Kâzım Karabekir Paşa- Rasim Topçuoğlu

kazım

(23 Temmuz 1882- 26 Ocak 194∞)
Bu yazımızda biraz daha hâkim olduğum ekonomi ile ilgili bilgi vermekten ziyade Milli mücadele kahramanı, yüce Türk’ün yüce komutanlarından Kâzım Paşa’dan bahsedeceğiz. Konumuzu bu yöne çevirmemizin sebebi ise yapılan yerel seçimler sonucunda Ağrı Belediye Başkanı olmuş ama insanlıktan nasibini alamamış bir zatın Kazım Karabekir Paşa ve Türk Ordusu hakkında söylemiş olduğu sözlerdir. Yazımızın ilk bölümünde Kâzım Karabekir Paşa’mızın hayatından bazı bölümleri aktaracağız. İkinci bölüm sözde belediye başkanı zatın söylemlerinden oluşacaktır. Üçüncü bölümde ise Ağrı ile ilgili bazı tarihi bilgileri verdikten sonra kısa bir not ile yazımızı bitireceğiz.

Kâzım Karabekir Paşa,  I. Dünya Savaşı’nda ;

1914’te başlayan I. Dünya Savaşı’na kaymakam rütbesiyle iştirak eden Karabekir, Çanakkale muharebesinde Fransızlara karşı Kerevizdere’de kazandığı başarı üzerine Miralaylığa (Albaylığa) terfi etmiştir. Daha sonra Alman Mareşali Graf Von der Gotz Paşa’nın kurmay başkanı olarak Irak’a gitmiş ve Mareşlin vefatından sonra, 18. Kolordu komutanı olmuştur. Bağdat Muharebesi’nin sonuna kadar bu görevde kalmıştır. 1917 yılı başlarında Diyarbakır mıntıkasındaki 2. Kolordu Komutanlığı’na naklolmuştur. Bu arada 2. Ordu Komutanlığı vekâletini yapmıştır. I. Kafkas Kolordu Kumandanı olan Kâzım Karabekir, elindeki az askere ve silaha rağmen 18 Şubat 1918’de Erzincan’ı, 12 Mart 1918’de Erzurum’u ve daha sonra da Sarıkamış ve Kars’ı Ermenilerden tamamen temizlemiştir. Başarılarının sonucu olarak birçok madalya almış ve Tümgeneral rütbesine yükseltilip “Paşa” olmuştur. Bu başarılarla da yetinmeyen Karabekir Paşa, 15 Mayıs 1918’de Gümrü şehrini işgal edip, Ermeni çete ve askerlerini çatışmalarda yenerek barışa zorlamış, sonucunda da Batum Antlaşmasını imzalatmıştır. Bundan sonra Tebriz’e hareket ederek, İran Azerbeycan’ından İngiliz Kuvvetlerini çıkartmaya muvaffak olmuştur. Osmanlı Hükümetince birçok harp nişanı ve madalyalarla taltif olunmuştur. Mütarekeden sonra Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisliğine İstanbul’a çağrılmıştır. Karabekir, İstanbul’da görev alarak pasif hale gelmenin, vatanın karşılaştığı felakete seyirci kalmak demek olduğunu ve genç komutanların Anadolu’ya, ordularının başına gönderilmesi zaruretini ve kendisinin de doğuya tayin olunmasını, ilgililere telkin ve teklif etmiştir. Bu arada, Milli Mücadeleye girişmek isteyen Mustafa Kemal Paşa ile Şişli’deki evinde yaptıkları görüşmeler, büyük tarihi değer taşımaktadır. Vatan kurtuluşunda, müspet bir hizmet başarabilmenin ancak hep birlikte Anadolu’ya geçmekle mümkün olacağına inanan Karabekir, tayin edilmiş olduğu Tekirdağ’daki 14. Kolordu Komutanlığı’ndan doğudaki orduya verilmesini sağlanmıştır. Kâzım Karabekir, 24 Şubat 1919’da Erzurum’daki 15. Kolordu’nun başına geçmesi gerektiği emrini almış ve amacına kavuşmuştur. Bunun üzerine 12 Nisan 1919 yılında Gülcemal adlı bir yolcu vapuruyla Trabzon’a doğru yola çıkmıştır. 19 Nisan’da buraya varınca Muhafaza-i Hukuk Heyeti üyeleriyle görüşmüş ve onların kendisine bağlanmalarını sağlamıştır. Trabzon’dan ayrıldıktan sonra ise Erzurum’a geçen Karabekir, buradaki Müdafaa-i Hukuk Heyeti’nin üyeleriyle görüşmüştür. Müdafaa-i Hukuk Heyeti onun emirlerinden çıkmayacağını belirtince, halka moral kazandırmak ve durumdan haberdar etmek için mitingler ve görüşmelerde bulunmuştur. Bu sıralarda Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştır ve hemen Kâzım Karabekir ile temasa geçmiştir. Erzurum Kongresi’nin toplanma kararını öğrenen Mustafa Kemal Paşa bunu takdir ettiğini Kâzım Karabekir’e telgraf ile bildirmiştir. Ayrıca 22 Haziran’da Amasya Genelgesi’ni yayınlayarak kongrenin toplanacağını yurdun dört bir yanına bildirmiştir. Böylece kongre, yöresel değil de ulusal önem kazanmıştır. Bu olay üzerine,  Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’daki eylemlerinden çekinen İstanbul Hükümeti  (İngilizlerin baskıları sonucu), Paşa’yı İstanbul’a çağırmıştır. Bu emre Mustafa Kemal Paşa’nın şiddetle karşı çıkması üzerine İstanbul Hükümeti kendisini tutuklamak için Kâzım Karabekir Paşa’yı görevlendirmiştir. Bunun sonucunda, ulusun geleceğini etkileyen çok önemli bir olay yaşanmıştır: Mustafa Kemal tutuklanmayı beklemektedir. Karabekir Paşa odaya girerek Mustafa Kemal Paşa’yı saygıyla selamlar ve şunları söyler :  ‘’Kumandamda bulunan zabitan ve efradın hürmet ve tanzimlerini arza geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi bundan böyle de muhterem kumandanımsınız. Kolordu komutanına mahsus araba ile maiyetinize bir takım süvari getirdim. Hepimiz emrinizdeyiz.” Başbuğ Mustafa Kemal, bu eski arkadaşı Kâzım Karabekir’in boynuna sarılır. Kurtuluşun yıldızı o gün Erzurum’daki tarihi konakta parlamıştır. Bu olaydan sonra da Kâzım Karabekir ile Başbuğ Mustafa Kemal arasındaki haberleşme düzenli olarak devam etmiştir. 10 Temmuz’da toplanan Erzurum Kongresi’nin Türk Milli Mücadelesi’ndeki yeri ve önemi çok büyük olmuştur. Bu kongrenin Temsil Heyeti’ne seçilen Karabekir, Sivas Kongresi çalışmalarını da yakından takip etmiş ve kongrenin aldığı kararları desteklemiştir. Milli Mücadele hareketi boyunca Edirne Milletvekili ve Doğu Cephesi Komutanı olarak görev yapmıştır. 1920’de Ermenilerce işgal edilen doğu illerini geri aldıktan sonra, 31 Ekim 1920’de Ferikliğe (Korgeneralliğe) yükseltildi. 2 Aralık 1920’de Ermenilerle Gümrü anlaşmasını imzaladı. Rus ve Kafkasya Hükümetleri ile yapılan Kars Antlaşmasına ait görüşmeleri, Ankara Hükümeti Murahhas Heyeti Başkanı olarak başarıyla sonuçlandırdı. Doğudaki başarının ardından, Batı Anadolu’daki orduların başarılarını sağlamak üzere, doğudaki ordunun büyük kısmının askeri güç ve mühimmatını Mustafa Kemal’in ordusuna sevk etti.(1) Son olarak, bir devlet adamı olan Kâzım Karabekir Paşa, doğuda bulunduğu sürece yalnız askeri ve siyasi alandaki başarılarıyla yetinmemiş;  eğitim sahasında da çok büyük hizmetler yapmıştır. Katil Ermenilerce katledilen ailelerin, yetim yavrularına gerçek bir baba olmuş 4000 Erkek 2000 Kız evladı, sefaletten kurtarmış ve vatana faydalı meslek sahibi bireyler haline getirmiştir. Çocukların eğitiminin yanı sıra halkın eğitimi ile de uğraşmıştır. Erzurum ve Sarıkamış’ta okullar kurmuştur. Kâzım Karabekir Paşa ile ilgili, her Türk gencinin bildiği bilgileri kısa bir tekrar olarak aktarmış bulunduk.
Gelelim sözde belediye başkanı zatın söylediği o sözlere!
‘’…. Kazım Karabekir’in adının verildiği sokakların isimlerini değiştireceklerini söyledi. Bu konuda son sözün Ağrı halkına ait olduğunu anlatan zat, Karabekir’in hem Kürtler hem de Ermeniler’in hafızalarında iyi yer tutmadığını iddia etti.’’
Onların anlattığı tarih beni ilgilendirmiyor. Ben gerçek tarihin ne olduğunu, ne söylediğimi bilen birisiyim. Bakın siz Ağrı’ya gidersiniz, Ağrı’nın hemen göbeğinde bir anıt dikmişler 1930’larda. Kürtleri bombalayan, Kürtler’in atalarını öldüren, Kürtler’e orada ölüm ve kan kusturan o pilotların anıtı dikilmiş. Düşen uçağın pervaneleri, Kürtler’in gözüne içine sokuluyor. Hala orada bununla yaşamaya zorlanıyor. Buna ne hakkınız var. Benim asıl amacım, militarizmi çağrıştıracak caddelere verilen adları kaldırmak lazım. Bu ülkenin vicdanları olan Nazım Hikmet’i ve Ahmet Arif’i verelim.’’(2)
Haber içerisinden bir kısmı sizlerle paylaştık. Şimdi de Ağrı tarihinde olan ayaklanmaları inceleyelim.
Birinci Ağrı Ayaklanması Soğanlı, Kızılbaşoğlu, Sori, Cilkanlı, Bilhanlı ve Cinganlı aşiretleri; Ağrı’daki Brosonlu İbrahim ve adamları ile birleşerek ayaklandılar. İran’daki Yusuf Taso ile beraber 1.000 kadar atlının İran sınırını geçip Brosonlu’ya katılmalarından sonra ayaklanma büyüdü. Bunun üzerine başlatılan askeri harekât müdahalesi, ilk başlarda başarısız oldu. Doğubeyazıt’a çekilen ordu birlikleri Haziran ayında, ikinci bir harekâta başladı. Bunun üzerine isyancılar İran’a kaçtı. İran hükümetinden sınırda gerekli önlemleri alması ve geçişleri önlemesi istendi ancak İran hükümeti cevap verme nezaketini dahi göstermedi. 5 Ekim 1927 tarihinde Taşnak Lideri Vahan Papazyan, maddi ve manevi desteği ile bugünki konumu itibari ile Lübnan’da bulunan Bihamdun’da Hoybun adında bir örgüt kurulmuştur. Hoybun örgütü, kuruluş aşamasında Kürdistan’ın bağımsızlığı gibi safsata davanın peşinde iken, aldığı dış destekler yeni bir görev yüklenmesine sebep olmuştur. Artık isyanlar bir kürt isyanı gibi görünse de gerçekte Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek ve parçalamak amacından başka bir şey değildi. 1928′in başlarında İstanbul’da bulunan Cumhuriyet Ordusunda askeri eğitim alan ve Yüzbaşı Rütbesine kadar yükselmiş olan, ancak Beytüşşebab yakınlarında ordudan firar eden, İhsan Nuri isimli Yüzbaşı’nın Hoybun örgütüne katılması ile yeni bir isyan planı devreye sokuldu. İhsan Nuri’ye paşalık ünvanını veren Hoybun örgütü, Taşnaklardan aldığı maddi destek ile yeniden modern silahlar ile donatılarak yeni isyanın boyutunu büyüttüler. Sözde paşa İhsan Nuri, Hoybun örgütüne askeri bir eğitim vererek isyana hazırladı. Daha sonra İhsan Nuri komutasında Ağrı Dağı’na doğru giderek  Hoybun ismi ile anılan ayaklanmayı başlattılar. Hoybun örgütü, Ağrı Dağı’na doğru giderken yol üzerindeki Bitlis ve Van iline ait birçok yerleşim yerini de işgal etmiştir. Burada konuşlanan Hoybun örgütünün Lideri İhsan Nuri tarafından, Ağrı Gazetesi isimli bir gazete bastırıldı. Bu ayaklanmadan vazgeçilmesi için Ankara Hükümeti birçok kez sözde paşa İhsan Nuri ile görüşmüş ve hiç birinde de bir sonuca ulaşamamış, hatta yayınlanan Ağrı gazetesinde yer alan haberlere göre; Ankara Hükümeti birçok şartı kabul etmişti. İhsan Nuri ile Hesik Aşiret Reisi Zilan Bey arasında anlaşma sağlandı ve tekrar İran sınırından girerek 2. İsyanı başlattılar. Bu ikinci isyan ile birlikte Doğubeyazıt bölgesi komple işgal altına alınmış ve bu bölgede bulunan küçük askeri birlikler esir edilerek, sözde Ağrı Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Ağrı Cumhuriyeti’nin ilan edildiğini öğrenen İranlı Şeyh Abdülkadir, emrindeki adamları ile İhsan Nuri’ye katılmak istemiş, ancak ordumuzun başlattığı Tendürek Harekâtı ile katılması engellenmiştir. Daha sonra İhsan Nuri üzerine yönelen ordumuz, ilk başlarda etki gösterememiş olsa da harekâtın devam ettirilmesi ile olumlu sonuçlar alınmaya başladı. Tendürek Harekâtı, 10.000 Türk askeri ile Ağrı Dağı’nın kuşatılması ile başladı. Bu sırada İhsan Nuri’nin emrinde ki ‘hain’ sayısı 60.000 civarındaydı. İran’dan Simko, Suriye’den Haco Ağa ve Musul’dan Barzani, İhsan Nuri’ye büyük birliklerle desteğe geldiler. Tendürek Harekâtı başarılı olsa da kesin bir sonuç alınamadı. 20 Haziran – 12 Temmuz 1930 tarihleri arasında Van ile Ağrı arasında ki bölgede Zilan Harekâtı başlatıldı.  Bu harekâtın başlaması ile İhsan Nuri ve emrindeki adamlar,  çevre yerleşim yerlerini yakıp yıkmaya başladılar. Bu sırada ordumuz, İhsan Nuri’nin 15.000 kadar adamını etkisiz hale getirdi.(3)  Bu durumdan, dönemin gazetelerinden Cumhuriyet Gazetesi şöyle bahsetmektedir:  ” Ağrı Dağı tepelerinde tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk’ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur.”
Kâzım Paşa gibi büyük bir devlet adamına aklı evvel vatan haini bir sözde belediye başkanının söz söyleme hakkı yoktur. Reklam yapma, ön plana çıkma amacı güden bu hain, amacına ulaşmıştır.
Bizim anlamadığımız, hala nasıl o koltukta oturduğudur. İçişleri Bakanlığı bir an önce görevini yapmalı ve bu teröristi açığa almalıdır. Milli değerlerimiz olan Başbuğ Atatürk’e, Kâzım Karabekir Paşa’ya bu kadar ucuz bir şekilde kimse söz söyleyemez!  Bu konuda yolbaşçımız Atsız Ata’nın şu sözlerini hatırlatıyoruz.
‘‘Millî şuurun uyanık olduğu yerlerde, yabancı unsurların borusu ötmez. İdâre işlerinin başına önemli yerlere yabancı soydan kimseler gelemez.’’
İzninizle bu konuda yakın dönemde yüce Türk Ordusu ile gurur duyduğumuz bir olay üzerinden yorum yapmak isterim.
‘’Vur göklere leşleri uçsun. Soysuzlara her gün Uludere olsun !’’
***

Yazımızın son kısmında gündemimizde olan bir konudan kısaca bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz gibi Genç Atsızlar, Ötüken Dergisi ve Türkçü Turancılar Derneği, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde boykot çağrısı yaptı.
Büyük Türkçü Ziya Gökalp’in dediği gibi “Bana yol gösteren benden olmalı, Olamaz Türk’e baş Türk’üm demeyen!” sözünden yola çıkarak, kısa bir hatırlatmada bulunmak isterim.
Demokrasilerde halk ne çalarsa, siyasetçiler çalınana bağlı olarak oynar. Halk sokaklarda Musul , Kerkük, Doğu Türkistan, Batı Trakya, Kafkaslar, Güney Azerbaycan, Karabağ… için dünya üzerinde Türklerin yaşadığı en ufak sıkıntılar sebebiyle yürürse siyasetçiler bu durumlar için çalışır, bu konular üzerinde söylemlerini belirtir ve gelecek planlarını bunlara bağlı olarak yaparlar. Çok uzatmak istemiyorum ama en basit örneğini yıllardan beri süre gelen kardeşlik hikâyelerini inceleyerek görebilirsiniz. Demokrasi gibi konular üzerine ise son sözümüz, yine yolbaşçımız Atsız Ata’nın söylediği gibi olacaktır. ŞUURLU DEMOKRASİ TARAFTARIYIZ.

Tanrı Türk’ü Korusun.

Kaynakça:(1) http://www.kazimkarabekirvakfi.org.tr/kazimkarabekir.htm
(2) www.aksam.com.tr/siyaset ayrıca bkz. www.cnnturk.com.tr/siyaset
(3) Sarıgöz, Vursal Egemen/2012  ayrıca bkz. Emin Karaca, Ağrı eteklerinde isyan – Bir kürt Ayaklanmasının Anatomisi
Nihâl ATSIZ, Kızılelma, 2 Ocak 1948, Sayı: 10
Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz,
İstanbul, 2008

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone