Kırkpınar’dan Amerika’ya: Koca Yusuf

Aslen Deliorman’lı olan yakın dönem Türk güreşinin akla gelen ilk ismi İsmail Yusuf nam-ı değer “Koca Yusuf” 1857 yılında Karalar köyünde dünyaya gelmiştir. Muhakkak ilham aldığı bir güreşci büyüğünün olduğunu düşündüğümüz Yusuf, daha çok küçük yaşlardan itibaren köyündeki danalarla boğuşarak bu yola baş koyacağını çevresindekilere göstermişti.

Tarih sahnesine ilk çıkışı ise, genç yaşlarında meşhur Baş Pehlivan Kel Aliço ile 1885 yılında karşılaşmasına rastlar. 26 yıl bir fiil Kırkpınar Baş Pehlivanlık ünvanını taşıyan, karşısına geleni yere seren Kel Aliço artık yaşlanmaya başlamıştır. Fakat hala kendisinden emin, gücü kuvveti yerinde olduğu halde 27. kez altın kemeri almak uğruna er meydanına çıkmıştır.

Kendisiyle güreşmek isteyen genç körpe bir pehlivan olduğunu görünce yine kendinden emin rakibiyle kapışmaya koyulmuştur. Kalabalık Aliço’nun gücünden emin bir şekilde güreşi izlerken Yusuf gayet sert çıkışlarda bulunarak yılların ustasının sırtını yere getirmeye uğraşıyordu. Saat iyice ilerlemiş iki koca adam hala yenişememişti. Aliço’nun yorulduğunu, güçten düşmeye başladığını anlayan kalabalık hava karardı diye güreşi ertelemek istemiş fakat Aliço buna sert bir şekilde
karşı çıkarak:
–Bre burası Kırkpınar’dır. Er meydanıdır buncağaz. Burada yenişene kadar güreş tutulur. Zift fıçıları, çıralar ne güne duruyor? Tutuşturun oncağazları… Pişmiş güreş bırakılır mı hiç? Bu kızancağıza yenilmek kaderimde varsa bırakın yensin beni… Hem ben artık bu er meydanlarından çekileceğim. Aliço’yu yenmek talihini bir daha bu Yusufcağız nerede bulacak?
Aliço’nun bu sözleri rakibini öylesine duygulandırmıştı ki Yusuf bu büyük ustanın eline sarılıp öptükten sonra titrek bir sesle ona:
–Ustaların ustası, pehlivanların pehlivanı, koçyiğit ağam benim! Gel bırakalım şu güreşi. Sözlerinle yendin sen beni. Elimde ayağımda derman komadın. Bu söylediklerinden sonra ben seni tutamam gayri. İstersen sen tut beni, vur sırtımı yere.
Aliço da meydanı çevreleyen kalabalığı teşkil edenler gibi çok duygulanmıştı. Deliormanlı Yusuf’u alnından öptü:
– Bu meydan bundan sonra senindir artık. Senin gibi bir pehlivan ortaya çıktıktan sonra gözüm arkada kalmadan ayrılacağım buralardan. Ödül de başpehlivanlık da senindir. İkisine de güle güle sahip ol. İkisi de sana helal olsun oğul, dedi.
Ve o günden sonra Türk güreşinde Koca Yusuf’un devri başladı. Yusuf’un namı Avrupa’ya kadar gitmişti. Çeşitli organizasyonlar ve davetlerle Avrupa’nın önde gelen güreşcileri Koca Yusuf’la güreşme şerefine eriştiler. Fakat Avrupa’da da tüm rakiplerinin sırtını yere getiren Yusuf, kendine uygun rakip bulamıyordu.

Eski dünyada ondan iyisi yoktu bunu kanıtlamıştı. Avrupa’da sırtını yere getirdikleri arasında Olsen, Pons, Fournier, Gambier, Raul, Rum güreşçi Antonio Pierri ve İngiliz güreşçi Tom Cannon gibi o dönemin ünlü güreşcileri vardı. Fransa’da 3 yıl kaldıktan sonra ünü ABD’ye varmıştı ve organizatörlerin daveti üzerine Antonio Pierri ile Doublier eşliğinde 1897’de ABD’ye gitti.

The San Francisco Call gazetesinin 20 Mart 1898 tarihli sayısında “Tüm rakipleriyle güreşmek için ülkeye gelen bir Türk devi.” diye manşet atarak Yusuf’un çalışma pozisyonlarını gazetelerinde yayınlamış ve rakibi Sandow ile yapacağı maç hakkında düşünceleri sorulduğunda, koca dev Sandow’u kucaklayıp camdan atacağını fakat bunun için yeterince büyük bir cama ihtiyaç olduğunu esprili bir dille söylemiştir.

Orada karşılaştığı 33 rakibini hiç maç kaybetmeden yenen Yusuf’a ABD basını “Korkunç Türk” manasına gelen the Terrible Turk lakabını takmışlardı. ABD’de yendiği rakipleri arasında George Bothner, Ewan Lewis, Dan McLeod, Tom Jenkins ve dünya şampiyonu Evan Lewis vardı. Bugünlerde pek moda olan “Türk’ün gücünü” Koca Yusuf o dönem ABD halkına göstermişti. Sacramento Daily Record Union gazetesinin 4 Nisan 1898 tarihli haberinde “Korkunç Türk’ün” çok teknik olduğunu ama tekniğinden ziyade fazlasıyla güçlü olduğunu belirtilmişti. Los Angles Herald gazetesi 19 Mart 1898 tarihli haberinde ise Yusuf’un dünya şampiyonası için Ernst Roeber ile bir kez daha karşılaşacağını yazıyordu. Gazetenin haberine göre Roeber, Yusuf’u yeneceği konusunda kendinden emin olduğundan bahsetmişti. İlk maçta Roeber, Türk rakibinin karşısında birkaç dakika bile dayanamamıştı ve Yusuf rakibinin kaburga kemiğini kırmıştı. Kaburga kemiği iyileştikten dört ay sonra tekrar karşılaşma fırsatı bulduklarında ise Roeber rakibini oyalama taktiğiyle gücünü kırmaya çalışıyordu. 29 dakika süren karşılaşmada Roeber’in taktiğini anlayan Yusuf sinirlenmiş ve daha agresif güreşmeye başlamıştı. Bunun üzerine sinirlenen Roeber Yusuf’un yüzüne yumruk atmış ve aralarında kavga çıkmıştı. Seyirciler arasında bulunan bir Türk’ün de Yusuf’u ıslıklayan bir grup seyirciye saldırması sonucu ortalık iyice karışmış ve maç iptal edilmişti. Fakat bu karşılaşmalarından 23 yıl sonra 9 Ocak 1921 tarihinde The Brooklyn Daily Eagle gazetesine röportaj veren Roeber o günkü yenilgisini kabul etmiş ve Yusuf’u rahmetle anarak onun muhteşem bir pehlivan olduğunu belirtmişti. (Haberin orjinalinin bir kısmı aşağıdadır. Roeber bu röportajı verdiğinde 60 yaşındaydı.)

 

Asıl ismi İsmail Yusuf olan Koca Yusuf ABD’de büyük bir ilgiyle karşılanmış ve galibiyetleriyle adından çokça söz ettirmiştir. 188 cm boyunda, 138 kg ağırlığında olan bu kocapehlivan oynadığı maçlar neticesinde 8500$ ederinde olan 40 kg altın kazanmıştır. Bu altınları (muhtemelen bir kısmını) beline sardığı bir kuşağa takmış ve The Philipsburg Mail gazetesinin 14 Ekim 1898 sayısında “Korkunç Türk ve Altın Kemeri” başlığıyla haber olmuştur. ABD’li zengin bir kadın Yusuf’tan öylesine etkilenmiştir ki ondan çocuk yapma isteğini Yusuf’un menejeri ile haber göndererek belirtmiş fakat Yusuf ABD’ye damızlık olmaya gelmediğini belirterek bu teklifi sert bir şekilde reddetmiştir.

Eski dünyada ve yeni dünyada dişine göre rakibi kalmayınca memlekete dönmeye karar veren pehlivanımız 21 Mayıs 1898 günü Fransız bandıralı La Bourgagne isimli gemi ile yola çıkmıştır. Bindiği geminin 4 Temmuz sabahı New York’un kuzeydoğusundaki Sable Adası’nın 60 mil açıklarında (Glasgow’da üretilen) İngiltere bandıralı Cromartyshire gemisiyle çarpışıp batması sonucu boğularak vefat etmiştir.

The Valentine Democrat gazetesi 4 Ağustos 1898 günü Yusuf’un vefatı hakkında dokunaklı bir haber yapmıştır. Onun asla güç kullanılarak yenilmediğini, kazandığı parayla İstanbul’da belki bir kahve dükkanı, pazar açacağını veya ona benzer bir iş yapacağını bu amaçla yola koyulduğunu gayet masum bir ifade takınarak belirtmiştir. (Haberin detayları ve orjinali sağ alttadır) Sonradan anlatılanlara göre gemi battıktan sonra bir filikaya çıkarak hayatını kurtarmak isteyen Yusuf İsmail, cüssesinden dolayı filikayı batırır diye insanları korkutmuş, ve ipleri kesmek için kullanılan ufak bir baltayla bileklerine vurularak filikaya çıkması engellenmiştir.
Normal şartlarda memleketten dışarıya çıkmak istememiş fakat ulema tarafından yurtdışında yapacağı güreşlerin Müslümanların gücünü göstereceği için bir çeşit cihat olduğu söylenmiş ve o Tanrı’nın adını yüceltmek amacıyla yurtdışına çıkmayı kabul etmiştir. Bu uğurda can verdiği için onu şehit olarak görmemiz ve o şekilde anmamızın bir sakıncası yoktur. Türk’ün gücünü dünyaya gösteren, sırtı yere getirelemeyen bu koca pehlivanın bir mezarı dahi yoktur. Tanrı rahmetini ondan esirgemesin ve ruhunu şad etsin.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone