Kalkınma ve Ekonomik Kalkınma- Rasim Topçuoğlu

rasim

Bu yazımızda kalkınmanın ne olduğunu, ekonomik kalkınmanın ne anlama geldiğini ve kalkınmaya ne derece etkisi olduğunu, Türkiye’nin durumunu ve son olarak fikir öncülerimizin  bu konuyla ilgili tavırlarını kaleme alacağız.
***
Ekonomik kalkınma (Economic Development), bir ekonomide,  gayri safi milli hasıla(GSMH) hacminde meydana gelen artış demektir.(1)
Nüfus artışı, doğal kaynaklar, sermaye birikimi ve teknoloji, ekonomik kalkınma açısından önem taşır.
Nüfus artışı: Üretimin temel amacı insan ve onun refahıdır. Aynı zamanda üretimin bir numaralı unsurudur. Nüfus artışı, hem çalışan insan sayısının artması, hem de çalışan insanların niteliklerinin iyileşmesi bakımından önemlidir.
Doğal kaynaklar: Doğal kaynaklar denilince kullanılabilen toprakları, ormanları, ülkenin sahip olduğu yer altı ve yer üstü zenginliklerini anlamak gerekir. Doğal kaynaklar üretim artışını sağlayan, ekonomik kalkınmayı hızlandıran faktörlerden biridir
Sermaye birikimi: Sermayenin kaynağı da tasarruftur. Eğer bir ülkede tasarruf meyli yüksekse sermaye birikimi hızlanır, tasarruf eğilimi düşükse sermaye birikimi yavaşlar. Düşük tasarruf, düşük yatırım demektir. Düşük yatırım da düşük kalkınma hızı demektir. Düşük kalkınma hızı ya da milli gelir, düşük seviyede tasarruf yaratır.
Teknoloji: Teknoloji, üretim faktörleri bileşiminde verimliliği arttıran ana öğedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde kalkınma ile bilim, teknik, sermaye ve sanayi ile paralel gelişmiştir.
Az sonra bahsedeceğimiz üzere ekonomik kalkınma, kalkınmanın bir alt başlığı olarak değerlendirilebilir. Sosyal yapılardaki değişiklik ile beraber, kalkınmayı etkileyen en büyük faktör ekonomik kalkınmadır.
***
Kalkınma, ekonomik ve sosyal  yapılardaki değişikliği içerir. Yine kalkınmada, ekonomik ve sosyal yapı değişikliği zorunludur ve bu yeni yapılanma içinde toplumun belli bir sınıf ya da grubunun yanı sıra bölgenin artan refahtan pay alarak refah düzeyinin dengeli dağılımının sağlanması esastır. Kalkınma, aynı zamanda sosyal sorunları çözerek büyümedir. Kalkınmanın asıl amacı, insanların daha iyi yaşamalarını sağlamak için, artan ekonomik olanakları sosyal sorunların çözülmesinde kullanmaktır.(2)

Kısa tanımlamalardan sonra Türkiye’nin durumuna geliyoruz. Türkiye’de yöneticiler her zaman için işlerin çok iyi gittiğini, ekonomimizin ne kadar iyi durumda olduğunu ve sürekli gelişim gösterdiğini iddia ederler.
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının 2013 verilerine göz attığımız zaman:
-Cari açığımızın 65 milyar 4 milyon $
-Dış Ticaret açığımızın(ihracat-ithalat) 99 milyar 782 milyon $
-Özel sektör borcumuzun ise 350 milyar $ olduğunu görürüz.
Bu durum, Türkiye ekonomisinin ince bir ipe bağlı olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.
Bizlerin ekonomisine not veren uluslararası bağımsız kuruluşları günümüz yöneticileri, sürekli Türklere düşman olmakla suçlayarak, bize düşmanlıklarından dolayı düşük puan verdiklerini iddia etmektedirler. Türklere en büyük düşmanlığı yapan yöneticilerimiz, ekonomimizin bu kadar riskli durumda olduğunu gördüğü halde, milleti kandırma yönünde mağdur edebiyatı yaparak kendilerinin ne kadar iyi olduğunu(!) tekrar tekrar kanıtlamışlardır.

Kandırmalardan bahsetmişken; çok küçük ve gerekli bir örnekle durumu sizlere göstermek isteriz. Örneğimizi işsizlik hesaplaması üzerinden vereceğiz.
Türkiye’de işsizlik oranı hesaplanması yapılırken uygulanan formül şu yöndedir.

İşsizlik Oranı= (İşsiz Sayısı / Sivil İş Gücü Arzı) x 100

Tabi buradan alacağımız sonuç işsizliğin gerçek boyutunu göstermemektedir. Siyasilerin, kendi çıkarları doğrultusunda işsizlik oranını düşük seviyede gösterme amacıyla yaptığı sayısal bir oyundur. Bu sözlerimizi şu şekilde kanıtlıyoruz.
Türkiye’de, iş gücünün çalışıp çalışmadığını belirlemek amacıyla hazırlanan işgücü anketinin uygulandığı hafta içinde, bir saat çalışmış olanlar bile işsiz sayılmayıp, eksik istihdam başlığı altında toplanmaktadır. Eksik istihdam kapsamına girenler, aslında düzenli bir işleri olmayıp, amele pazarlarında iş bulunca çalışan, iş bulamayınca boş gezen işgücünden meydana gelmektedir. Bu nedenle bize göre, Türkiye’de eksik istihdamdakiler de işsiz sayılmalıdır.
Buna bağlı olarak yeni formülümüz şu şekilde olacaktır.(3)

Gerçek İşsizlik Oranı = İşsizlik Oranı + Eksik İstihdam Oranı

Bu örneğimizden sonra konumuza dönecek olursak; Birleşmiş Milletler’in tanımış olduğu 187 ülke arasında bir ölçüm vardır. Bu ölçüm, İnsani Gelişme Göstergesidir. (Human Development Index)
İnsani Gelişme Göstergesi, Dünya’daki ülkeler için yaşam uzunluğu, okur-yazar oranı, eğitim ve yaşam düzeyi doğrultusunda hazırlanan bir ölçümdür.
Yazımızın başında, kalkınma kavramının ekonomik ve sosyal değişmelere bağlı olduğunu belirtmiştik.
İnsani Gelişme Göstergesi, ülkelerde üç başlığa göre ayarlanır. Bu başlıklar:

Uzun ve sağlıklı bir yaşam. Ölçümü ortalama yaşam süresi ile yapılır.
Bilgi. Ölçümü okur yazar oranı (2/3’ü) ve ilkokul, ve üniversite kayıtları yüzdesi (1/3’ü) ile yapılır.
Yaşam düzeyi. Ölçümü kişi başına düşen gelir ve alım gücünün Amerikan Doları’ndan hesaplanmasıyla yapılır.

Ülkeleri, hesaplanan değerlere göre belirli başlıklar altında sınıflara ayırırlar. Bu sınıflar şöyledir:
-Çok yüksek insani gelişme
-Yüksek insani gelişme
-Orta insani gelişme
-Düşük insani gelişme
Türkiye, Yüksek insani gelişme sınıfında bulunurken, genel sıralamada 90. sırada yer alır.
Yüksek insani gelişme sınıfının sondan 4. ülkesi olma başarısını(!) göstermiştir.
Ölçümler sonucunda Türkiye’de durum şöyledir,
– İGE değeri 0.722
-İGE sıralaması 90
Ortalama yaşam beklentisi: 74.2
-Eğitim görme süresi beklentisi: 12.9
-Okula gitme süresi: 6.5
-Kişi başına düşen GSYH: 13,710 $

Kalkınma bağlamında durum budur. Bu bilgiler ışığında Birleşmiş Milletler tarafından tanınan 187 ülke arasında ne durumda olduğumuz da ortadadır. Sayısal işlemler üzerinden oranlar vererek sürekli insanlarımızı kandıran yöneticiler, bu durumlardan hiç bahsetmemektedirler.
Kısaca durumu anlatma adına bir örnek daha vermek gerekirse, X ülkesinde kişi başına düşen milli gelir 10.000 $ , Y ülkesinde ise 50.000 $ olsun. X ülkesinde kişi başına düşen milli gelirin, 20.000 $’a çıkması %100 lük bir artışa sebep olmuştur. Fakat Y ülkesiyle arasında hala 30.000 $’lık bir fark vardır. X ülkesi yöneticileri utanmadan, bu artışı Y ülkesinde hiç artış olmamasındaki  oranlarla kıyaslayarak kendilerini öne çıkartır.  Oransal olarak %100’e %0’lık bir durum söz konusudur.
İşte Türkiye’nin acı durumu da aynen böyledir. Reel değerler yerine sadece nominal değerler üzerinden ekonomi verileri televizyonlarda anlatılır, mitinglerde büyüme oranları pankartlar yaptırılarak asılır. Dikkat edelim; sadece oranlar…
***
Sözlerimizi büyük Türkçü Nejdet Sançar’ın şu sözleriyle bitiriyoruz.

‘’Türkiye’nin kalkınması mı?

Milliyetçi temel üzerine yükselen fikir ve sistemin, milliyetçi insanlardan meydana gelecek hükümlere teslimi…
İşte gerçek… Ve işte Türkiye’de, aydın denilen kişilerin bulamadığı, kavrayamadığı şey…’’

(1)KÖKLÜ, Aziz; Makro İktisat, Ankara, 1973, s. 117

(2)GÜVEN, Sami; Sosyal Planlama, Ezgi Kitabevi Yayınları, Bursa, 1995, s. 5 vd

(3)BOCUTOĞLU, Ersan; Makro İktisat Teoriler ve Politikalar, Murathan Yayınevi, Trabzon, 2011, s. 80
Türkçülük Üzerine Makaleler – Nejdet Sançar, Devlet- Töre Yayınevi 1976
www. tcmb.gov.tr
http://www.kalkinma.gov.tr/Lists/Uluslar%20Aras%20Ekonomik%20Gstergeler/Attachments/9/Uluslararas%C4%B1%20Ekonomik%20G%C3%B6stergeler-2013.pdf

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone