Kim Kimi Doyuruyor?

Ülkemizin gündeminde daima bir numara olduğu için, yine sayın Cumhurbaşkanının ifadesinden yola çıkarak yazımıza başlayacağız. Kendileri, son olarak şöyle demiş: “Karnını doyuruyorsun, yine de oyunu vermiyor”.

Kim kimin karnını doyuruyor?

2020 TL asgari ücret alan adam, o maaşla, memleketin bütün refah seviyesi yüksek adamlarını doyuruyor. Milyarlarca lira vergi borcu olan adam, ülkenin yükünü taşıyor bahanesiyle affediliyor; asgari ücretle herkesin yükünü çeken adam, borcunu ödeyemeyince, özgürlüğü dahil her şeyini kaybediyor.

Devlet adamlarının görevi, toplumun refah seviyesini yükseltmektir. Görüyorum ki son yıllarda üç beş kuruşa bile “Yüzünüze, gözünüze dursun” anlayışı hakim olmuştur ve gelin görün ki 11.yy’da yazılmış olan Kutadgu Bilig, 21.yy Türkiye’sinden, adalette, eşitlikte, ülke yönetiminde, bugünkü Türkiye’den binlerce kez öndedir.

Devlet adamı, vatandaşın vergisinden maaşını alır. Milyonlarca insanın vergisinden maaş alan alanlar, aldığı maaşın her kuruşundan, vatandaşlarına karşı sorumludur. Kimsenin “Sen bana binlerce lira maaş veriyorsun, 1604 TL yüzüne gözüne dursun” deme hakkı yoktur. Bu türlü aşağılayıcı muameleleri kendine reva gören, kendi tercihinden sorumludur. Millet, o tercihe ortak olmaz; ortak edilmeye çalışılırsa da, gereğini yapar.

AKP’nin bir numaralı adamı, aslında şunu itiraf etmiştir: “Her şeyi yaptık, oy vermediler. İstanbul’u kaybettik; sonra geri alabilmek için her türlü adaletsizliği yaptık”.

Her toplumun içinde, bankamatikçi olmayı kendi yedirecek parazitler vardır. Ama öyle, ama şöyle; ama geç, ama erken, toplumlar, o parazitleri bünyeden en acımasız şekilde atar. Kimse Türk milletinin karakterini küçümsemesin.

Atamız Bilge Kağan, yazıtlarda “Aç milleti tok kıldım” der. Onun bu ifadesiyle, bugünkü devlet yöneticilerinin ifadeleri arasında, anlayış olarak çok büyük farklar vardır. Bir kere, yazıtlarda, “Türk milleti, seni tok kıldım, yüzüne gözüne dursun” denmez. Bu bir görev olarak görülür. Bir lütuf değildir.

İslam sonrası devirlerde de anlayış değişmemiştir. Nesimi, “Rızkımı veren Hüda’dır, kula minnet eylemem” der.

Gel de bu millete “Benim oylarımı çaldılar” diye anlat haydi…

21.yy’da, ülkemiz, ne yazık ki lüks içinde yaşamayı, milletin parasını israf etmeyi, ülkenin prestijini yükseltmek saymaktadır. Halbuki büyük ülkelerin prestiji, toplumun bilim ve kültür seviyesindedir. Bilim ve kültür sağlam olursa, ekonominin bozuk olması tasa edilmez; çünkü öyle bir ülkede yıkıcılık bulunmaz. Linç kültürü hakim olmaz. Bilinir ki ekonomi her daim iyi olmayabilir, mühim olan toplumda asayişin bozulmaması, kanunun sağlam şekilde işlemesi önemlidir. Bir ülkede adalet varsa, herkes aynı gemidedir. Bir ülkede adalet varsa, herkes aynı çorbadan içmektedir. İşte bu yüzden, bu ülkelerde yıkıcılık bulunmaz. Bizde ise giderek linç kültürü hakim olmaktaydı. Fakat açık söyleyeyim, ülkemizi idare edenler, tahrik edici söylemlerine karşılık bulamayıp şimdilik birkaç çapulcuyu kullanmakla yetindiler. Millet ise iktidarından muhalefetine, siyasi kavganın verdiği bezginlik içinde, mutsuzdur ve eski günlere özlem duymaktadır.

Eski günler, fakir ama onurlu olunan günlerdir. Eski günlerde, iktidar ve muhalefet, açıkça “Evet filanca terörist önümüzü açacak” ya da “Filanca teröristin çizgisi çok güzel” filan diyemezdi. Milletin gözbebeği TSK’ya açıktan açığa düşmanlık güdülemezdi. Yazık ki zehirli kalem oynatanlar, uzun süre ordumuzu dillerine doladılar.

Eski günler veya eski Türkiye…

Benim gibi pek çok gence bilmişlik yapan kimseler, bu sözleri dilinden düşürmez: “Eski Türkiye şöyleydi, böyleydi”. Oysa o Türkiye’de oy veren, biz gençler değiliz. Eski Türkiye’de iktidara getirdikleriniz ne ki, yeni Türkiye’de iktidara getirdikleriniz ne olsun?

16 Nisan’da hep beraber sivil vesayeti kutluyordunuz. Buyurun şimdi teröristlerle yeniden masaya… Orduya düşmanlığın bu ve buna benzer acı neticeleri vardır.

Biz bunların hiçbirine ortak değiliz. Milletin aleyhine olanan her harekete, açıkça, kesin ve sarsılmaz şekilde, aksi teklif edilemez prensibiyle, muhalifiz.

Ülkeyi yönetenler zihniyet sorgulaması yapmalıdır. Kim kimi doyuruyor?

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone