KARAHANLI TÜRKÇESİ ÜZERİNE YURT DIŞI VE ORTA ASYA’DA ÇALIŞMALAR

 

“Orta Türkçe” olarak adlandırılan Karahanlıca (Bir diğer adıyla Hakaniye) dönemi, 10. ve 12.yüzyıllar arasında sürmüş olmasına rağmen, bu dönemde ortaya konmuş olan eserler, hala birçok araştırmacının ilgi odağıdır. Tarihte ve günümüzde, bu dönemde ortaya konan eserler birçok kereler istinsah edilmiş, içerikleri birçok çeşitli çalışmalara konu olmuştur.

15.asrın ilk yarısı birçok tarihçi tarafından “Türkistan Rönesansı” olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde, Türkistan Türkleri, özellikle edebiyat alanında oldukça iyi bir seviyeye gelmişlerdir. Hatta Fatih Sultan Mehmet Han’ın şehzadeliğinde, kendisinin Uygur alfabesini öğrenmesi için hoca bile tutulmuştur. 15.asrın ikinci yarısı ise bu konudaki üstünlük Türkiye’ye geçmiştir. Yalnız bu dönemde de Abdülrezzak Bahşı tarafından, bu döneme ait bazı eserler istinsah edilmiş veya düzenlenmiştir. Acaba üstünlüğün Türkiye Türklüğüne geçmesinde sayılabilecek etkiler arasında, bu türlü çalışmaların da etkisi olabilir mi? Şahsi kanaatim etkinin mevcut olduğu yönündedir.

Karahanlı Türkçesi ile yazılmış eserler konusunda, ilk olarak bu eserlerin nüshalarından, istinsah edilmelerinden ve içerikleriyle ilgili yapılan çalışmalarından bahsetmek gerekiyor.

Bu dönemde yazılan eserlerin en önemlileri, “Kutadgu Bilig”, “Divan-ı Lügati’t Türk” ve “Atabetü’l Hakayık” eserleridir. Yine bu dönemde yazılmış olan ve bazı Batılı bilim adamlarınca da üzerinde çalışılan Kur’an-ı Kerim tercümelerinden de bahsetmeden geçmeyeceğim.

1-) Kutadgu Bilig Üzerine Çeşitli Çalışmalar

Balasagunlu Yusuf’u “has haciplik” görevine getiren bu önemli eser, üzerinde sıklıkla çalışmalar yapılan önemli bir edebi üründür.

Kutagu Bilig’in bugüne ulaşmış 3 nüshası bulunmaktadır. Bu nüshalar; Mısır, Fergana ve Herat nüshalarıdır. Bu nüshalardan Herat nüshası, Şeyhzade Abdülrezzak Bahşı tarafından Tokat üzerinden İstanbul’a getirtilmiştir. Bu nüsha, Hammer tarafından 18.asırda bulunmuş ve Viyana’ya götürülmüştür. Ardından bu eserin kopyasını Paris’te bulunan Amedee Jaubert’e göndermiş ve Jaubert bu eser hakkında Journal Asiatique’de yazdığı yazıyla eseri az da olsa tanıtabilmiştir. Bu nüsha, bugün Viyana Devlet Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Mısır nüshası, Kıpçak Türk’ü İzzettin Aydemir istinsah etmiştir. Bu çalışmanın yapılmasında, elbette Arap yarımadasındaki Türk Memlüklerin hakimiyetinin de etkisi vardır. Aydemir’in bu istinsah çalışmasını gerçekleştirdiği dönemde, Araplara Türkçe öğretmek amacıyla sözlükler ve gramer kitapları hazırlanmıştı. Türk devletinin ve toplumunun yapısı açısından, bu kitabın da istinsah edilmemesi mümkün değildi elbette. Bu nüsha, Hidiv Kütüphanesi’nde müdürlük görevinde bulunan Moritz tarafından, 1896 yılında bulunmuştur.

Fergana nüshası, değerli bilim adamımız Başkırt Türk’ü, Ordinaryüs Prof. Dr. Ahmet Zeki Velidi (Togan) tarafından, Nemegan’da bir kütüphanede bulunmuştur. Bu sıralarda Zeki Velidi, Sagay Türk’ü Prof. Katanov’un asistanı idi ve onun teşvikiyle bu araştırmaya yönelmişti. Eser, Togan tarafından 1913 senesinde bulundu ve bu sıralarda ardı ardına çıkan Birinci Dünya Savaşı, Bolşevik İhtilali ve Türkistan ayaklanmaları sırasında eser nasıl olduysa ortadan kayboldu. Bu nüsha ikinci kez Özbek bilgin Fıtrat tarafından bulunmuştur. Zeki Velidi, bu eser hakkında yeterince bilgi vermeye mazhar olamasa da bir küçük yazı yazmayı başarmıştı.

Bu nüshalar, birbiri ardınca 200, 300, 370 yıl aralıklarla yazılmış olmasına karşın, içerik itibariyle Karahanlı Türkçesinin birçok özelliği muhafaza edilmiştir.

Bu esere ilk büyük dikkati, Macar Türkolog Vambery çekmiştir. (Macarların Türkoloji’ye hizmetleri önemli boyuttadır. Bu bilim dalını, Oryantalizm’den Türkoloji’ye çevirenler de, Macarlar ve Sekel Türk’ü bir gençtir.)

1902 yılında Keleti Szemle dergisinde, Martin Hartmann, eserin ölçü düzeniyle ilgili oldukça önemli bilgiler içeren bir makale yayımlamıştır.

Yakın zamanda Türk Dünyası’nda Kutadgu Bilig ile ilgili olarak birçok çalışmalar yayımlanmıştır. Kırgız bilim adamı Tölögön Kozubekov, “Cusup Balasagın- Kuttuu Bilim” adlı çalışmasını, 1993 yılında Moskova’da yayımlamıştır.

Azerbaycan Türklerinden Kâmil Veliyev ve Ramiz Asker, birlikte, “Yusif Balasagunlu – Gutadgu Bilig” isimli eseri ortaya koymuşlardır (Bakü, 1994).

Kazak Türk’ü Tuğlukcan Talibov da, bu eser hakkında çalışma yapanlar arasındadır. Rusça olarak bu eser üzerine, “Unin Leksika Stilistik Alahidilikliri” isimli çalışma, 1996’da, Almatı’da yayımlanmıştır.

Doğu Türkistan’da ise; Abdurehim Ötkür, Ahmet Ziya, Memtimin Yusup tarafından, 1984 yılında yayımlanmıştır.

Yine Kazak Türklerinden  Askar Ekewbayev, “Jusup Balasagun – Kuttı Bilig” adlı eserini yayımlanmıştır. (1986, Almatı.)

2-) Divan-ı Lügati’t Türk Üzerine Çeşitli Çalışmalar

Bu eser, Kaşgarlı Mahmut tarafından, 400 yıl sonraki meslektaşlarından, 400 sene önde olarak yazılmıştır. Eserin yazımı 5 yıl sürer. Yazarı Kaşgarlı Mahmut, eserinde, 7000 küsur Türkçe kelimeye vermiştir. Ancak, Kaşgarlı, bu yönüne aldanılıp yalnızca dil veya gramer bilgini ilan edilecek bir kimse değildir. Sözlüğünde yer verdiği sayısız halk edebiyatına ait şiirler, atasözleri ve deyimlerle, bir etnolog ve edebiyatçıdır da…

Kaşgarlı Mahmut’un eseri de sayısız çalışmaya ışık tutmuştur ve tutmaya da devam etmektedir. Eser, Türklük bilinci bakımından o kadar önemlidir ki, Doğu Türkistan’da bu eseri Uygur Türkçesi’ne çevirmek isteyen Kutluk Şevki, Çin yönetimi tarafından canından edilmiştir. Tıpkı Azerbaycan’da aynı akıbete uğrayan Said Hocayev gibi… Tabi bu kez bu işin sorumlusu Sovyetlerdir. Bu yönüyle incelenince, “acaba Zeki Velidi Togan’ın eseri kaybetmesi sadece curcuna sebebiyle miydi, yoksa işin içinde curcunayı çıkaranlar mı vardı?” diye sormak icap ediyor. Bunu, herhalde, Sovyet arşivlerini yeterince incelemeyip araştırmadıkça aydınlığa kavuşturamayacağız.

Eser, içeriğinin zenginliği itibariyle, yazarının yaşamına da ilgi uyandıracak türdedir. Yazarın yaşamını merak etmiş olacak ki, Omelgan Britsak, “Mahmut Kaşgari Kimdir?” isimli çalışma yapma gereği duymuştur. Bu çalışmayla, Kaşgarlı Mahmut’un bir Karahanlı şehzadesi olduğu tespit edilmiştir.

Eser, Amerika’da, “Compendium of Turkic” (Türk Şiveleri Lügatı) adıyla yayımlanmıştır.

Özbek alimi Salih Muttalibov, büyük bir işe hatta tabiri caizse “bilim kahramanlığına” imza atarak, eseri, 4 ciltlik halinde, Özbek Türkçesi’ne, “Türkiy Sözler Divanı” adı altında tercüme etmiştir. Aynı eserde, başka yazarlar tarafından, 11.yüzyıl Karahanlı Türkçesi’nden söz edilen bölümler de mevcuttur.

Kitabın içerisindeki şiirler, maniler ve atasözleri bile birçok çalışmaya konu olmuştur. Mesela; Carl Brockelman, bu türlü içerikleri Alman diline tercüme etmiştir.

Kitabın, bugün yalnızca bir nüshası bilinmektedir. Fakat farklı coğrafyalarda yazılmış bazı tarihi nitelikteki eserlerde, kitaptan söz edilmesi, farklı nüshalarının da bulunduğu fikrini uyandırmaktadır. Mısırlı Türk bilgini iki Türk kardeş, Ayıntaplı Asım ve Sabahattin Ahmet, yazmış oldukları eserlerinde, Divan-ı Lügati’t Türk’ten bahsederler. Bu eserlerin 15.yüzyılda yazıldığı bilgisini de vermek gerekir. 17.yüzyıl’da da Katip Çelebi, Keşf-üz-Zünun’da, Kaşgarlı’dan ve divanından etraflıca bilgi vermektedir.

3- Atabetü’l Hakayık Üzerine Yapılan Çalışmalar

Eser, Yüknekli Edip Ahmet tarafından yazılmıştır. Yazarının doğuştan gözlerinin görmediği bilinmektedir. “Toga körmez erdi Edibning közi” sözü buna delil olarak gösterilmektedir. Edip Ahmet’in ünü uzun yıllar devam etmiştir. Bunda, gözleri görmeyen bir kimsenin, bilim seviyesinin bu kadar yüksek olması büyük tesir bırakmış olabilir. Çünkü gerçekten eser, derin ve zengin niteliklere sahiptir. Ali Şir Nevai bile bir eserinde kendisinden uzunca söz eder. Edip Ahmet’e dair, gözlerinin görmemesine rağmen bilim aşkıyla yanıp tutuşmasıyla ilgili bir de hikâye anlatmıştır.

Atabetü’l Hakayık’ın 4 nüshası bulunmaktadır. Bu nüshalardan biri 15.yüzyılda Semerkant’ta, biri ise İstanbul’da istinsah edilmiştir. Ali Şir Nevai’nin Edip Ahmet’in eserinden örnekler vermesi ve ona dair bilgiler vermesi, nüshalardan birinin kendine ulaştığı bilgisini doğal olarak vermektedir. Ali Şir Nevai’yi de, “Nesayimi’l Mahabbe min Şemayi-mi’l Fütüvve” isimli eserinde yer vermiş olduğu için, çalışma yapan isimlerden biri olarak sayabiliriz.

Eserin düzenlemesi, yine Şeyhzade Abdülrezzak Bahşı tarafından 1480’de düzenlenmiştir. Eser 1480 yılında tercüme edilmesine karşın, tercüme tekniği bakımından, Karahanlıca döneminin Kur’an tercümelerinde kullanılan teknikten etkilendiğini düşünmekteyim. Karahanlılarda da satır altı tercümesi yapılmıştır. Neticede Osmanlı Şeyhülislamı Molla Fenari de, Kur’an tercümesinde Karahanlılarla aynı teknikleri kullanmıştır. Hem Karahanlılarda hem de Osmanlılardaki Kur’an tercümelerinde, “Allah” adının karşılığı “Tengri”, “Lillallah” karşılığı da “Tengrika” olarak verilmiştir. Şeyhzade’nin tercümesinde de, üst satır Uygur, alt satır Arap harflidir.

Bunlardan başka, eksik bir istinsah da mevcuttur. Bu istinsahın sahibi Seyid Ali’dir ve eser Topkapı’da bulunmaktadır.

Eserin Semerkant nüshası da, Semerkantlı Zeynel Abidin tarafından, 1444 senesinde istinsah edilmiştir ve bu eser de Ayasofya’dadır. İşte Şeyhzade, bu eseri düzenlemiştir.

Atabetü’l Hakayık’tan;

“Uluglar ni birse yimes min dime,

İlig sun aguz ur yimeseng yime.”

4-) Kur’an Tercümeleri

Karahanlılar, İdil Bulgarlarıyla beraber Müslümanlığı kabul eden ilk Türk devletidir. Daha önceki dönemler incelenecek olursa, Türkler, girdikleri her dinde – asimile olsunlar olmasınlar – etkili olmuşlardır. Bazen din değiştirmeler sonucunda, Türk toplumunun giyimi, kuşamı değişmiş, başka alfabeler, başka diller kullanmış; bazen de din değiştirmeler tamamen siyasi sebeplerle göstermelik olmuştur. Hazar Kağanının Museviliğe geçmesi gibi…

Türkler, İslam’ı ancak Emevilerden sonra kitleler halinde kabul etmeye başlamışlardır. Bunda, elbette Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’nin rolü birinci sıradadır-ki eseri Divan-ı Hikmet her ne kadar kendisinden çok sonra yazılmışsa da, kendisi, Orta Türkçe döneminde yaşamıştır ve şiirlerinin özgün hallerinin de bu sahaya girdiği düşüncesi kuvvetlidir.

İslam’a geçişle birlikte, Türk alimlerinin tespit ettiği birtakım sorunlar vardı. Bu sorunların belki de başında gelen mesele, Türklerin Müslümanlığı kabul edenlerinin henüz Kur’an-ı Kerim bilgisinin zayıf olmasıydı. Bu doğrultuda, Türklerin anlayabileceği bir biçimde, Kur’an tercümeleri yapıldı. Yukarıda da söz ettiğim gibi, Kur’an tercümelerinde, “Allah” adının karşılığı “Tengri” olarak verilmişti. Hatta Hoca Ahmet Yesevi’nin dahi birçok şiirinde, Tengri veya Tengri Teala kullanımları mevcuttur;

“Tengri Teala sözin,

Resulullah sünnetin,

İnanmağan ümmetin,

Ümmet demes Muhammed.”

Bu tercümeler üzerine yapılmış çeşitli çalışmalar vardır. Bu nüshalardan Manchester’da olanı, Eckmann tarafından “Middle Turkic Glosses of the Rylands İnderlinear Koran Translation” adıyla, 1979 senesinde Budapeşte’de yayımlanmıştır.

Özbekistan nüshası üzerinde, A.A.Semenov çalışmıştır. Bu çalışma, “Sobraye Vostoçnıh Rukopisey” adıyla 1957’de yayımlanmıştır.

Bir diğer nüsha da yine Ahmet Zeki Velidi tarafından bulunmuş ve bu nüsha Borovkov tarafından “Leksika Sredneaziatskogo Tefsira” adıyla 1963’te Moskova’da yayımlanmıştır.

***

Elbette bu çalışmada adı geçmeyen çok sayıda çalışma vardır. Fakat sadece bu kadarının bile Karahanlı döneminde ortaya konan eserlerin ve o dönem kullanılan Türkçenin önemini ortaya koymaktadır. Özellikle dini sebeplerden, Karahanlıca, Türkçenin gelişimi açısından bir köprü gibidir denebilir. Herhalde, sadece Kök Türük dili bilen bir kimse olsaydı, Karahanlıca yazılmış bir metni rahatlıkla okuyabilirdi ve yine bugün bile Hakaniye Türkçesi ile yazılmış eserler çoğunlukla anlaşılabilmektedir.

 

Yusufhan GÜZELSOY

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone