“Kötünün İyisi” Çılgınlığı

10547633_10152496767364376_7252441378682027564_n

Hangi konuda düşünce ortaya koysak bir ‘kötünün iyisi’ algısı ve bu algının ortaya çıkardığı sıradan, sığ düşüncelerle karşı karşıya kalıyoruz. Türk millîyetçisi olduklarını iddiâ ettikleri hâlde, millîyetçiliğin dik duruşundan zerre nâsiplenmemiş bu gürûh, ikide bir karşımıza bu düşünceleriyle çıkarak, sıradanlıklarını teşhir etmekten bir türlü vazgeçmiyor.

Türkçülük iyiye iyi diyecek, kötüye kötü diyecek kadar cesûr ve bu kötülüğe karşı duruşunu belli edecek kadar da kararlıdır. Çünkü Türkçü büyük Atsız’ın tâbiriyle, “Millî çıkarları şahısların üstünde tutan, millî mukaddesâta ve geçmişe saygı gösteren, görev ahlâkı yüksek olan, haksızlıklarla savaşta korkusuz bir insandır.” Bu yüzyılda Türk milletinin fedâkârları Türkçüler, Türk’ün tarafında olarak toplumsal birçok konuda kanaatlerini açıkça ortaya koyan mert insanlardır.

Bu tariflerden hareketle Türkçülerin son dönemlerde ortaya koyduğu “boykot” tavrı oldukça önemli bir tavırdır. Türkçü Turancılar Derneği ve onun yayın organı Ötüken Dergisi ile Genç Atsızlar ve Türkçü Turancı Gençlik Hareketi adlarındaki Türkçü yapılanmamız Türkiye’de gerçekleştirilen sözde ‘halkın dikkâte alındığı’ meclis, belediye ve şimdi de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir tavır ortaya koydu. Boykot tavrı, olması gereken ve Türkçülere yakışır bir tavır olduğu ortadayken bu tavra ilgisiz ve yersiz birçok eleştiri geldi. Bu eleştirilerin yüzde 90’ının temelinde yatan düşünce ise: Kötünün iyisi…

Biz Türkçüler; Türklüğün, Türkçülüğün şerefini korumak adına bu kararlılığı gösterirken, sağdan soldan çemkirenlerin ise neyi temsîl ettiğini bilmiyoruz. Şeref konusuna da, “Şeref meselesine önem vermemiş toplumların sonu kölelik ve hayvanlıktır. Çünkü şeref yalnız insanlarda olan bir duygudur” bakış açısıyla yaklaşıyoruz. Üstelik bunların içinde“Türkçüyüm” diyenler de mevcût. Üstelik “Siz kimsiniz ki Türkçüler adına karar alıyorsun?” gibi ucuz söylemlere de tenezzül edenler bulunmakta. Bugün Türk milletinin karşısına çıkarılan ve birbirinin farklı sürümleri olan 3 cumhurbaşkanı adayından birini“kötünün iyisi” olarak desteklemek, bize göre tâviz vermek ve milliyetçilikle ilgisi olmayan bir yaklaşımdır.

Önümüze koyulan 3 adayın da Güneydoğu, “Ermenilerden özür dilemek” gibi târihimizle bağdaşmayan zırvalamalara, Avrupa Birliği’nden taraf olmak gibi Türk Birliği’ni göz ardı etmek gibi daha birçok hassas konulara bakış açısı ortadayken “kötünün iyisi olduğu için oy vereceğim”, “oy vermezsek falanca seçilir”, “siz falancayı desteklemek için boykot kararı aldınız” gibi iptidâi düşüncelerle hareket edilmemeli.

Biz Türk ulusu kendimize bir örnek arıyorsak Başbuğ Mustafa Kemâl Atatürk’e bakmalıyız. Kendi döneminde Arapçası “ehven-i şer” olan “kötünün iyisi anlayışına nasıl yanıt verdiğini bilmeli ve kararlarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz.

ŞERLERİN EN KÖTÜSÜ…

Alıntı yaptığımız olayın ayrıntısı şöyle:

1918’in sonları… Türkiye, Birinci Dünya Savaşı’ndan bitmiş bir halde çıkmış ve toplumdaki birçok aydın İngiliz ve Amerikan mandasına girmek gerektiği üzerine açıklamalar yapıyor… Manda savunucuları arasında İttihat ve Terakki Partisine yakın, milliyetçi ve reformist kişiler de mevcut. Halide Edip, Rauf Bey, Kara Vasıf, Yunus Nadi (Abalıoğlu) gibi, daha sonra Kurtuluş Savaşı’nın düşünsel önderleri arasında yer alacak olan kişiler dahi Amerikan mandasını istediklerini açık açık beyan ediyorlar. Halide Edip, Minber gazetesindeki makalesinde “Bütün eski ve yeni Türkiye hudutlarına şamil olmak üzere, muvakkat (geçici) bir Amerikan mandasını ehven-i şer olarak görüyoruz” diye yazdığında ilk kez ehven-i şer kavramı gündeme gelmişti.

Ardından Sivas Kongresi’nde de aynı tartışma gündeme geldi. Vasıf Bey, Sivas Kongresi’ndeki konuşmasında yine aynı kavramı kullanarak şöyle konuştu: “Manda’nın isminden korkmayalım, isterseniz buna ‘müzaheret’ diyelim. […] Büyük bir harpten mağlup çıktık. Bütün memleket perişan vaziyettedir. Beşyüz milyon lira borcumuz var. Bunu ne ile nasıl ödeyeceğiz? Gelirimiz bu borcun faizine bile yetmez. Tamamiyle müstakil yaşamaya, mali vaziyetimiz müsait değildir. Şimdi istiklalimizi kurtarsak bile, olduğumuz yerde sayarak bir adım ilerleyemez ve günün birinde, bizden kuvvetli olanların hükmü altına girmeye, ister istemez mecbur oluruz. İşte bu sebeplerden dolayı, İngiltere’yi kendimize ebedi düşman ve Amerika’yı şerrin ehveni saymalıyız.”

Ancak Mustafa Kemal Sivas Kongresi’nde ‘Amerikan Mandası’ ve ‘İngiliz Himayesi’ arasında‘Hangisi ehven-i şerdir?’ diyerek tercih yapmaya çalışanlara cevabı şöyle olmuştu:‘Ehven-i şer, şerlerin en kötüsüdür!’

 

Berkant Parlak10547633_10152496767364376_7252441378682027564_n

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone

Yoruma kapalı.