Kimi Kime Şikayet Ediyorsunuz?

Kaşif Kozinoğlu, 12 Kasım 2011 Cumartesi günü, saat 17 sıralarında kalp çarpıntısı ve göğsünde şiddetli ağrı hissetmeye başlıyor. Saat 18 sıralarında ağrısı daha da şiddetleniyor. Gardiyanlar onu yürüterek -21 dakika- gecikmeyle koğuşundan çıkartıyor. Revir diye sadece bir masa ve sandalyeden ibaret odaya getiriliyor. Burada iyice bekletildikten sonra getirilen doktorsuz bir ambulansla, 10 dakika mesafedeki Silivri Devlet Hastanesine toplam 56 dakikada ulaştırılıyor. Kalp krizi geçiren bir insan için yeterli sürede oyalanan Kaşif Kozinoğlu hayatını kaybediyor. Türkiye’de bir MİT mensubu, hem de asla sıradan hizmetlerde bulunmamış bir MİT mensubu, kayıtlara savaş zayiatı olarak geçiyor.

Hangi savaşın? Yazının sonunda göreceğiz. Devam edelim.

Yazar ve Fotoğraf Sanatçısı Durmuş Ali Özoğlu1, 15 gün sonra, 27 Kasım 2011’de aynı ölüm yolculuğuna çıktı. Bu sırada yaşadıklarını, bir mektup yazarak kamuoyuna açıkladı. O yolculuğu özetle şöyle anlatıyor:

“…Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Silivri Cezaevine geldiği gün hücremdeki televizyonun alınması talimatını verecek kadar, hatta kantin alışverişimiz bile Bakanlık tarafından her an izleniyorken sağlık skandallarını gazetelerden öğreniyor olmalarına ne denir bilemiyorum.

…Adalet Bakanı, (Kozinoğlu) mahkum kabuldeki revire alındı, diyor. Bahsedilen yer; cezaevine gelen-sevk edilen mahkumların sağlıkla ilgili formlarının doldurulduğu, sadece bir sedye ve masadan ibaret bir odadır.

Tıbbi atıkların depolandığı bir çöp yeri bile olmayan cezaevinden ne beklenir ki?

…Hafta sonu veya saat 17’den sonra bir yeriniz kesilse çare için tendirdiyot ya da oksijenli su bulamazsınız.

…(27 Kasım) saat 17’de şiddeti anormal şekilde artan kalp çarpıntım başladı. Nefes alışlarım düzensizleşmeye ve gücüm tükenmeye başlayınca saat 18:30’da acil yardım butonuna basarak gardiyanları çağırdık. Doktor ve sağlık görevlisi olmadığı için gardiyanlar tansiyon aletini alıp geldiler. Ancak tansiyon ölçmeyi bilmedikleri için tansiyonum da ölçülmedi.

Sağlık durumumun ciddi olduğunu, kalp rahatsızlığımı bildirerek 112 Acil Servis’e haber verilmesini istedim.

18:38’de yanımdan ayrılan gardiyanlar 18:55’te tekrar gelip beni hücreden aldılar ve mahkum kabule götürdüler. Bakanın “revir” dediği yerde beklemeye başladım. 19:30’da nihayet bir araç geldi.

112 Acil Servis ambulansı bekliyordum, iç ışıkları bile yanmayan cezaevi ring aracı geldi. 35 dakika bekletildikten sonra!

Kalp rahatsızlığı yaşayan hasta için ambulansa haber verilme gereği duyulmamış!

Kozinoğlu da aynı yerde, aynı süre ambulans bekledi. Kozinoğlu 18:21’de koğuşundan alındı, 19:30’da; yani 56 dakika sonra ölmüş olarak hastaneye ulaştı.”

Mektupta daha ayrıntılı açıklamlar mevcut…

Bugün TSK’yı tasfiye etmeye yönelik olarak girişilen Ergenekon vb. operasyonların kumpas olduğu kabul edilmiş, ancak konu kapatılmıştır. O operasyonları yürüten nice Hakim, Savcı, Polis ya kaçak durumdadır ya içeridedir. Bu yeter mi? Elbette yetmez. Türk ordusunun nice subayları darbeci denilerek tutuklanmış, cami bombalayacaklarına dair iftiralar öne sürülmüştür. O dönemde şiddetle Türk ordusuna saldıran basın ve medya, bugün olanları “kumpas” diye geçiştirmektedir. İşte bu yüzden yetmez. Şiddetle saldırdığınız insanların masum olduğunu kabul ediyorsanız, şiddetle destekleyeceksiniz.

O insanlar sadece masum muydu peki? Özellikle seçilmiş olamazlar mı?

Kaşif Kozinoğlu bu işin sadece masum insanlara çamur atılmasından ibaret olmadığının binlerce örneğinden biridir. Başka örnek de istiyor musunuz?

O günlerde Deniz Kuvvetleri neredeyse tümden tasfiye edilecekti. “Darbeci” denilerek içeri atılan, türlü iftiralar neticesinde millete manevi anlamda linç ettirilen çok sayıda deniz subayı, bilhassa Doğu Akdeniz bölgesinde meydana gelen sorunlar sırasında başarılı operasyonlar icra ettikleri, Türkiye’nin dar bir alana sıkıştırılmamasını sağladıkları, geleceğin enerji kaynaklarının çıkarılacağı alanları emperyalistlere yar etmemeye kararlı olduğu için hüküm giymiştir.

Tutuklanan, daha doğru bir ifadeyle adice tutsak alınan amiral ve subayların en önemli özelliği, Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgemize yönelik faaliyetleri tutuklandıkları güne kadar yürüten ekip olmasıdır. 2002 yılının Mart ayında Kıbrıs Rum bandıralı Northern Access gemisini kıta sahanlığımızdan sürme emrini veren Amiral Hasdal’a gönderilmiştir. 2006 yılında Kıbrıs’ın güneyinde İsrail ve Kıbrıs Rum kesiminin ortak sondaj yaptığı bölgede faaliyet gösteren araştırma gemisi, Akdeniz Kalkanı harekatı çerçevesinde bir korvetimiz tarafından ikaz edilmiş ve araştırma sonlandırılmıştır. Harekatı yürüten Amiral ve Albaylar Hasdal’a gönderilmiştir. 2008 yılında Kıbrıs Rum kesiminin tartışmalı alanlarda araştırma yapmasını önleyen ve kendi araştırmalarımızın kesintisiz şekilde sürmesini sağlayan Amiral ve Albaylar, 2009 AB İlerleme Raporu çerçevesinde “Türk Deniz Kuvvetleri, Kıbrıs Rum Kesiminin barışçı araştırma faaliyetlerine engel oluyor.” şikayetiyle Hasdal’a gönderilmiştir.

Balyoz Tertibi davasında yargılanan Deniz Kuvvetleri Plan Prensipler Başkanı Tümamiral Cem Gürdeniz, ön savunmasında şöyle söylemiştir: “21.yy enerji kaynakları mücadelesi özellikle denizlerde şekillenecektir.”

Savunmasının devamını okursanız, kimlerin, kimlere, ne için bedel ödetmeye kalktığını, kimlerin bunlara alet olduğunu dehşetle göreceksiniz.

Tümamiral Cem Gürdeniz, 4 Ağustos 2012 tarihli YAŞ kararlarıyla emekli edilen 40 askerimizden biridir.

1996 yılının Ocak ayında Yunanistan’la aramızda meydana gelen Kardak krizinden sonra Kardak kayalıklarına çıkan timin başındaki Kıdemli Kurmay Deniz Albay Ali Türkşen de Hasdal’a gönderilenler arasındaydı. Yunan basını olayı sindirememiş ve yalan haberlerle timin tamamının Yunan ajanları tarafından infaz edildiği yalanını ortaya atmıştı. Halbuki tim komutanları Ercan Kireçtepe ve Ali Türkşen yalan haberlerin çıkarıldığı dönemde cezaevinde idi. 10 astsubay da aynen görevinin başında idi.

Yunan yalanı kadar, intikamın kimler tarafından, kimlerden, ne şekilde alındığı da böylece anlaşılmış oluyor.

Diğer yandan, Öcalan puştunu Türkiye’ye getiren ekibin de tamamı Ergenkon ve Balyoz davasında yargılanmıştır. Onlar yargılanıp cezaevine yollanırken ülkede Habur rezaleti yaşanıyordu.

Şimdi tekrar soruyorum: Memlekete hizmet eden insanların başlarına gelenler için kimi kime şikayet ediyorsunuz? Bir düşünün bakalım.

Ergenekon davası sırasında görevli Savcıların neredeyse tamamı, ya Ermenistan’ın, ya Yunanistan’ın, ya PKK’nın, ya Amerika’nın, ya İsrail’in ya da AB’nin Savcısı olarak görev yapmıştır. Dava tamamıyla Türk’ten intikam alma, Türk ordusunu tasfiye etme davası idi.

Davayı yürütenler birbirine düşünce, çok şükür dava da düştü.

Yoksa siz kimi kime şikayet ediyorsunuz?

1Ergenekon davası çerçevesinde 6 yılını cezaevinde geçirmiştir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone