KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE- Caner KARA

kim

 

Suçlunun ne yaptığını, suç ortağından daha iyi hiç kimse bilemez. O nedenle biz; cemaat ve iktidar cephesinin karşılıklı suçlamalarının tamamına inanıyor ve hak veriyoruz.
21 Mart 1999’da yeşil pasaportla yurt dışına çıkan ve Amerika’ya giden Fetullah Gülen, sözde sağlık sorunları nedeniyle gitmişti fakat iyileşmemiş olacak ki halâ geri dönme gereği duymadı. Biz de böyle bir gerek olduğunu düşünmüyoruz aslında…
Hükümetin ve muhalefetin her kanadından ve hatta toplumun en ilgisiz kesimlerinden bir çok kişi ayağına kadar gittiğine göre, onun bu memlekete gelmesinin bir gereği yoktur.
Yeşil pasaport kime verilir?
TBMM eski üyeleri ve bakanlar, kadro derecesi 1,2,3 olan devlet memurları ve bu derecede emekli olanlar, 1. 2. ve 3. derecede sözleşmeli olarak çalışırken emekli olan memurlar, emekli kesenekleri 1.,2 ve 3. derece üzerinden kesilerek Emekli Sandığı’na yatırılan çalışanlar ile bu durumda çalışırken emekli olan sözleşmeli devlet memurlarına…
Fetullah Gülen’in memuriyeti nedir?
20 Mart 1981’de Diyanet’ten 6/7 kıdem ve derece ile istifa etmiştir.
Yeşil pasaportu nasıl alır?
Alamaz! 1999 yılında Amerika’ya uçarken, bu memlekette AKP iktidarı da yoktu. Aynı kişi Amerika’da oturmak için başvurduğunda, Amerika tarafından da reddedilmişti. ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Servisi (USCIS), Fetullah Gülen’in “olağanüstü yetenekli eğitimci” statüsüyle yeşil kart talebini reddetmiş ve Pennsylvania Doğu Bölgesi Mahkemesi yargıcı Stewart Dalzell,1 ay içinde ülkeyi terk etmesini istemişti.
Yeşil Kart’ı nasıl aldı?
Klasko, Rulan, Stock & Seltzer avukatlık şirketi Fetullah Gülen adına mahkemeye başvurdu. Eyalet savcısı Patrick L. Meehan ve yardımcısı Mary Catherine Frye, mahkemede Fetullah Gülen için çok önemli tespitler yaptılar. “Dini ve siyasi bir figür, akademisyenlere para ödeyerek kendisi ve hareketi için yazı yazdırıp akademik prestij elde etmek istiyor.” dediler. Ayrıca, eğitimci olduğu iddiasını da cevapladılar :”Gülen’in yazdığı kitapların hiçbiri eğitimle ya da eğitim modelleri ile ilgili değil, tamamı dini çalışmalar. Ayrıca geleneksel laik eğitim ile inançlara karşı hoşgörünün harmanlanmasıyla bir eğitim modeli yaratıldığı şeklindeki ifade de inandırıcı değil” …
Gülen’in avukatları tarafından mahkemeye sunulan destek mektuplarının sahipleri ve referansları, yeşil pasaportu, yeşil kartı nasıl aldığı ve kim olduğu sorularının en güzel cevabıdır. En başta CIA’den analiz ve prodüksüyon direktörü olarak emekli olan George Fidas. Balkan politikaları uzmanıdır, Yunan’dır.
CIA ajanı Graham Fuller, “Rand Corporation”da danışman.CIA başkan yardımcısı oldu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti adlı da bir kitabı var. İslamsız Dünya adlı kitabında, İslamsız bir dünyanın mümkün olmadığını kabul ettiğine dair tezleri mevcut; fakat 2009 yılında söylediği bir söz, bu bağlamda çok anlamlı : Türkiye artık eski deyişle “Batı’nın sadık müttefiki” değil. Ama Batı’nın reçetelerini uygulamasa bile, yaptıklarından Batı da faydalanacak.

Tayyip Erdoğan iktidarı bunları bilmez mi?
Fetullah Gülen için destek mektubu verenlerin başında gelen Morton Abramowitz adlı CIA yöneticisi, Tayyip Erdoğan’ı 15 Ekim 1996 tarihinde belediye makamında ziyaret etmiş ve o günün basınında yer alan şu cümleyle desteklemişti: “Siz İstanbul’u yönetip yıldızınızı parlatabildiğinize göre, Türkiye için de çok şey yapabilirsiniz…”
Fetullah Gülen gibi Tayyip Erdoğan’ın da kim olduğu, bu satırların okurları için malûmdur.
Geçelim…
AKP milletvekili Şamil Tayyar, “emniyet cemaate bağlandı” dediği zaman, Tayyip Erdoğan’ın ” bu kardeşlerimiz ne istedi de vermedik” sözü, kafası almayanlar için de bir anlam kazanmış oldu.
Polis nasıl cemaate bağlanır?
WikiLeaks belgelerinden anlaşıldığı üzere, 4 Ağustos 2005 tarihinde, ABD’nin İstanbul Başkonsolos Vekili Stuart Smith tarafından Washington’a gönderilen“GİZLİ” işaretli telgrafın başlığı: “Hoca’ya destek için seferber olmak.”
Çok uzun bir haberleşme tutanağıdır. Merak edenler araştırıp kolayca bulabilir. Polisle ilgili bölümünü buradan duyurmak yeterli olacaktır. Smith’in telgrafından anlaşıldığı üzere, bizim polisimiz Fetullah için FBI’dan ricacı olmuş. İlgili bölümü aynen alıyorum:
“Gülencilerin, ABD’nin Gülen’e karşı olumsuz tavırları konusundaki spesifik endişesinin, Gülen’in avukatının ‘bilgi edinme yasasından’ yararlanarak elde ettiği 2004 tarihli bir FBI raporundan kaynaklandığı anlaşılıyor. Türk polis teşkilatında irtibatlı olduğumuz üç üst düzey yetkili, kısa süre önce bu konuyu İstanbul’daki ‘LEGAT’ın (konsolosluktaki FBI temsilcisi) dikkatine getirdiler ve bu görüşmede aynı zamanda Gülen’le ilgili basılı malzemeler sunarak, FBI’ın kendisi hakkında bir tür ‘temiz kağıdı’ verip veremeyeceğini sordular.”
Amerikalıların, polis teşkilatımızda üst düzey dostları nasıl oluıyor?
Amerikalıların iddiası, aynı dostlarının aslında Fetullah’ın daha iyi dostu olduğu yönünde. Peki, sadece Amerikalıların mı üst düzey polis dostları var? Emniyeti cemaate bağladıklarını iddia eden aynı milletvekili, Şamil Tayyar, geçtiğimiz günlerde başka bir itirafta daha bulundu. Anlaşılan sadece cemaatin ve Amerika’nın üst düzey polisleri yokmuş. Şamil Tayyar’ın ilginç mesajlarından bir başkası şöyle: “İsrail, Van’dan havalanan operasyon timiyle İHH’nın, Kilis bürosunu bastı. Bilgisayarlara el koydu.”
Belli ki sadece Fetullah ya da Amerika değil, İsrail de polis olmuş. Daha açık bir ifadeyle, aslında polis kimseye bağlanmamış. Duruma göre cemaat, bazen Amerika, bazen de İsrail ajanı olmuşlar. Biz adına Türk Polisi demişiz.
Suçlunun ne yaptığını, suç ortağından daha iyi hiç kimse bilemez. Ortada bir post kavgası, bölüşme sorunu olduğu aşikâr. Suç ortakları arasında neler yaşandığını, neyi bölüşemediklerini bilmemiz, suçluların birbirlerini deşifre etmeleri sayesinde mümkün oluyor.
İranlı iş adamları vasıtasıyla, İran’a karşı yürütülen uluslararası ambargoyu delme girişimi, “uluslararası” kelimesiyle ifade ettiğimiz Amerika’yı gücendirmiş ve bu nedenle, ambargosunu delmeye çalışanı deşifre etmiş olabilir. İlkokul mezunu Fetullah Gülen’in ve bizim polisimizin bu türlü dinleme ve deşifre işlerini yapabileceği tezinden daha mantıklıdır.
Bu durum, mevcut iktidarı Amerika düşmanı ya da Amerika’nın hedefine oturmuş zavallı memleket sevdalıları yapmaz. “Birbirinin suçunu çok iyi bilen suç ortakları” durumuna düşürür. AKP’den boşalmasını umdukları iktidar koltuklarına, servis edilen malzemelerle oturmayı uman muhalefet partileri, kendilerine özgü malzemeler kullanmamakta ısrar ederse -ki öyle bir niyetleri olduğunu sanmıyorum- oturacakları yer, iktidar koltukları değil AKP’nin kovulduğu Amerikan kucağı olacaktır.
***
ŞOVİNİZM NEDİR?

“Chauvinisme” kelimesi, Chauvin adındaki bir Fransız askerinin adından türetilmiştir. Nicolas Chauvin, Fransa’da Rochefort şehrinde doğmuş, Fransız İhtilâli ve Napoleon harplerinde 17 kere yaralanmış bir askerdir. Onun, vatanına ve bilhassa imparatoruna karşı gösterdiği bağlılık, kendisini bütün dünyada ve özellikle Fransa’da ünlü etmiş. Adına marşlar ve şarkılar yazılmış, övgüyle bahsedilmiş. Adından yola çıkarak da şovinizm kelimesi türetilmiş.
Günümüzde bu kelimeyi ağzına sakız edenler, aşağılık bir huy, gereksiz bir övünme, haksız bir üstünlük duygusu anlamlarında kullansa da bahsi geçen kişinin yaptıkları, sakız edilen anlamla ilgisizdir.
Kendileri gibi ya da soysuz olmayan herkesi “faşist” kelimesiyle ifade etmeye çalışanların, zekâdan yana eksikliklerinin bir işareti de bu kelime oldu. Sakat, bağlılık, ahde vefa, vatanseverlik gibi kişilik vasıfları, kimseyi alçaltmayacağı gibi aşağılık vasıflar da değildir. Tam aksine, insanı hayvan topluluklarında ayıran şeyler, bazılarının sandığı gibi evrim ya da devrim değil, bu gibi niteliklerdir. Vatanseverliği ve sadakati gereği 17 kere yaralanmasına rağmen yoluna devam eden Chauvin gibi kimseleri anlamaktan aciz bir takım yaratıkların, aynı nedenlerle ölüme koşan ve kavuşan kimseleri ve bu kimseleri saygıyla anan nesilleri anlaması muhtemel değildir.
İnsanı bir hayvan cinsi olarak gören ve başka türlü hayvanlardan türeyen canlılar olduğuna inanan insanlar, hayvanca bir yaşamı ve zihniyeti kendilerine münasip gördükleri için, vatanseverlik ve milliyetperverlik gibi duyguları anlamaları kendilerinden beklenmez.
Onların şovinist olarak tanılmadıkları kimseler, genel olarak düşmanlık görmedikleri milletleri küçümseyen kimseler olmasa da hayvandan türediğini düşünen ve “faşist”, “şovinist” gibi kelimeleri diline dolayan hayvan soyluları küçük görmekte ve aşağılamaktadır.
Biline!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone