KOMÜNİST TERÖRİZMİN SİVİL YAPILANMALARI- Murat Yılmaz

kom

 

Komünist terör târih boyunca çeşitli ülkelerde siyâsî ve askerî olarak temsil edilmiş; hâlâ da edilmektedir. Bunun en iyi örneklerini geçmişte Sovyet Rusya’nın Orta Asya ve Kafkas coğrafyasında yapmış oldukları ile bugün Çin Halk Cumhuriyeti’nin Doğu Türkistan’da uyguladığı zulüm ve katliamlarda görmekteyiz.
Türkiye’de ise komünist terör bir tür askerî yapılanma olan PKK’nın faaliyet sahası içerisindedir. Bunun dışında da sivil mânâda toplumda legal ve illegal yapılanmalar olarak etkisini hissettirmektedir.
Komünist terörizmin sivil örgüt şeklindeki yapılanma örneğini üniversitelerdeki illegal öğrenci cephelerinde görmekteyiz. Öğrenci Kolektifleri ve Öğrenci Dayanışması gibi isimler altında faaliyet yürüten bu gruplar, bir bilim yuvası olması gereken üniversitelerde terör estirmektedir. Kendi ideolojik sistemleri doğrultusunda isteklerini üniversite yönetimine zorla kabûl ettirmek için çeşitli protestolarda bulunan bu anarşistler, kimi zaman boykot çağrılarıyla diğer öğrencilerin derslere girmelerine engel olmakta kimi zaman ise büyük olaylar çıkararak milliyetçi öğrencilere saldırıp doğalarındaki ilkel duyguyu dışa vurmaktadırlar. Son zamanlarda üniveristelerde milliyetçi öğrencilere yönelik yaptıkları saldırılar, bu anarşistlerin üniveristede bulunma amaçlarının eğitim olmadığını ortaya koymaktadır. Bu da açıkça göstermektedir ki dağdaki PKK’lı ile üniversitelerdeki öğrenci kılığındaki anarşistler arasında bulunan tek fark; dağdakinin YGS’de barajı geçememiş olmasıdır. Dağa çıkanlar ellerine uzun namlulu silâhlarını alırken, üniversitelerdekiler ise silâh niyetine öğrenci haklarını propaganda malzemesi olarak kullanmaktadır. Bu tür anarşist yapılanmaları, bilmeyen kendi hâlindeki bir öğrenci, bu grupların kendisinin haklarını üniversite yönetimi ve hocalara karşı koruyormuş zannına kapılarak onların pençesine düşmektedir. Çoğunluğu Kürtlerden oluşan bu öğrenci grupları, aralarına yeni katılanlara enternasyonel komünist ideolojiyi, ezilmiş(!) Kürt halkının Türkiye Cumhuriyeti tarafından elinden alınan özgürlüklerini(!) ve bağımsızlık yolundaki haklı mücadelelerini(!); daha açık bir ifâdeyle terör faaliyetlerini meşrû kılmak amacıyla kendilerince geçerli nedenleri sıralayarak bu yeni grup üyesinin aklını çelmeye, beynini işleyip kendilerine bağımlı bir kukla hâline getirmeye çalışmaktadır. Benliğinde biraz millî şuur taşıyanlar, bu grupların asıl maksatlarını fark edince derhâl o ortamdan uzaklaşıp yakalarını kurtarabilmektedir. Diğerleri ise, beyinleri uyuşmuş bir hâlde birer terör militanı olarak üniversitelerde yetiştirilmekte ve her yasadışı faaliyeti kendince kutsal gördüğü davâ uğruna yapmaya hazır hâle getirilmektedir.
Bu öğrencilerin, herşeyden habersiz anne-babaları ise ceplerinden, midelerinden kısarak; kimi zaman borç para bularak çocuklarının yükseköğretim kurumlarında kendi geleceklerini kurtarmak için derslerini en iyi şekilde verip mezun olmasını beklerken; hiç ummadıkları bir şekilde çocuklarının illegal anarşist yapılanmaların üyesi olduğunu ve dersleriyle ilgilenmek yerine terör faaliyetlerine katıldığını öğrenmektedir. Kimi aileler ise bu durumu daha acı bir biçimde çocuğunun ölümü dolayısıyla kendilerine gelen telefonlardan haber almaktadır. Kimi zaman televizyon haberlerinde, bir babanın çocuğunu komünizm lehine eylem yapan öğrenci kisvesi altındaki anarşist grup içerisinde görüp, çekip almaya çalışması üzerine, anarşistlerin bu babaya çocuğunun önünde hakaretler edip, onu uzaklaştırmaya çalışmasına rastlamaktayız. Kimi zaman ise gözyaşları içerisindeki bir annenin eylemlere karışmış çocuğunun ölüsünü hastane morgundan alırken bu durumdan istifade edip kameralar önünde propaganda yapmak isteyen anarşist öğrencilerin, güya arkadaşlarının ölüm sebebinin devlet olduğunu ve intikamının alınacağını söylemeleri üzerine yüreği yanmış annenin, çocuğunun ölümünden asıl onların sorumlu olduğunu haykırıp bu grubu hastane önünden kovması haberleri üniversitelerdeki anarşist öğrenci terörünün ulaştığı vahim boyutu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Komünist terörün bir diğer sivil yapılanması ise 2013 Mayıs ayının son günlerinde “doğayı koruma” adı altında başlayıp, ardından devrimci(!) bir tona bürünüp aylarca devam eden ve komünist terörün doruk noktasına ulaştığı Gezi Parkı Direnişi’dir. Hepimizin bildiği ve canlı canlı tanık olduğu bu olaylar Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların söktürülmemesi amacıyla başlamış ve devamında iktidara karşı muhaliflerin bir isyânı şeklini almıştır. Lâkin ellerine Türk bayrağı ve Atatürk posterleri alan ve asıl amacı doğayı korumak ve iktidarı “haklı bir şekilde” protesto etmek isteyen çok az bir kitle dışında, olayları yönetenler çeşitli legal ve illegal sivil anarşist komünist gruplar olmuştur. Bazı basın ve medya kurumları ise komünist terörün destekçileri olarak, olayları yalnızca iktidara karşı genel halk ayaklanması olarak göstermiş; hatta bu isyanı Türk gençliğinin mevcut düzene bir tepkisiymiş gibi insanlara dayatmaya çalışmıştır. Oysa, gerçekte yaşananlar medyanın insanlara gösterdiklerinden çok farklıydı. Zira başta İstanbul olmak üzere, özellikle büyük şehirlerdeki olaylarda ellerinde kızıl bayraklar, yüzlerinde maskelerle büyük kargaşalıklar çıkaran, polisle çatışan ve çevreye zarar veren grupların hemen hemen hepsi çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu komünist gruplardı. Kendilerine moda tabîrle “aktivist” diyen bu eylemciler, devlet düşmanı olarak kamu mallarına zarar vermişler ve devleti temsil eden her şeye saldırmışlardır. Duvarlara spreylerle millî değerlere hakaret edici sözler yazan, târihî yapılara zarar veren bu anarşist grupların amacı Gezi Parkı’nı korumak veya iktidara karşı seslerini duyurmak değil, 80 öncesinde yaptıkları gibi ülkeyi anarşi ve kaosa sürüklemekti.
Gezi Parkı olaylarının, sivil bir komünist ayaklanma olduğunun en açık izâhı ise bu anarşist grupların günlerce Taksim Cumhuriyet Anıtı’na ve çevredeki büyük binalara kızıl komünist bayraklarını ve kendisi de zamanının en büyük anarşistlerinden biri olan Deniz Gezmiş’in dev posterini asmalarıdır. PKK taraftarları da bu gruplara destek vermiş ve Abdullah Öcalan posterlerini de taşımaktan çekinmemişlerdir. Sosyal medyaya düşen videolardan anarşistlerin yaptıkları konuşmalarda Türk devletine ve milliyetçiliğe olan kinlerini nasıl kustuklarını, Kürtlerin Kürdistan’ı kurmak için sonuna kadar mücâdele edecekleri yönündeki ifâdelerini ve Ermenilerin kendilerine Türkler taraından soykırım yapıldığı yalanlarını nasıl propaganda aracı olarak kullandıkları görülebilir. Aylarca süren Gezi Parkı olaylarının kendilerince bir “devrim” başlangıcı olduğunu savunan bu anarşist gruplar birçok yabancı ülkedeki komünist gruplardan da destek almış ve kendileri gibi birer sivil terörist olan yüzlerce anarşist Türkiye’ye doluşmuştur. Yalnızca Türkiye’ye değil, bütün dünyâya komünist sivil terörizmin çirkin yüzünü göstermişlerdir.
Türkiye’de komünist terörün sivil yapılanmaları bunlarla sınırlı değildir. Birtakım işçi sendikaları da çalışanların haklarını koruma bahanesiyle komünist ideoloji yaşatmaya çalışmaktadır. TKP ile yakın ilişki içerisindeki bu sendikalar, her 1 Mayıs’ta sıkça görmeye alışkın olduğumuz anarşist eylemlerin de baş mimarlarıdır. İşçilerle, emekçilerle, zor şartlar altında yaşayan yoksul insanlarla hiçbir alâkası olmayanların, her zamanki devlet düşmanlığıyla meydanları yangın yerine çevirmeleri, sendikaların kuruluş amaçlarına uymamaktadır. Bu anarşist yapılanmalar ise bilakis bu sendikalar ve bağlı bulundukları siyâsî partilerce desteklenmekte ve yetiştirilmektedir. Yaşamın ağırlığı altında evine ekmek götürmeye çabalayan işçiler ise bu komünist sivil yapılanmanın ağına düşmekte ve zan altında kalmaktadır. Hiçbir ideolojik düşüncesi olmayan işçiler, ne yazık ki anarşistlerin “devrim” dedikleri olgunun kendilerinin çalışma şartlarını iyileştiren ve ücretlerini artıran bir kavram oldukları yönünde düşündürülerek kandırılmaktadır.
Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız üzere komünist terörizm, ülkemizde toplum içerisindeki sivil yapılanmalar aracılığıyla etkisini hissettirebilmektedir. Türkiye’de siyâsî arenada fazla taraftar bulamasa da halk arasında legal veya illegal komünist gruplar aracılığıyla kendisine hareket alanı sağlayabilmektedir. Bu hareket alanlarını ise ya üniversitelerde öğrenciler vasıtasıyla ya çeşitli muhalif halk hareketlerini kendi ideolojik renklerine uyarlayarak, toplumun geneline yayma çalışmalarıyla ya da sendikalar aracılığıyla yaratmaktadır. Bu anlamda toplumumuzdaki bir kısım bilinçsiz insanlar, bunların terörist faaliyetlerine âlet olmaktadır. Komünizmin sivil yapıları aracılığıyla aktifleştirilen terör faaliyetleri hakkında toplumumuzun uyarılması ve eğitilmesi gerekmektedir. Burada Türkçülere de büyük sorumluluk düşmektedir. Zira komünizmin ve taraftarlarının ne tür bir belâ olduğunu bu ülkede en iyi bilen Türkçülerdir. Gerek komünist felsefe ve ideolojik hedeflerini, gerekse yayılma ve propaganda araçlarından haberdâr olan Türkçüler, etraflarındaki herkese komünizmin devlet, vatan ve millet aleyhindeki düşüncelerini; komünistlerin din, ahlâk ve görgü kurallarından yoksun olarak yalnızca kendi hedeflerine ulaşmak için her türlü pis yolu mübâh saydıklarını, bu bağlamda yıkıcı terör faaliyetlerini desteklediklerini ve bizzât uyguladıklarını anlatmalıdır. İnsanı, millî ve ahlâki değerlerden yoksun, karnını doyurmaktan başka bir amaç taşımayan bir tür hayvan olarak algılayan, ideolojik çerçevesi üretim araçlarının halk arasında paylaştırılması ve iktisâdî ilişkiler üzerine kurulu bu sistem ve savunucuları, toplumumuz için bir felâkettir. Kendi “devrim”leri için her türlü terör faaliyetini gerçekleştiren, insanlıktan uzak bu anarşistler, yalnızca Türkiye’de değil hemen hemen her ülkede dehşet yaratmışlardır.
Burada bir noktaya da dikkat çekmek gerekiyor: Öğrenci ve işçi haklarını desteklemek, çevreyi ve doğayı korumak sanki yalnızca komünistlerin tekelindeyken; komünistlerin karşısında olan Türkçüler, ezen ve sömüren grubun taraftarıymış gibi bir algı yaratılmaktadır. Deniz Gezmiş gibi vatan hâini komünist teröristleri, gençlere sosyal adaleti sağlamaya çalışan bir örnek insan olarak sunanların tersine; Türkçüler, bu adaletin terörist faaliyetlerle değil millî şuûrla hâkim kılınacağının farkındadır. Eğer iddia ettikleri gibi olsaydı, Sovyet Rusya dünyanın en mamûr ülkesi, bu ülkenin egemenliğinde yaşayanlar ise müreffeh olurdu. Oysa tarihî gerçekler bunun tam tersini göstermiştir. Türkçüler ise yardımlaşma duygusu ile düşene el uzatmayı, insan olmanın gereği ile sosyal adaleti sağlamayı millî görev sorumluluğu noktasında değerlendirir. Çevreyi ve doğayı koruma konusunda da Türkçüler tarihî hafızaları gereği İslâm öncesi Türk toplumundan itibâren, dinî anlayışları çerçevesinde Tanrı’nın kendilerine sunduğu doğayı gerektiği gibi kullanma ve koruma konusunda her komünistten daha duyarlıdır. Çünkü doğaya saygı, komünistler için bir propaganda malzemesi iken Türkçüler için kutsal bir görevdir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; komünist terörizm ülkemizde çeşitli sivil yapılanmalar aracılığıyla etkili olmaktadır. Bu konuda Türkçüler toplumun aleyhindeki yıkıcı anarşist öğrenci grupları ve sendikalar hakkında toplumu bilinçlendirmeli ve bunların gerçek amaçlarını anlatmalıdır. Devlet ise üzerine düşen görevi yaparak üniversitelerdeki anarşist öğrencileri okuldan süresiz olarak uzaklaştırmalı ve güya işçilerin haklarını savunan, gerçekte ise komünist terör yaratan sendikaları kapatarak faaliyetlerini sona erdirmelidir.

Murat Yılmaz

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone