Kim Haklı?

Dünya üzerinde belli bir sistematiği oluşturmuş herkes, her grup, her yapılanma en haklı ülkünün kendisine ait olduğunu iddia eder. Bunlara dinler, felsefeler, inanç sistemleri de dâhildir. Hepsi en hak olanın kendileri olduğunu, dünyayı en güzel hale kendilerinin getireceğini savunur.

Komünistler, mülkiyet ve geleneklerin dünyanın güzel bir düzene kavuşması önünde engel olduğunu düşünürler. Bunlara göre, vatan, millet, ülke, bayrak gibi kavramlar ayrımcılığa sebep olan şeylerdir. Hepimiz insanızdır ve eşit haklara sahibizdir. Ayrıca, aile, namus, töre gibi kavramlar ilkel ve gerici tabirlerdir.

Kapitalistler ise daha özgürlükçüdür. İnsanları köle haline getiriler fakat o özgürlük duygusuyla bunu anlamalarını engellerler. Haftanın 6 günü, günde  15 saat çalışıp 1 tane telefon alırsınız. Telefonu mutlaka alırsınız ama marka ve modelini seçme özgürlüğü size aittir. Bu duygu onların sizi köle haline getirdiği gerçeğini fark etmemeniz için vardır.

Liberaller insanların özgürleşmesi, kendi düşüncesini her ne olursa olsun ifade etmesi gerektiğini düşünüyorlar. Mülkiyet, sermaye, girişimcilik konularında da benzer düşünceleri var. Bu özgürlüğün sınırları olmadığını, her şeyin özgürce yapılabilmesini istiyorlar. Eşcinsellik, cinsiyet değiştirme gibi, toplumun ahlakını zedeleyici şeylerin seçim ve hürriyet olduğu iddiasındalar.

Demokratların liberallerin görüşlerine benzer söylemleri var. Onlara göre kravat takarak ülkeleri bölebilirsiniz fakat bunu Mekap giyerek yapmamalısınız. Eğitim düzeyiniz, hayat tecrübeniz, olaylara vakıf olma şekliniz fark etmez. Mutlaka yönetimde söz sahibi olmalısınız.

Hristiyan misyoner örgütleri dünya diğer inanışlardan temizlenir veya tüm insanlar Hristiyan olursa felaha erer diyorlar. Ümmetçiler, bunun tam tersini, yani tüm dünyanın Müslüman olması gerektiğini iddia ediyorlar.

Biz Türkçüler, tüm Türklerin bir devletin vatandaşı olmasını, tek bir bayraklarının, tek bir milli marşlarının olmasını sağlamak için uğraşıyoruz. Dünya milletleri içinde en ileri teknolojiye ve medeniyete sahip olmasını istiyoruz. Dünyanın ancak bu şekilde adalete kavuşacağına, düzene oturacağına inanıyoruz.

Herkesin kendine göre sebepleri, yargıları var. Herkes inandığı bir şeyin arkasından gidiyor.

Pekâlâ, kim haklı?

‘Biz haklıyız’ diye bir şey yok. Geçmişten günümüze kadar haklı olan kişi ‘en çok çalışan’ kişidir. Bu kişi aynı zamanda korkusuz, mücadeleci ve inatçı olmak zorundadır. Yılgınlık göstermeyen, taviz vermeyen, ‘gündüz oturup gece uyumayan’ kişi haklıdır.

Dünyanın en kusursuz dinine veya ideolojisine sahip olun. O din veya fikir uğruna çaba harcamadıktan sonra hiçbir anlamı yoktur.

Bir insanın kıymetini inandığı değerler uğruna feda ettiği hayatı belirler. Hiçbir kitapta, mahallenin bakkalı Mustafa’nın adı yoktur. Çünkü bakkal Mustafa’nın inandığı değerler, mücadelesini verdiği bir ülküsü yoktur. Fakat bütün Dünya Tarihi kitaplarında Atilla’nın, Cengiz Han’ın, Napolyon’un, Mustafa Kemal’in adı vardır.

Başka bir misal; Sultan II. Bayezid ölümüne yakın bir zamanda en büyük oğlu Ahmet’i veliaht tayin etmiştir. Fakat tarih kitaplarında II. Bayezid’den sonra tahta I. Selim’in geçtiği yazar. Çünkü Yavuz ve beraberindekiler, bu durumu kabullenmemiş ve kendilerine dava belledikleri Osmanlı Tahtı’nı almak için büyük mücadeleler vermişlerdir. Bu mücadelelerin sonunda Şehzade Ahmet, taht yolunda Selim’in karşısına çıkan kişi olarak kalmış, Selim ise Yavuz Sultan Selim olmuştur. Yani Yavuz ve yanındakiler daha çok mücadele etmiş ve haklı olmuşlardır.

Mustafa Kemal’in ve silah arkadaşlarının Anadolu’da verdiği mücadele haktır. Fakat bir diğer grup olan İslamcılar onların hakkında idam fermanı yayınlamıştır. Mustafa Kemal’in şahsında Anadolu’daki mücadele, bir yönüyle, ‘Milliyetçiler ve İslamcılar’ çarpışmasıdır. Mustafa Kemal ve beraberindekilerin feragati, mücadelesi onları galip ilan etmiştir. Milliyetçiler daha çok çalışmış, daha iyi mücadele etmiş ve düşmanlardan biri olan İslamcıları ve sonunda top yekûn bütün düşmanları alt etmişlerdir.

Hz. Muhammed ve sahabeleri Allah’ın emirleri doğrultusunda hareket eden insanlardır. Onlar türlü işkenceleri, ambargoları ve sürgünleri yaşamışlar ve sonunda İslam’ın günümüze kadar gelmesini sağlamışlardır. Bu mücadelede Müşrikler ile Müslümanları ayıran ve Müslümanların kazanmasını sağlayan fark, mücadele, feragat ve azimden başka bir şey değildir.

Durum bundan ibarettir. Her ne olursa olsun, bir ülkünün veya dinin haklı veya hak olduğunu ispatlayan şey onun uğrunda verilecek mücadele kadardır. Daha önceden dediğim gibi; ‘Yerinde oturana Tanrı, Bozkurt yollamıyor’.

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone