Kerkük Nasıl Kaybedildi?

Kerkük, Selçuklu zamanından Türkmen’dir. Durum son yıllarda değiştirilmek isteniyor. Ağırlıklı olarak Kürtler getirilip Kerkük’e yerleştirilmiştir. Bu nüfus hareketi 2003 yılındaki ABD işgalinden sonra hız kazanmıştır. Kerkük il meclisinin temsil dağılımını ayarlayan Amerikalılar, Arapları birinci, Kürtleri ikinci Türkmenleri ise üçüncü sıraya koymuş, temsilci sayılarını buna göre ayarlamıştır. Bu hadiseden önce bizim Kerkük’ü terk edişimiz I. Dünya Savaşı’ndan sonradır. Hakkâri gibi tek vasfı Kerkük’ü İran ve Kafkaslar üzerinden gelebilecek saldırılara karşı korumak olan bir şehirden sınır çekilmiş, Musul ve Kerkük meselesi Lozan’da halledilememiş, sonraya bırakılmıştır. Lozan’ın en kötü belki de tek kötü tarafı budur.

**

Bu aralar yine gündem olan Kerkük, Barzani yönetimindeki Peşmerge tarafından işgal edileli aylar oluyor. Gündem yapmak yeni aklımıza geliyor. Musul’un IŞİD tarafından işgali sonrası kendisine hareket alanı bulan Peşmerge ve PKK bölgede birçok köy ve beldeyi zaten ele geçirmişti. Kerkük son adım oldu ve adına Kürdistan dedikleri ülkenin Irak topraklarında bulunan parçası hemen hemen tamamlanmış oldu. Şimdi bir araya topladıkları bu parçayı bağımsız bir devlet yapmak için referandum yani halk oylaması yapmayı planlıyorlar. Ve biz de Kerkük’ü kaybettiğimizi düşünüyoruz.

**

Acı gerçekler vardır. Kerkük kaybedileli çok olmuştur.

Mesela; Irak hükümetleri, hem krallık döneminde hem de Baas yani Saddam döneminde nüfus verileri yayınlamıştı. Bunların hepsinde Türkmen’in nüfusu aynı gösteriliyordu. Yani Türkmen ne ölüyor, ne de yaşıyordu. Türkiye bu rakamların gerçeği yansıtmadığını, Türkmenlerin nüfusu az gösterilerek kazanımlarının ellerinden alınmaya çalışıldığını söylemedi.

Türkmenlere yönelik bu hareket onların da morallerini düşürdü, karşı koyma isteklerini azalttı.

**

Kerkük Türkmenleri’nin haneleri ibret vesikalarıyla doludur.

Mesela; Kürtler gibi bölücülük yapmadan, yaşadığı ülkeye ihanet etmeden yaşayan bir kısım Türkmenler Irak’ın devlet dairelerinde çeşitli görevler aldılar. Kimisi öğretmen kimisi doktor, kimisi avukat, kimisi edebiyatçı kimisi de komutan oldu. Bunların bir kısmı ise Saddam döneminde; ‘Türkmen oldukları için’ görevlerinden uzaklaştırıldı. Bu durumu tebliğ eden belgenin üzerinde doğrudan bu ibare yer aldı.

Türkiye bu duruma da ses çıkarmadı.

**

Kerkük Türkmen’i bağımsız olmayan Türk kitleleri içinde yetişmiş insan yönünden en iyi durumda olanıdır. Kerkük’ün mazisi, birikimi burada bir kültür dairesinin oluşmasını sağlamıştır. İşte bu birikimin yeni kuşak Türkmen gençlerine aktarılabilmesi için üniversite bünyesinde bir bölüm açılmış, Türkmen gençler bu bölüme kayıt olmuştur.

Geçtiğimiz yıllarda bu edebiyat bölümü kapatılmak istenmiş, öğretim üyeleri tasfiye edilmeye çalışılmıştır. Peşmerge Kerkük Kalesine Kürt bayrağı astığında cevabını veren, Türkmen bayrağını kaleye çeken bir avuç Türkmen genci kendi imkânlarıyla bu bölüm kapatma işinin de önüne geçmeye muvaffak olmuştur. Allah onlardan razı olsun.

Bu iki olayda da Türkiye en fazla kınamış, elle tutulur bir adım atmamıştır.

**

Defalarca vuku bulan Türkmen katliamlarının hiçbirisi Türkiye tarafından resmi kanallarla anılmamakta, en azından hesap sorulması gerektiği bile dile getirilmemektedir.

**

İran ile Türkiye arasındaki çekişme Türkmen’i Şii-Sünni kavgasına sürüklemekte, bunun önüne geçebilmek adına hiçbir açıklama yapılmamaktadır.

**

Türk siyasetçiler Kerkük’ü sadece türkü yakılan, hoyrat dizilen bir belde sanmakta, yarasına merhem bekleyen Türkmen’in yüzüne baka baka; ‘Biz Kerkük türküleriyle büyüdük’ deyip sırıtmaktadır. Ötesi yoktur.

**

Türk ekonomisti Kerkük’e bakınca Türkmen değil, petrol görmekte, bütün bakış açısını buna göre tasarlamaktadır. Bu görüşlerin zırt pırt dile getirilmesi milletin de doğru düşünmesine mani olmaktadır.

**

Demokrasi Türkmen’in yüzyıllar boyunca, kanını dökerek, canını vererek, terini akıtarak inşa ettiği, bir kültür merkezi haline getirdiği Kerkük’ü sadece ‘rakamlara’ bakarak hayatında şehir kurmamış, Türkmen’in ödediği bedeli ödememiş, sanat ve edebiyattan bi’haber insanlara teslim etmek istiyor. Bunun sorumlusu demokrasinin bu şeytanlıklarını görememiş olan Türk münevveridir.

Siz düşmanınıza ‘Al bu silahı beni vur’ diyerek fırsat verirseniz, düşmanınız sizi düşünmeden yok eder. İşte Kerkük’ün kaybı da bundan ibarettir. Baş şeytanın ‘özgürlük, insan hakları, yönetimde söz sahibi olma’ gibi şirin laflarla pazarladığı demokrasi her zaman olduğu gibi yine bizi vuruyor, yine bizi yok ediyor.

**

Bu ve bunlara benzer birçok talihsiz hadise Kerkük’ün yüz yıldır süren çilesine çile katmaktadır. Ne yazık ki bugün bile adam akıllı Türkmen politikamız yoktur. Siyasi söylemlerin arkasından hiçbir adım atılmıyor olması düşmanı yüreklendirmekten başka bir işe yaramıyor. ‘Bak vururum’ diyerek bu zamana kadar kimseye vuramamış bir hükümet artık ciddiye alınmıyor, deyim yerindeyse sallanmıyor.

Türkiye referandumun iptal edilmesini isterken yüzümüze baka baka ‘İptal yok, en fazla erteleriz’ diyebiliyorlar. Türkiye buna cevap olarak en azından sınıra 50 Tank gönderip bekletemiyor.

Aşırı Yahudi düşmanı olan hükümetimiz en azından İsrail’in desteklediği bu olaya ‘oy’ için dâhi müdahale etmiyor, edemiyor.

İşte Kerkük böyle kaybediliyor

Vatan kaybetmek Türk tarihinde çok rastlanan felaketlerdendir.  Buna rağmen asla vatansız kalmamış bir milletin evlatları bu durum karşısında umudunu yitirmemelidir. Biz Kerkük’ü Türkmen’iyle beraber seviyoruz. Bize lazım olan Türkmen’in kendisidir.

Türkmen, Türk kalsın bize yeter. Bu kara bulutlar dağılır, bu devran döner.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone