mis gibi tasavvuf oldu sana! Ruhçuluk akımı da böyledir.

Bir de iki akım da felsefi olduğunu iddia eder. Doğrudur; iki akım da şeytanın felsefesini yapar.

Hallacı Mansur hem şeytana hem Firavuna saygı duyduğunu söyler. Ruhçulara (Gerçekte Luciferianlara) göre, kötülük olmazsa, iyilik de olmazmış. Şeytan, fedakârmış; yeni dünya kurulurken, o, kötülük rolünü üstlenmiş. Bebekleri taciz edenler bile, iyiliklere vesile olurmuş!

Örneğim gerçektir, mecazî değildir.

Bir de bunlar, yani ruhçular, meseleyi Tanrı ile MSN’de konuşuyorlarmış!

Orta Çağ’daki tasavvufçular gariban tabi… Bilgisayar yok o zamanlar; oturup bilmem kaç yüz rekat namaz kılıp kaç defa çılgınlar gibi hoplayıp zıplayarak başka boyutlara geçip Tanrı ile konuşuyorlardı. Şimdikiler e-posta alıyorlar; o zamankiler yine şanssız! “Vahiy geliyor” diyorlardı, linç edilerek ölüyorlardı.

“Allah günahlarını affetsin.” de diyemiyorsun bu ağabeylere… Pardon; “dünyayı yüzü suyu hürmetine döndürenlere…”

Bir de bu ruhçular da Mevlânâ’yı çok severler. Haberiniz olsun.

Kibir, İslam’ın düşmanıdır. İslam, Musevi’yi, Hristiyan’ı gördüğün yerde öldür diye değil; şirkle, kibirle mücadele et diye geldi. Sen ne yaptın?

Muhyiddin Arabi gibi “Ben Allah’a hamd ederim, Allah bana; ben Allah’a ibadet ederim, Allah bana; biz Allah’a muhtacız, Allah bize…” diyenleri etten kemikten put yaptın! Fususu’l Hikem’de aynen böyle söylüyor bu zat…

Ertuğrul Gazi ile de aynı zamanda yaşamamıştır. Diriliş Ertuğrul dizisinde, bu herife pagan ayini yaptırıyorlar zikir adı altında… Ruhçular için paganizmin ne kadar önemli olduğunu söyleyeyim. Hem tasavvufta hem de ruhçulukta ortak yönlerden biridir Hristiyanlığın ve İslam’ın paganizmle yoğrulması… Budizm, Şamanizm filan da işin tadı tuzu tabi…

Bir de Ertuğrul Gazi’yi Muhyiddin Arabi kurtarıyor. Bu zihniyetten de kurtulamadık. Birinci Dünya Savaşı sırasında cephelerin neredeyse tamamını kaybetmiş Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı’nı da kaybetti. Kazandığımız Çanakkale cephesini, Kut’ül Ammare cephesini de böyle evliyalar, pirler kurtarmışmış! Kıbrıs’ta da onlar kazanmış! Kaybettiğimiz savaşlar?

“İşte hep Kemalistler…”

Hadi ya?

Bu toprakları yurt eden, putlara bağlı yaşayan değil; kalbinde iman, kanında Türklüğü taşıyan Alplardır. Bu toprakları kurtaran, İskilipli Atıf’ın “Ne gerek vardı da Yunan’ı, İngiliz’i başımıza bela ettiniz.” diye isyan ettiği Kuvayı Milliyedir!

Tertemiz iman, saf temiz Türklük…

İşte formül budur!

Kendine hayrı olmayan, 5 dakikada oturduğu yerden kalkabilen; müritleri olmadan uzandığı yerden kalkamayan; 30 saniye konuşmayınca uykuya dalan; ama uçtuğunu kaçtığını iddia eden şeyhlerinize kanmayın. Aklınızı kullanın.

Yıllar evvelinden Atsız’ın söylediği gibi “Deli Said gibi maskaralara ihtiyaç yok!”

Fethullah’ın Said’in yolundan gitmediğini, saptığını iddia edenler de ya gaflet ya da ihanet içindedirler. Said’in Hristiyanlar ve dinler arası diyalogcularla ilgili görüşleri, Fethullah’a ilham kaynağı olmuştur. Aynı şekilde mektuplarında “Ben Şafi’yim, bana Cuma farz değil.” diye iddia etmesi, Kur’an’a isyandır! Said’in bu söylediği, Kur’an’daki Cuma ayetlerine terstir! Ayrıca, bir diğer konuda, yani Kur’an ayetlerinin çarpıtılması konusunda da Fethullah’a ilham vermiştir. Nurcular, Zaman yayınlarından çıkan ve Elmalı’nın çalışmasının tahrif edildiği bir Kur’an yayınında, Nahl suresindeki “ehl-i zikr” ifadesini “Tevrat ve İncil âlimlerine sorun.” olarak değiştirmiştir. Bunlar hep deli Said’in maskaralıklarının süregelmesinden kaynaklıdır.

Şunu unutmayın: Namaz, abdest, kırkta bir zekat, el kesme, sopa vurma, hac gibi dini vazifeler, İslam’dan önce Cahiliye devrinde de yerine getiriliyordu. Ancak Allah ile arada put vardı.

Kur’an’dan sonra, bunları yerine getirenler arasında bir fark oldu.

Müslüman olanlar putları yıktı; müşrik kalıp aklını kaçıranlar putperestliğe devam etti.

O putperestler de bugün mahalleyi yakıyor.

Taraklarıyla, kibritleriyle tarihe gömeceğiz.

Putperestlere hem isyan ediyorum hem lanet ediyorum!

(3 Ağustos 2016)

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone