“Kişi Kendinden Bilir İşi”

YusufhanGuzelsoy

Ekümeniklik kavramı bugün iki şeyi ifade etmek için kullanılıyor. Birincisi, Fener Rum Patrikhanesi merkezinde kiliseler birliği. Buna göre, Hristiyan mezhepleri arasında işbirliği ve birleşme öngörülüyor. İkincisi, dinler arası diyalog. Dinler arası diyalogun ne olduğunu, Fethullahçıların, Mirzailerin ne için çalıştığını biliyorsunuz.

Kendini aydın sayan bazı kimseler bütün memleket meselelerinde empati yapmaktan söz eder. “Teröristle empati,”Türkiye düşmanı ile empati” vesaire… Fener Rum Patrikhanesi ekümeniklik konusunda ağlayıp durduğu için onlara da duyarsız kalamıyor; Türk düşmanı olan her unsura karşı gösterilen duyarlılığı burada da sergiliyor. “Empati yapın ya size yasak konulsaydı?”

Siz Türklerin yerine koyuyor musunuz kendinizi? Empati yapıyor musunuz?

İzmir’in işgali sırasında Rum Patrikhanesinin ihanetlerini dünya alem biliyor. Silahları elinden alınan askerlerin ve karaya çıkacak Yunan askerlerine tepki göstermek için bekleyen sivil Türk ahalinin nasıl süngülendiğini de dünya alem biliyor. O dönemde yazılmış Avrupa ve ABD kaynaklı birçok belge vardır. Üstelik bunların katledildiğini yazdığı Türk sayısı, bizde kayıtlara geçenden kat be kat daha fazladır.

Ülkeniz işgal edilecek, kilise işgalcilere yardım edecek Rum teröristlere silah taşıyacak, biz de empati yapıp onları haklı bulacağız?

Fener Rum Patrikhanesine siyasi statüyü veren Fatih Sultan Mehmet Han’dır. 1453’te Rum kilisesini teşkilatlandırmış ve başlarına “millet başkanı” sıfatıyla bir patrik seçtirmiştir. Tıpkı Ermeniler gibi Rumlar da böyle haklar, böyle rahat görmedikleri için şımarıp ihanet etmiştir.

Patrikhanenin ipinin kimlerin elinde olduğuna dair bir örnek olay yazayım.

21 Şubat1946’da kilisenin patriği V.Maksimos oldu. Kilisenin 267.patriği olan V.Maksimos, 1948’e kadar görevde kalabildi. Çünkü patrik mimliydi ve Rus kilisesiyle yakın ilişkiler içindeydi. Özellikle o dönem bunu kabullenmesi imkansız olan ABD, Türk kamuoyunun solcu olduğunu yazıp çizdiği ve Sovyet adamı olduğu iddia edilen bu patriği görevden aldırdı. Yerine Kuzey ve Güney Amerikanın başpiskoposu Athenagoras gönderildi. Böylece ilk defa Lozan’a rağmen Patrikhanenin başına T.C. vatandaşı olmayan biri geçirildi. 5 Haziran 1952’de Adnan Menderes, Athenagoras’ın elini öptü.

Demokrasinin yıldızcığı, irticaya ilk tavizleri veren, “Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz!” ve “Odunu koysam vekil seçtiririm.” sözlerinin sahibi Adnan Menderes… AKP devrinde yere göğe sığdırılamayan Adnan Menderes…

Pabucumun mehdisi Fethullah da çok sever bunları… Dinler arası diyalog konusunda olsun, laikliği yıkma konusunda olsun uyum içinde çalışmışlardır.

Bir örnek olay daha:

1994’te Patrikhane bir toplantı tertip etti. Toplantının adı “Konstantinopolis” idi. Devlet itiraz edince toplantının adı yine “İstanbul” yapılmadı, “Boğaziçi” olarak değiştirildi. Toplantının sonuç bildirgesinde İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanmış, İngilizce metinde “Ben Konstantinopolis’teki ekümenik tahtının varisiyim!” ifadesi değiştirilmemiştir.

Gelelim günümüze…

Günler öncesinde yapılan bir haber vardı. Habere dair Ümit Doğan’ın “Patrikhane Lozan’ı Zaten Delik Teşik Etmişti” başlık bir yazısı da yayımlandı. Yazının ilk paragrafı şöyledir: “Fener Rum Patriği Bartholomeos ilk kez İzmir’e atama yaptı. Bartholomeos 25 Eylül günü Basmane semtindeki Aziz Vukolos Kilisesinde ayin yönetti. Ayine Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Amanatidis, Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis ve Yunanistan’dan çok sayıda din adamı ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı. Ayin sonrasında Lozan’a aykırı olarak bir İzmir Başpapazı Kyrillos Sykis’in episkopos olarak atanma töreni yapıldı.”

Lozan’a göre Patrikhane İstanbul dışında ayin yapamaz. Atatürk’ün ülke dışına çıkarmak istediği, dönemin şartları gereği bu gerçekleşmeyince de her yönden kısıtladığı bu ihanet kilisesi, 1952’de Menderes’ten, 1991’de Özal’dan, 2016’da Erdoğan’dan tavizler aldı. Bugün kendini Osmanlı torunu zanneden cahillere göre Atatürk dinsiz; Menderes, Özal ve Erdoğan samimi Müslüman… Oysa bu üç isim de laikliğin Patrikhanenin de işini zorlaştırmasına karşın yalnızca İslam’ı hedef haline getirmiştir.

Yazının başlığındaki atasözünün kimlere gönderme olduğunu anladınız mı?

Fatih Tezcan şöyle bir twit atmış: “6 Ekim İstanbul’un kurtuluşu değildir. Yerli işbirlikçilerden istediği tüm sözleri alan Büyük Britanya’nın yeni sömürgesinden çekilmesidir.”

Siz de beyninize saman muamelesi yaparsanız Fatih Tezcan gibi olabilirsiniz. Aman ha… Özellikle ilkokullu kardeşlerimi uyarıyorum. Beyninize değer verin. Onu kullanın, samana döndürmeyin. Saman alevi gibi bir parlayıp bir söndü mü, geride hoş izler bırakmayabilir.

Adam İngilizler tarafından işgal edilmeyi değil İngilizlerin Türkiye’den çekilmesini sömürge olmak olarak görüyor. Söz verilmişmiş… Patrikhane kısıtlanıyor, kapitülasyon kaldırılıyor, (Çatlasanız da) İstanbul yeniden alınıyor; aradan yıllar geçiyor, Patrikhane özgürleşiyor, özelleştirme ve toprak satışı başlıyor, sadece İstanbul değil Güneydoğu’da da teröre karşı tavizler veriliyor. Kim kime söz vermiş? Kim kimi sömürge yapmış?

Sahibinden hiç kullanılmamış beyin… Bedava! İlgilenen “2023-Geleceğin İnsanları” Fatih Tezcan’a başvurabilir. Onda bol bol var, fakat ilgilenenlerde hiç yoktur.

Halifelik kaldırılmış, harf inkılabı yapılmış, onlar olmasaymış İstanbul’un kurtuluşu olabilirmiş 6 Ekim… Yani Patrikhanenin ne halt yediğinin bir önemi yok! Keramet alfabede olsaydı Osmanlı çöker miydi? Arap alfabesi kullanıyor olmak Mondros’u imzalamaya, ordunun terhis edilmesine engel mi oldu? Gerek hilafet konusunda gerek ekümeniklik konusunda Batının tüm planlarının karşısında kudursan da çatlasan da laiklik vardır. Sizi bir araya getiren, halife ile ekümenik geçinen din adamlarına tavizler verdiren budur.

Ne konuda işbirliği yapıyorlar? Mesela laiklik gidip hilafet gelirse, ekümenik “Ben de isterim!” diye ağlayacak ve İstanbul yeni bir statüye kavuşturulup Türkiye’den koparılacaktır. Kim kime söz vermiş?

Fatih efendi!

” ‘Ne istediler de vermedik’ sözünün ağababası Lozan’dır.” diyorsun. Cesur yazar numarası yapıyorsun. O halde Lozan’a saldırdığın gibi Erdoğan’a da saldırsana? “Ne istediler de vermedik.” sözünün sahibi Erdoğan’dır. Yemiyor mu?

“Yahu sen nasıl Patrikhaneye Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını çiğnetirsin!” diye hesap sorarsan cezaevine atılabilirsin. Bu yüzden Mekke’ye Medine’ye plaka verdiğin konuşmaları yapıp prim toplamayı tercih ediyorsun. Kendi karakterine göre sen de haklısın. Senin gibi olup da kim cesur olmayı, cezaevine girmeyi seçer?

Son olarak bir şey daha söyleyeceğim…

Lozan’ın süresi var ve bu süre 2023’te doluyor madem… Kiliseye ayin yaptırmak için 2023’ü bekleseydiniz ya, ne aceleniz var?

Gerçek şu ki bu millet yeraltı kaynaklarını kullanma konusunda algısı yönetilerek 2023’ü bekliyor. Arkadaş! Lozan’ın maddelerini delmek için 2023’ü beklemiyorsun, kiliseye tavizler veriyorsun, güya yeraltı kaynaklarını kullanmamızı engelleyen maddeleri de delsene o zaman!

“Kiliseye öncelik! Türkler biraz daha beklesin.”

Demokrasi budur işte. Türkiye adından da anlaşılacağı üzere Türk vatanıdır. Demokrasi önceden Türk vatanında Türk olmayanla Türk’ü eşit tutardı. Şimdi Türk’ü daha geride tutmaya başlamış…

Ne diyelim? Önlerinde olursak yol gösteririz. Gerilerinde olursak enselerine vururuz. Vatanın tapusu bizim nasılsa…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone