Karabağ Göklerinde Bir Yıldırım: İbad Hüseynov ile Söyleşi – Ali Osman IŞIK

azer

aliosman

Tanıştığımız andan itibaren sıcak ve samimi tavırlarıyla dikkatimizi celbeden, söyleşiye başladığımızda da “Bu gençlere nasıl yararlı olurum?” endişesi taşıyan gözleriyle dudaklarından dökülen cümleleri adeta tekrar yaşıyormuş gibi canlandıran İbad HUSEYNOV; 18 Ekim 1970’te Karabağ’da doğmuş, ortaokulu bitirdikten sonra askere gitmiş, Kara Yanvar olayları meydana gelince de çeşitli protestolar ve açlık eylemi yapmıştır. Rus ordusu içerisinde oluşturduğu karışıklıklardan dolayı 4 ay erken terhis edilmiştir. Yurduna döndükten sonra ilan edilmemiş Karabağ Savaşı’na gönüllü olarak katılmış ve bir istihbarat birliğinin komutanlığına getirilmiştir. Dağlık Karabağ topraklarının bir bölümünün korunup saklanmasında, Ermenilerin Kür Nehri kıyılarına çıkmalarının önlenmesinde üstün hizmetleri olmuştur. 1993 Haziran’ında, gerçek adı Monte Melkonyan olan ASALA liderini öldürmüş aynı yıl Aralık ayında operasyon dönüşü sırasında Anti tank mayınına düşerek ağır bir şekilde yaralanmış ve 28 gün komada kalmıştır. Uzun süre gördüğü tedavi sonrasında, doktorunun bütün muhalefetine rağmen savaş bölgesine dönmüştür. 1994’yılında Haydar ALİYEV, onun hizmet ettiği birliğe gitmiş ve kendisine “Sengerde[1] Milli Kahraman” adını verdiğini duyurmuştur. 1994 yılı 9 Ekim’inde de “Azerbaycan Bayrağı” nişanı ile ödüllendirilen İbad HUSEYNOV evli ve üç çocuk sahibidir…

Savaş sırasında gösterdiği başarıların ve dolayısıyla da değerinin anlaşılabilmesi için önce, başını aldığı Ermeni Teröristin arz ettiği önemi, daha sonra da kahramanımızın öz cümlelerini size aktaracağız:

Monte Melkonian

25 Kasım 1957’de İran’da doğan, “Ebu Sindi”, “Saro”, “Timothy Sean McCormack” adlarını kullanmış ve Karabağ savaşında “Komutan Avo”  olarak tanınmıştır. Monte Melkonian (Melkonyan) ASALA terör örgütüne 1979 ‘da Paris’te üye olmuştur. ASALA kurucularından Agop Tarakçıyan, bu terör örgütünün ilk eylemini 16 Şubat 1976 tarihinde Beyrut Türk Büyükelçiliği Başkâtibi Oktay Cerit’i öldürmekle gerçekleştirmiştir.[2] 1983 yılında gerçekleşen bölünmeden sonra Melkonyan, Batı Avrupa’da ASALA-MR (ASALA Devrimci Hareketi) grubunu kurmuştur. Agop Agopyan Grubu; Yunanistan ve Ortadoğu’ya yerleşip Türk ve yabancı, masum kadın ve çocuk ayırımı yapmadan teröre devam etmiştir. Daha ılımlı ve terörde sadece Türk hedefleri esas alan Melkonyan ise Ermeni mücadelesinin siyasi zeminini oluşturmayı amaçladığını ve mücadelelerinin “1- Ermenileri harekete geçirmek. 2- Türkiye’ye karsı harekete geçmiş diğer güçlerle işbirliğinde bulunmak.” şeklinde iki yönü bulunduğunu belirtmiştir.[3] Bu çerçevede PKK’yla da çeşitli anlaşmalar yapmayı hedefleyen Melkonyan, 1992 yılında Azerbaycan’dan büyük toprak parçaları koparacağı ümidiyle Dağlık Karabağ’da Ermeni birliklerinin komutanlığına getirilmiş ancak 12 Haziran 1993 tarihinde İbad HUSEYNOV tarafından öldürülmüştür.

Kahramanlıkları 2023 yayıncılık tarafından çizgi roman haline getirilen İbad HUSEYNOV, Çanakkale’ye de kendisi için sürpriz niteliğinde olan bu çizgi roman üzerine görüşmelerde bulunmak amacıyla gelmiş. Biz de kendisini bulmuşken böyle bir değerle görüşme şansımızın her zaman olmayacağı kaygısıyla, kendisiyle Ötüken Dergisi olarak söyleşi yapalım istek. Bizi kırmadan, mutlulukla sorularımıza cevap veren İbad HUSEYNOV’a teşekkür ediyor görüşmemizi okuyucularımıza aktarıyoruz.

***

Ötüken: “Hoş geldiniz”. Naçizane ve klasik bir cümleyle sizleri karşıladık ama Türk gençleri olarak inancımız tam ki; 99 yıl önce Türk yurdunun bir ucundan bir ucuna -Azerbaycan’dan Çanakkale’ye-  gelerek canlarını vermiş yaklaşık 3.000 şehidimiz, bizim bu hitabımızdan daha ulu hitaplarla birlikte sizleri gurur ve mutlulukla karşılamıştır.

Öncelikle; ülkemizde çapsız çevrelere yamanmaya çalışılan, esasında da bir Türk Bayramı olan Nevruz Bayramınızı kutlarım.

Söyleşimize sizi tanıyarak başlayalım. İbad Hüseynov kimdir?

İbad Hüseynov: İbad Hüseynov, her şeyden önce bir Türk balasıdır, Türk sevdalısıdır, Türk kanıdır, Türk Milletidir, Türk Toprağıdır. İbad budur.

18 Ekim 1970’te Karabağ’a bağlı Muğanlı kentinde (köyünde) doğdum. Babam, doğacağım zamanlar “bu çocuk farklı bir çocuk bu çocukta olağan üstü bir şey var” demiş. Babam avcıydı, annem bana hamileyken babam, avladığı kurdun kalbini çıkarıp pişirmiş ve annemin haberi olmadan ona yedirmiş. Ben çocukken de bir komşumuz anneme “Ay Kifayet hanım, senin oğlun neden hiç korkmaz? Niye hiçbir şeyden korkmuyor?” deyince annem ona şu cevabı vermiş; “Ben, İbad’a hamileyken babası bana kurt kalbi yedirmiş. O günden beri korkmaz, cesurdur”.  Ben savaşta korkma hissini hiç duymadım. Korkmak nedir bilmezdim. Savaşta benimle aynı birlikte olan askerler hiç korkmazlardı. Öleceklerini bilseler, yine de benimle beraber gelirler, benimle birlikteyken hiçbir şeyden korkmazlardı. Sonra ben size söyleyeyim ki çocukluktan buyana dövülmeyi, geri kalmayı sevmezdim, (o günlerini hatırlayınca gülerek) üstümde her zaman bir demir taşırdım. Gücümün çatmayacağı biri beni dövmeye kalkınca o çocuğu onunla döverdim.

Ötüken: Genelde döven taraf oluyordunuz yani?

İbad Hüseynov: (Tebessümler kahkahayla karışarak) Ben nedense böyle şeyleri sevmişim. Yani; ben döveyim, ben birinci olayım. Bu güne kadar hep birinci oldum, ikinci olmayı hiç istemezdim… Askere gittim. Rus ordusuna. Rus ordusu çok büyük bir orduydu. Ama ben Rus ordusuna hizmet etmedim, edemedim. O kadar da komutanlar beni uyardılar, dövdüler, ben yine de hizmet etmedim. Ruslar 20 Ocak’ta Bakü’de Azerbaycanlıları kırınca, ben hemen Rus ordusundaki Azerbaycan Türklerini ayaklandırdım, orayı katıp karıştırdım.

Ötüken: Örgütleme gücünüz neye bağlıydı; sevilen biri miydiniz?

İbad Hüseynov: Ben de anlamıyorum, bana nerden geliyor, hangi kuvvet bana güç veriyordu. Hiç bilmiyorum. Beni tuttular, ezdiler, dövdüler en sonunda orayı iyice karıştırınca askerliğimin bitiminden 4 ay önce beni terhis ettiler… Rus ordusundayken her zaman spor yapardım. Bundan dolayı da askerden dönüp geldiğimde, Karabağ için hazır bir savaşçıydım. Aynı günde de savaşlara başladım.

Ötüken: Askerliğe olan sevginiz nasıl başladı?

İbad Hüseynov: Ben vatanı ve toprağı çok sevdim. Yani benim sevgim bir kıza, bir hanıma değildi. Benim sevgim vatana ve toprağa idi. Ondan ben vatan için, toprak için çok ağladım. Savaşta hiçbir askeri önde bırakmazdım. Savaştığımız arazide, bütün savaşçıların önünde savaşır, herhangi birini öne sürmezdim. Askerlerime; “Görmeyeyim ki, benim askerim öldü, yaralandı. Bırakın ben önden gideyim ben öleyim. Askerim ölmesin” derdim. Savaş zamanında karargâhımızda şehitlerin resimlerinin asıldığı bir duvar vardı. Ben resmimi büyütüp şehitler duvarına astım. Komutanlar “o resmi oradan çıkar” diye defalarca beni uyardılar. Ama ben kabul etmedim, orda kalsın dedim. Şehit olmak istiyordum. Biliyordum ki ‘şehitler bir kere şehit olur, gaziler bin kere şehit olur’. Çünkü gaziler her zaman o haksızlıkları görürler bundan dolayı da onlar ölürler dirilirler, ölürler dirilirler. Şehit bir kere şehit olur, canını kurtarır gider. Oysaki gaziler, onlar; ömür boyu haksızlıklar görür, onlara türlü türlü zararlar verilir, onlara karşı kötü kötü sözler söylenir.

Ötüken: Türkiye’ye ve Çanakkale’ye daha önce geldiniz mi?

İbad Hüseynov: Türkiye’ye çok geldim ama Çanakkale’ye 3. gelişim. Çanakkale bir şehitler diyarıdır, yani şehitler vatanı. Çanakkale’de yaşayan gençler öyle bir yurtta büyüyorlar ki böyle bir yerde yaşadıklarından hepsi kahramandır. Çünkü şehitler diyarında büyümek bir kahramanlıktır. Ama o gençler, eğer Çanakkale’de vatanperver değilse onlara ben Türk demem. Çanakkale’de yaşayan bütün gençler vatanperver olmalı, Türk’ü sevmeli, Türk nedir bilmeli.

Ötüken: Azerbaycan’da Çanakkale algısı ve bilinci nasıldır?

İbad Hüseynov: Çanakkale’yi tanıyan, önemini bilenler, Çanakkale’yi seviyorlar. Aslında Azerbaycan’da çoğu yerde Çanakkale’yi tanımıyorlardı. Oralardaki toplantılarımda Çanakkale hakkında çok konuştum,  ne anlam ifade ettiğini anlattım. Çanakkale benim için en mukaddes yerlerdendir. Çanakkale’ye geldiğimde duygulanırım, öyle çoğalır ki bir cennete gelmişim gibi hissederim.

Ötüken: Türkiye’de geçirdiğiniz zamanlarda ne gibi icraatlarda bulundunuz?

İbad Hüseynov: Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde düzenlen onlarca toplantıya, konferansa katıldım. Bunların çoğunu unuttum. Kahramanmaraş, Eskişehir, Balıkesir, Ankara, İstanbul gibi illerde çokça toplantılarım oldu. Ankara’da üst düzey askerî yetkililerle görüştüm. Bana askerlere yönelik büyük bir konferans yaptırdılar.

Ötüken: Ziyaretleriniz esnasında Türkiye’de nasıl karşılandınız? İnsanların bir Milli Kahraman’a bakış açısı nasıldı?

İbad Hüseynov: Türkiye’deki milliyetçiliğe vurgunum. Türkiye’deki milliyetçilik çok büyük. Türkiye’de beni çok güzel karşıladılar. Devlet yöneticilerince de çok yüksek itibar gösterildi. Askerî yetkililerce de çok güzel karşılandım. Gençler tarafından bana çok saygı gösterildi ve beni çok kıymetlendirdiler. Bahtiyar oldum. Türkiye’de kahraman nedir, daha iyi anlıyorlar ve daha fazla değer veriyorlar.

 

Ötüken: Türkiye’de karşılaştığınız bu ilgiye, diğer Türk Cumhuriyetlerinde de rastlıyor musunuz?

İbad Hüseynov: Bir ilgi olsa da bu, Azerbaycan ve Türkiye’nin gösterdiği kadar değil. Birbirine olan yakın bağlarından dolayı da bu iki devlet Karabağ Savaşı’nın önemini daha iyi kavramışlar ve dolayısıyla da bana daha fazla kıymet veriyorlar.

Ötüken: Peki, diğer Türk devletlerinden davet alıyor musunuz?

İbad Hüseynov: Aslında Güvenlik açısından sıkıntı yaşayacağım çoğu yere gitmiyorum. Çünkü Ermeniler tarafından benim başıma çok büyük bir miktarda ödül koyulmuş. Benim en rahat ve güvenerek geldiğim yer burası, Türkiye. Rusya’dan teklif geldi, Ruslar kendileri için görüşmeler talep ettiler ama gitmedim. Çünkü orası benim açımdan çok tehlikeli. Ukrayna’dan teklif geldi, gittim ama ikinci defa çağırdıklarında gitmedim. Gürcistan’dan, Tebriz’den, Kırgızistan’dan da davet geldi ama gitmedim. Benim için Türkiye çok rahat ve güvenli, çünkü burası benim kanım, benim dinim, benim dilim.

Ötüken: Bu soracağım soru biraz garip olacak. Ermenilerin başınıza ödül koyduğunu, bu ödülün çok büyük bir miktarda olduğunu söylediniz. Başınıza böyle büyük miktarlarda ödül koyulması sizi mutlu ediyor mu?

İbad Hüseynov: (İçten bir şekilde gülerek) Benim için mutluluk verici olmakla birlikte tehlikeli de. Ama yine de mutluyum ki ben, Ermenistan’a 3 gün, bütün dünya Ermenilerine de 1 ay yas tutturdum. Bunun için mutluyum. Tehlikeli olmasına rağmen ben hiç hissetmiyorum. Birçok kişi bana dedi ki; “Türkiye’ye gidiyorsun, orada serbestçe geziyorsun ama hiç korkmuyor musun?” Ben de hep şunu söyledim; (samimi bir gülüşle) “Ben neden korkayım, Ermeniler benden korksun ki ben onların başını kesmişim”.

Ötüken: Türkiye’de, Türk tarihinde yer etmiş şahsiyetleri ve milli değerleri çizgilere dökerek, çocuklar için hikâyeleştiren 2023 Yayıncılık sizi ve kahramanlığınızı çizgilere dökerek hikâyeleştirdi. Gelecek nesillerin hafızasında yer edineceksiniz ve onlara örnek teşkil edeceksiniz. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

İbad Hüseynov: Gençlerin ve çocukların benden faydalanmasına seviniyorum ve duygulanıyorum. (Eliyle çizgi romanı göstererek) Ama onu görmemiştim, burada gördüm. Daha fazla gencin, çocuğun, milyonların faydalanması bakımından çok yararlı olacaktır. Bu benim için tarif edilmesi güç bir duygu, çok büyük bir şeref ve övünç kaynağıdır… (Eliyle çizgi roman kahramanını göstererek) Bu ben, şimdiki ben değilim, bu savaşçı İbad. Ben ölmüştüm, 3 ay boyunca kendimde değildim, yani ölmüş gibi bir şeydim. (Kazadan sonra kaybettiği bazı yetilerini kastederek) Ben böyle değildim, ben yeniden hayata geldim, değiştim. Yani ben o İbad değilim. O İbad başkaydı. Öyle ki; ben eli silahlı at sırtında bana doğru koşturan Ermeni’ye koşarak sıçradım ve yüzüne tekme attım, yüzü parçalandı, öldü. Şimdi o zamanlara bakıyorum da, o İbad’ın ben olduğuna inanamıyorum.

Ötüken: Karabağ kahramanı ve gazisi olarak; diğer Türk Devletlerinin, kardeş ülke Azerbaycan’ın, haklı Karabağ davasına yönelik savaş sırasında ve sonrasındaki, tutumunu ve politikalarını nasıl buluyorsunuz?

İbad Hüseynov: Savaşta Türk dünyası bize yardım yapmadı. Kötü bir durumdu, biz savaş zamanı meydanda tek kaldık. Yersiz yurtsuz bir adam gibiydik. Bütün Ermeni dünyası; Rusya, Amerika, Fransa hepsi bizi yiyordu. Yani bizi yağlı bir et gibi görüyor ve yiyorlardı. Ne yazık ki bize hiçbir yardım yapılmadı. Silah yok, ordu yoktu. Rus’tan yeni ayrılmış bir millet böyle ortada kalmıştı. (Oysaki Atatürk, yıllar önce bu günleri kast ederek şu sözleri öğütlemişti; “Bu gün Sovyetler Birliği dostumuzdur… fakat yarın parçalanabilir… işte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız…” ) Çok, ağır bir durumdaydık. Ama biliyorum ki şu an savaş olsa, Türk Devleti olmasa da Türk Milleti bizim yanımızda olacaktır.

Ötüken: Azerbaycan halkının, Azerbaycan’a yardım etmemelerinden dolayı Türk devletlerine bir dargınlığı var mı?

İbad Hüseynov: Yok, belki de o zamanlarda böyle olması daha iyiydi. Çünkü Türkiye’nin savaşa girmesi Rusya’nın da müdahil olacağı daha büyük bir savaşı meydana getirebilirdi. Belki de siyaseten, Karabağ’ın verilmesiyle her şeyin biteceği düşünülmüştür… Ama böyle düşünülmüş olsa da Karabağ Ermenilere bırakılamaz! Karabağ hiçbir zaman Ermenilere kalamaz! Karabağ Türkiye’nin namusudur! Türk Dünyası’nın namusudur! (Bu cümleler ve kardeşlerini yalnız bırakmayıp gelen ve Çanakkale Savaşları’nda şehit düşen 3.000 Azerbaycan Türkü’nün, Çanakkale’yi öz namusları olarak gördüklerini hatırlattı bize.) Karabağ bizim savaşımız değildir. Karabağ Türk Dünyası’nın savaşıdır! Bunu daha önce de çok tekrarladım; Ermeniler, Türkiye’ye güçleri yetmediği için hıncını, hayfını, bizden çıkardı. Türkiye’nin büyük güçlü bir devlet olduğunu bildiklerinden hınçlarını bize, güçsüz ve tek kalmış Azerbaycan Türk’üne yönelttiler. Şunu da söylemeliyim ki; Ermeniler ’in bütün sözleri “Türk, Türk” tür. Ermeniler bize hiçbir zaman Azerbaycan demez. Türk derler. (Aylar önce Ermeni askerlerinin, yapılan bir törende Türkiye ve Azerbaycan bayraklarının boyandığı tuğlaları birlikte parçalamasının ve arkasından Ermeni halkın coşkulu haykırışlarının temelinde de bu anlayış yatıyor olsa gerek. ) Ermeniler bize her zaman ‘Türk’ derler. Bizim bir tane gencimiz, yüz Ermeni’nin arasına girdiğinde Ermeniler korkusundan dağılırdı. Türk gençleri düşünmesin ki “böyle kahramanları olan devlet Karabağ’ı kaybetti” Karabağ, dünyanın ve içimizdeki Ermeni niyetlilerin etkisiyle, siyasette yitirildi. Karabağ, Azerbaycan ve Türkiye’nin birleşmesinin önünde bir kara lekedir. Türk gençliği şunu iyi bilmelidir ve düşünmemelidir ki kahramanlık sadece savaşta olur. Savaş çıkmasını ve çıkınca da gidip kahraman olacağını beklemesin. Yalnızca savaş meydanlarında kahraman olunmaz. Kahramanlık, başka sahalarda da olur. Yeter ki,  atılan adım millet için, devlet için olsun. Devlet için atılan adım yaşar. Başka hiçbir adım yaşamaz. Devleti için, milleti için attığı adımlardan sonra kişi kahraman gibi yaşayabilir.

Ötüken: Birliğiniz keşfiyatçıydı (istihbaratçı). Keşfiyatçıların, Azerbaycan kuvvetleri açısından önemi neydi? Özellikle de sizin komuta ettiğiniz birliğin yararlılıkları nasıl oldu?

İbad Hüseynov: İstihbarat, ordunun gören gözüdür. İstihbarat yoksa ordu yoktur. Düşmanın içini ve arkasını bilmezseniz hiçbir zaman savaşamazsınız. Düşmanın hangi silahlara, ne ölçüde sahip olduğunu, hangi güce sahip olduğunu bilmelisiniz. Ben savaş döneminde, istihbarat için gece ve gündüzün yerini değiştirmiştim. Gündüzleri askerleri yatırır, geceleri operasyona çıkarırdım. Benim savaştığım 20 bin hektarlık arazi de o yüzden bizde kaldı. Çünkü biz düşman birliklerinin gücünü ve nelere sahip olduklarını iyi biliyorduk. Bütün günümüz Ermenilerin arkasında, onların içinde geçerdi. Gizli gizli gider, büyük büyük Ermeni lojistiklerini havaya uçururduk. Yollara anti tank mayını döşer tanklarını patlatırdık. Benim savaştığım arazi, dağlık Karabağ’ın sınırları içindeydi ve bu faaliyetlerimizden dolayı bizde kaldı. Ben yine bu araziyi savunurken, yaralandım. Barikatlarımızın 15 km ileriye taşınması kararlaştırılınca. Barikatları yerleştirdim, bayrakları dikip dalgalandırdım. Dönerken, arabadan anti tank mayınına düşüp yaralandım. Diyebilirim ki o arazinin alınması benim kanım pahasına oldu. Ermeniler her zaman, “bizim arazimiz onlarda kaldı alamadık” derler. Sırf o bölgeyi alabilmek için Melkonyan gibi güçlü teröristleri getirmişlerdi. Ama alamadılar, biz orayı koruduk.

Ötüken: Son olarak; sizin tanınmanıza etkisi büyük olan Monte Melkonyan’ı nasıl tanıdınız ve başını neden kestiniz?

İbad Hüseynov: O zamana kadar, yaptığım yararlılıklardan dolayı zaten kahraman gibi tanınmıştım. Melkonyan hadisesi, benim döğüşlerimin sadece sonuncusuydu. Bizim devletin gizli istihbaratı MTN’den bana Ermeniler ’in, Fransa’dan bir teröristi benim bölgemi alması için getirdiğini ve onu izlemem gerektiğini söylediler. Adı Melkonyan değildi, Avo’ydu Avo. Sonradan asıl adının Melkonyan olduğu ortaya çıktı. İstihbaratçılarıma onu izletmeye başladım, gece gündüz izlemeye başladılar. Nerden nereye gidiyor, neler yapıyor izliyorduk. Bir gün, Ermeniler taarruza kalktılar. Aynı gün komutanlıktan, karargâhtan, beni çağırdılar ve bu saldırının kısasını almamı istediler. Ermeni saldırıları ve savunma savaşımız devam ederken, kısas almak için Ermeni birliklerinin içine sızıp operasyonlar yapacaktık. Ama Melkonyan’ı öldürme emri almamıştım. Onun için gitmeyecektik. Muharebe sırasında yapacağımız sızma harekâtı çok tehlikeliydi. Gece yola çıkacaktık. Askerlerime dinlenme emri verdim, iki saat sonra uyandırdım. “Bu sonuncu gidişimiz, kurtulma şansımız olmayacak, öleceğiz. Kim gelmek istiyorsa öne çıksın”  dedim. 13 askerle birlikte, savaş ve çatışmalar sürerken yaptığımız bu sızma oldukça güçtü, çok zorluklar yaşadık. Ermeniler’ in arkasına geçtiğimizde karargâhla telsiz bağlantısı kurduk. İki gün Ermenileri izledik. Nerden nereye gidiyorlar, neler yapıyorlar, nerelerde gizli barınakları, nerelerde mevkileri var, nerelerde konuşlanmışlar hepsini izliyorduk. Öğlen saat 1’de Melkonyan ciple bizi fark etmeden yanımızdan geçti gitti. Biraz ilerdeki çaydan geçmeye çalışırken araba batıp takılı kaldı, çayı geçemedi. Kendi arazileriydi, yani biz 20 km içeri sızmıştık. Melkonyan ihtimal vermiyordu ki, bir Türk genci çıkar gelir karşısına. Arabadan inip yürümeye başladı ve arkasından gelen iki askere eliyle işaret ederek “arabayı bataktan kurtarın, arabayla gelin” talimatı verdi ve yürümeye devam etti. Biz hâlâ, gizlice onu takip ediyorduk. Ben askerlerime, Melkonyan ile teke tek savaşacağımı ve gizlenmelerini emrettim. İşgal ettikleri bir Türk köyünde onun karşısına çıktım.  Önce Rusça “Silahını at!” diye bağırdım. O ihtimal vermediğinden, benim Türk olduğumu anlamadı. Bu kez Türkçe “Silahını at!” diye bağırdım. Türk olduğumu anlar anlamaz elini omzunda asılı silahına attı ve bana doğrulttu. Ama silahının emniyeti kilitliydi. Elini emniyete attı açmak için, ben hemen ateş ettim ve sağ alt kaburgasından vurdum. O silahını düşürdü ve hemen silahına doğru hamle yaptı. Yanına geldim ve yere yıktım. Sonra onun kafasını kestim, çok yalvarmıştı “beni öldürme” diye ama ben onu öldürmeye gitmiştim. Çünkü o, onlarca Türk’ün kafasını kesmişti.

[1] Senger: Barikat, Dayanak.

[2] KARAŞ Zeynep, Ermeni Terör Örgütü: ASALA, Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi, sf. 49.

[3] KARAŞ, age, sf. 50

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone