Júlia Dávid- Röportaj: Sercan Gençer

jul

Bu sayımızda Sekelistanlı ressam Júlia Dávid ile yaptığımız röportaja yer vereceğiz. Erdel’ in ortasında Marosvásárhely şehrinde doğan ressam, sanat hayatında Turan mitolojisi ve kültürüyle ilgili eserler vermekte ve eserlerini uluslararası arenada sergilemektedir. Son olarak 23 Eylül’ de Konya’ da Selçuk Üniversitesinin düzenleyeceği resim çalıştayına katılacak ve yaptığı eserler Ekim ayı içerisinde Konya’ da sergilenecek. Kendisi de bir resim sanatçısı ve Türkçü olan Sercan Gençer, Ötüken okurları için Júlia Dávid’le görüştü. İşte o görüşmeden bazı bölümler:

 

 Júlia hanım öncelikle yoğun çalışmalarınız arasında röportajımızı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sanat hayatınıza nasıl başladınız acaba?

Ben teşekkür ederim. Yedi yaşımdan beri sanatla uğraşıyorum. Erdel’ de Kolozsvár Şehrinde Güzel Sanatlar fakültesinin tekstil bölümünü bitirdim. Sonrasında da kendi tarzım oturdu ve şu anda kendi atölyemde yaptığım çalışmalarla sanat hayatıma devam ediyorum.

Genelde hangi teknikleri kullanmayı tercih ediyorsunuz; yağlı boya, guaj boya ya da akrilik?

Genel olarak cam resimleri yapmayı tercih ediyorum. Büyük ve küçük boylarda camları işliyorum. Camın her iki tarafını da kullanmayı tercih ediyorum. Bunun dışında tuval ve tahtaya akrilik kullanarak yaptığım çalışmalar da var.

Çalışmalarınızın konularına baktığımızda, genelde Hun ve Avar motifleri, Turan Kültürüyle ilgili konular göze çarpıyor. Sizi bu konulara iten ne oldu acaba?

Fakülteden mezun olduktan sonra Türkiye’ ye geldim. Türkiye’ de cam resimler yapmaya başladım. Türkiye’ de ki insanları tanıdıkça fark ettim ki kültürler çok benziyor hatta aynı. Sonra bu konuyu araştırmaya başladım. Tarih okudum ve biraz daha derin ilgilenmeye başladım. Emin oldum ki bizler kardeş halklarız. Sonra da tablolarımda en sevdiğim konular eski Hun temaları, şamanlar, eski kıyafetler oldu.

 Turan coğrafyasında ki günümüz sanatçıları ve sanat anlayışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bizlerde sanata yeni yeni ilgi gösterilmeye başlandı. Ama maalesef kültürel konulardan çok soyut eserler veriliyor. Mesela Sekelistan’ da ki sanat anlayışıyla Macaristan’ da ki arasında farklar var. Sekeller hala eski motiflere düşkün. Burada bir sadakat söz konusu. Bu sadece modern sanatta böyle değil; aynı zamanda dokumalarda, kıyafetlerde, tahta işlemeli kapılarda da böyle. Gündelik hayattaki eşyalarda ay ve güneş motifleri ve birçok kültürel motif kullanılıyor.

Sekelistan davasının ateşli bir taraftarı olduğunuzu biliyoruz. Geçtiğimiz senelerde Levente Borbely beyin ülkemizi ziyareti ile birlikte Türkiye kamuoyunda geniş bir yer buldu bu konu. Peki, sanatın Sekelistan davasına ne gibi etkileri olacağını düşünüyorsunuz?

Borbély Levente benim arkadaşım hatta ailemiz aynı bölgelerden. Daha fakülte yıllarından tanıyorum kendisini. Türkiye’den döndükten sonra bana geldi geçen yaz; çok konuştuk. Eğer Sekelistan’ da bağımsızlık olmazsa tüm kültürümüz tehlikede. Çünkü şu dönemde Sekellerle Romenleri birleştirmek istiyorlar. Eğer bu olursa nüfus oranı düşecek ve bütün haklarımızı kaybedeceğiz. Tabi bu Sekellere kültür çapında derin bir darbe olacak. Artık bu savaş her yönden başlamıştır; gerek siyasi gerek sanatsal alanda. Eskiden de tablolarımı bu hizayı seçerek çalışırdım ve şimdi de çalışmaya devam edeceğim.

 Türkiye hakkındaki görüşleriniz nedir? Halklarımızın ortak geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz peki?

Türkiye’yi her zaman çok seviyorum. Türkiye’deki insanlar bana hiçbir zaman kötü davranmadı ya da kötü bir anı yaşatmadılar. Ve dikkatimi çeken herkes Macarları çok seviyor ama Sekelistan’dan haberleri yok. Ama Sekelistan’ı anlatmaya başladığım zaman çok derinden etkileniyorlar ve hemen ilgi gösterip yardımlaşma ve dayanışma ruhu içine giriyorlar. Bu konuda ortak okullar ve tarih kursları açmak lazım. Bilim adamlarının ve gerçek tarih bilen tarihçilerin vereceği eğitme çok ihtiyaç var. Bizde Macar bilim insanları çoğunlukla yabancı etkiler altında kalmış kimseler ne yazık ki. Mutlaka iki kardeş halka birbirini tanıtmak için ortak hareket etmek ve kurultaylar, eğitim programları, sanat kampları oluşturmak hatta dil öğretmek lazım.

Peki, sanata yeni başlayan bir sanatçı adayına ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Bir an önce doğayı tanımalı, doğaya yerleşmeli ve oradaki görüntüleri çok inceleyip eskizler yapmalılar. Sanatçı doğadaki prensesleri öğrenir ve doğadaki yaratılmış olan üstün düzeni de fark ederse başarılı olabilir. Bunun dışında sanatçının her konuda bilgisi olması gerektiği gibi kendi tarihini ve kültürünü çok iyi bilmesi gerekir. Ancak tüm bunlar pekiştikten sonra başarılı, özgün çalışmalar elde edilebilir.

 Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz, sanat hayatınızda başarılırınızın devamını dileriz.

Bana kendimi anlatma fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. Türkiye’deki kardeşlerimize selamlar.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone