Kısa Bir Hikaye ve Mankurt Kefenciler

YusufhanGuzelsoy

Kısa Bir Hikaye

“Post-modern” olarak anılmaya başlanan çağımızda sadece binaların değil, edebi metinlerin de şekli ve niteliği değişti. Tek cümlelik şiirler, iki satırlık hikayeler bile kaleme alınıyor. Hatta çağ o kadar ilerledi ki Orhan Pamuk ve Elif Şafak edebiyatçı sayılıyor. Çağa ayak uydurup ben de kısa bir hikaye yazdım. Buyurun:

“Selamun aleyküm!” dedi Müslüman (!) birader eliyle rabia yaparak…

“Alehem şalom!” dedi Mason biraderi eliyle rabia yaparak…

Önce selamlaşıp sonra el sıkıştılar. Bir araya gelip hasret giderdiler. Birlikte mehdi oldular, mesih oldular, ekümenik oldular, terörist oldular, diyalogçu oldular, barıçı oldular, savaşçı oldular, her şeyi oldular ancak Tanrı bahşetmediği ve izin vermediği için Türk olamadılar. Türklük onlara luftedilmedi.

Her şeye sahip oldukları için güçlüydüler. Türklüğe sahip olamadıkları, Türk namı ile şereflenemedikleri için “Bizim olmayan yok olmalıdır!” diye düşünüp karara vardılar: “Türklük yok edilecek!”

Böylece Türkçülerin ebedi mücadelesi başladı.

Mankurt Kefenciler

Türkiye samimiyetsizlerle dolu olduğu için her yerinden hamaset taşıyor. 45 saniyelik şehit haberinden sonra Hintlilerin boğazdaki milyarlık düğününü 6 dakika yayımlayan tv kanalları ve gözünü kırpmadan izleyen milyonlarca mankurt var. Onlar için şehit haberinin değeri Faceook ve Twitter’da geçerlidir. Sanki şehitler vatan için değil de Facebook ve Twitter için kendini feda ediyormuş gibi sadece sosyal medyada anma yapılıyor.

Bu ülkede bazı mankurtlar darbe girişimini fırsat bilerek tatbikat için meydana çıkarılan erleri dövdü. “Kandırılmayacaklardı!” diye de gerekçe gösterildi. Bu kitlenin en sevdiğim huyu ne yaparsa yapsın hiçbir mankurt kendini gizleyemiyor. Kendini savunmak için yaptıkları bir hareket veya verdikleri bir cevap hepsinin foyasını ortaya çıkarıyor.

“Kandırılmayacaklardı!”

Eğer bu gerekçe ile askerler dövüldü ise o zaman mankurtların aklındaki iki ihtimalden söz edeceğiz. Ya TSK kandırılmayacak kadar zeki personelden oluşuyor ve tatbikat yalanına kanılması mankurtları hayal kırıklığına uğrattı ya da siyasetçilerin kandırılmış olması zeki olmamaları bakımından doğal olduğu için onlar mazur görülüp TSK’ya saldırılıyor.

Bence her iki ihtimal de geçerlidir!

Bir üçüncü ihtimal de vardır ki o da bu saldırganlığın gerçek sebebinin, FETÖ konusunda işin ucunun kıvırsalar da kıvrsanlar da mankurtlara varacağının bilinmesidir. Bunu bu ülkedeki on yaşında bir çocuk da biliyor. Her türlü ahlaksızlığın yaşı düştüğü gibi siyasetin de yaşı düştü, malumunuz… Üçüncü ihtimal onları çok tedirgin ediyor. Mesela “Hocaefendi Türkiye’ye gelsin!” diye kendini yırtan Rasim Ozan Kütahyalı rahat uyuyabiliyor mudur? Ergenekon’da FETÖ tetikçiliği yapan ve bir düzine kitap yazarak FETÖ’cü savcılara destek olan Şamil Tayyar, zamanında yaptığı “AKP ile cemaati birbirine düşürmek istiyorlar!” uyarılarını hatırlayıp titriyor mudur? Nagehan Alçı evinin mutfağında kendini çikolataya vermiş midir? Eğer siyasiler FETÖ konusunda samimi olsaydı ve mankurtlar/mankafalar kendine gelmiş olsaydı bu soruların cevabı tereddütsüz “Evet.” olurdu. Fakat şimdi her cevap tereddütle veriliyor. Şimdilik…

Türkiye’de “mankafa” denilen mankurtlar nasıl bu hale getirildi?

Sorunun cevabı raporlu deli Kadir Mısıroğlu’nda saklıdır. Acaba bir gün İstiklal Mahkemesine çıkıp “Ben onlara günümüz Türk düşmanlarını tanıtmak yerine hep tarihi şahsiyetlere saldırdım. Atatürk’e ve ailesine iftiralar ettim. Akif’e ve Eyyubi’ye hakaret ettim. BOP iyidir, diye rapor yazdım. Başıma giydiğim fesin de Türk başlığı olmadığını anlatmadım. Batılılaşma hareketlerinin Osmanlı’nın son devirlerinde başladığını ve en ağır tavizlerin yine aynı devirlerde verildiğinden söz etmedim. Benim görevim buydu.” diye itiraflarda bulunacak mıdır? “24 saatlik mesaimin 20 saati Türkçülüğü Yahudilerin kurduğunu ispat etmeye çalışmakla geçti.” diyecek midir?

Zamanla göreceğiz. Ayrıca perdeden kefen yapanların vatan için ölme konusunda samimi olmadığını biliyoruz. 15 Temmuz’un Erdoğan’a yapıldığını düşünenin vatanı da devleti de Erdoğan’dır. Öylesinin sokağa çıkacağı zaman, vatanın değil Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsının tehlikede olduğu zamandır. Bunu 15 Temmuz’da gördük.

Dincilik iyi bir ticaret alanıdır. Meydanda gezerken uyanık olmazsanız tüccarların pazarladığı mal olursunuz. Uyanık olun, ülkeniz için, Türklük çalışın.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone