Kürt Lawrence: E.W.C. Noel

YusufhanGuzelsoy

charlesnoel

1 Ocak 2014 tarihinde, İngiliz casus Edward William Charles Noel’in günlüğü, “Kürdistan 1919: Binbaşı Noel’in Günlüğü” ismiyle yayımlandı. Kitabın tanıtımındaki şu ifadeler dikkat çekicidir: “İngiliz Binbaşı E.W.C. Noel, 1919 yılında Kürdistan’a gelerek etkili Kürt çevreleriyle ilişkiler kurar ve ‘Türklerin Pan İslamist politikalarına karşı bazı faaliyetlerde bulunmak’ amacıyla Celadet-Kamıran Bedirhan kardeşler Ekrem Cemil Paşanın da içinde yer aldığı bir heyetle Kürdistan’a gider. Üç ay süren bu gezi sırasında Antep, Maraş ve Malatya’daki Kürt aşiretlerini ve yerleşim birimlerini ziyaret eder. Gezi, Kürtler için siyasal açıdan başarısızlıkla sonuçlanır. Binbaşının bütün olumlu rapor ve çabalarına rağmen ‘Noel siyaseti’ olarak nitelenen İngilizlerin Birinci Dünya Savaşının bitimindeki Kürt politikası hayata geçirilmez ve bağımsız ya da otonom bir Kürdistan, yeni emperyal siyasetin ilk kurbanı olur. Ancak bu olay çok abartılmış ve Kürt milli hareketlerinin o yıllardır maruz kaldığı ‘kökü dışarıda’, ‘yabancı parmağı’ söylemine propaganda malzemesi olmuştur. Noel’in gezi boyunca tuttuğu günlük notlarında Kürtlere ilişkin gözlemleri, o bölgedeki Kürt karakterlerinin belirgin özellikleri, Kürt milli kimliği hakkında neler düşündükleri yer almaktadır. Bunların yanı sıra aşiretlerin sahip oldukları toprak ve sürülen miktarları, bunların nasıl işlendiği, ürünlerin nasıl dağıtıldığı, Kürt köylerinin savaştan ne kadar etkilendiği somut örneklere ve gözlemlere dayanılarak anlatılıyor. Günlüğün sonuna Noel’in aynı yıl kaleme aldığı ‘Kürt Durumuna Bakış’ adlı rapor da eklenmiştir.”

Mustafa Kemal Paşanın Erzurum Kongresi sırasında kapı dışarı ettiği, Sadrazam Damat Ferit Paşa hükümetinin ise Londra’ya yollayacağı istihbarat raporlarına resmi izin verdiği E.W.C. Noel, açıkça Kürtlerin Lawrence’ı olma hayali taşımış Kürt hayranı bir casustur. Tanıtım metnini aktardığım kitap da, Kürtlerin özlemini çektikleri bölünmüş Türkiye hayalinin bir ürünüdür. Bu tarz casusluk faaliyetlerini örtbas etme amaçlı yayımlandığı çok açıktır. Şu soruları sormak gerekir:

1-Güya masum ve kökü içeride olan ayrılıkçı Kürt hareketleri gerçekten o kadar masumsa, ne için ilk defa emperyalistlerin “Kürdistan” ifadesini kullandığı Güneydoğu ve Doğu Anadolu’ya emperyalistlerin uygun gördüğü ifade kullanılmıştır?

2-Yine bu bölücü hareketler dışarıdan destek almayan masumane faaliyetlerse, Ekrem Cemil Paşa denen hain ne için Suriye’ye kaçmıştır? Cemilpaşazade ailesi ve diğer Kürtler ne için Suriye’yi Kürtçü siyaset için bir üs olarak bellemiştir?

3-Bu masum (!) hareketin öncü maymunu Apo, yakalandıktan sonra “Şeyh Sait’in devamıydım, kullanıldım!” derken kendisini kullananın Uganda olduğunu mu kastediyordu? Suriye, İtalya ve Rusya’ya sığınmaya değil de tatile mi gitmişti?

4-Bugün Ermeni Lawrence’ı Lusine Sahakyan’ın Hemşin’de yaptığı çalışmalar ve Noel’in Kürt kimliği üzerine çalışmaları benziyor mu? Benzemiyor mu?

5-Noel’in varlığı sonradan Kürt hareketinin masumiyetine zarar vermişse, yani sonradan bu hareketlerin içinde ajan yer almamışsa, en basit örneğiyle, Fransızların gazeteci kimliğinde gönderdiği ve Türkiye’deki en etkili ajanları Nicolas Cheviron’un Kürtler arasında ne işi vardır?

Kitabın tanıtım metnin yazan şahsın “gezi” diyerek nitelendirdiği ve başarısızlıkla sonuçlandığını ekleyerek “Bu ne gezisiydi?” sorusunu sordurduğu olay, bağımsızlık mücadelemize karşı çıkarılmış ilk isyan olan Ali Galip olayıdır.

AliGalip Ali Galip

Noel, Bedirhanlı Celadet ve Kamuran ile Halep’te buluştuktan sonra, bölgede silahlı adamlar toplayıp Malatya’ya gelir. Burada onu Malatya mutasarrıfı Halil ve eski Harput valisi Ali Galip karşılar. Bu ihanet hareketinin sebebi Sivas Kongresinin engellenmesiydi. 19 Eylül 1919 tarihinde, daha önce Dahiliye Nazırı Adil Bey tarafından verilmiş şifreli telgraf çekebilme izniyle İngiliz Yüksek Komiserliğine çektiği telgrafta, Kürtlerin İngiliz işgalini son derece olumlu karşılayacaklarını, bölge nüfusunun %50’sinin Kürtlerden oluştuğunu ve Kürtlerin İngiltere’ye sadık olacağını bildirir.

Mustafa Kemal Atatürk tarafından gönderilen takviye birlikler daha ulaşmadan haberi alan isyancılar Urfa yönüne kaçarak dağıldılar. Böylece bağımsızlık savaşımız öncesindeki ilk kasıtlı hareket engellenmiş oldu.

E.W.C. Neol hakkında İngiliz Yüksek Komiserliği Müsteşarı Hohler, İngiliz Dış İşleri Bakanlığına şu yazıyı göndermiştir: “Noel, Bağdat’tan buraya geldi. İyi bir arkadaş, yetenekli bir kimse ama fanatiğin teki… Kürtlerin havarisi… (Ona göre) Türkler ve Ermeniler beş para etmeyen alçaklardır, al birini vur ötekine. Korkarım ki Noel bir Kürt Albay Lawrence’ı olacaktır. Bana öyle geliyor ki Mezopotamya’nın bizim olacağı kesin gibidir. Mezopotamya’nın bir kuzey sınırı olacaktır. Bu sınır ovada değil dağda olacaktır. O dağlar esas itibariyle Kürt’tür. Dolayısıyla bize bir Kürt politikası lazımdır ve Kürt beyleriyle iyi geçinmemiz gerekir ki onları kullanabilelim. Burada her renkten Kürt bulunduğunu, onlara güvenilmeyeceğine tarihin de tanıklık ettiğini akıldan çıkarmamak gerekir. Majesteleri hükümetinin niyeti, Türkleri sonuna kadar zayıflatmaktır. Kürtleri Türklerden ayırmak da kötü bir plan değildir, dikkat ve sabırla hareket edilirse bunun büyük ölçüde başarılı olabileceğini düşünüyorum.”

İngilizlerin Mezopotamya’daki kuzey sınırlarını, mesela bugün Güneydoğu’nun sınır bölgelerindeki terör yuvası dağları ne sebeple seçtiklerini görebiliyor muşunuz?

İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Sir Carlthorpe, Lord Curzon’a gönderdiği 10 Haziran 1919 tarihli gizli raporda şöyle diyor: “Binbaşı Noel, Kürt şefleriyle görüş birliğine varırsa, bundan büyük faydalar sağlayacağını söylüyor. Bunlar, İstanbul’da Abdülkadir, Bedirhan ve daha önemli bazı kişilerdir. Bunlar şüphe uyandırmamak için Noel’den ayrı olarak Kürt bölgesine gidecekler. Türkler Paris’teki sulh konferansına Kürtlerin de geleceğinden korkuyorlar. Kürtler henüz Mustafa Kemal’e karşı ayaklanmadı. Noel bunu başaracağından emin…”

“Türkler Paris’teki sulh konferansına Kürtlerin de geleceğinden korkuyorlar.” ifadesi, Mustafa Armağan gibilerin şizofrenik sebeplerle kahraman yapmaya uğraştığı İstanbul hükümetini işaret ediyor.

Ve bakın…

Türkiye’de İngiliz lehine, Ermeni lehine, ABD lehine fetvalar yayımlayanlar, köşe yazıları yazanlar bitmiyor! Fethullah denen şerefsiz “Haçlıların ülkenizi işgal etmesi o kadar kötü değildir!” diyor, İngiliz fetvacısı İskilipli Atıf’ı yaşatıyor. Lusine Sahakyanlar, Nicolas Chevironlar da Noel’i yaşatıyor. Sahakyan aşığı yazarlar da Ali Kemal’i…

Türkiye, AB ve ABD yönünde politika belirlemeye devam ederse, yeniden bir işgal ve Kurtuluş Savaşı noktasına gelecektir. Bu bir kompleks değildir ve 15 Temmuz’da belki bunun provası yapılmış, belki düğmeye basılmıştır. Üstelik daha önce yazdığım gibi Sevr antlaşması bir zihniyet olarak Türk düşmanı emperyalist ülkelerin hayalinde yaşamaya devam etmektedir.

Ali Galip olayı başarısızlıkla sonuçlanınca, Binbaşı Edward William Charles Noel, Halep’e kaçıp Bağdat ve İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliğine şu şifreli telgrafı çekiyor:

“…Mustafa Kemal’in yaratmış olduğu durum ciddileşirse, Bedirhanları ve öteki kimi Kürtleri Kürt ilçelerine vali ve mutasarrıf ataması için Türk hükümetini harekete geçirerek onlardan epeyi yararlanabiliriz.”

Başarısız oluyor, Halep’e kaçıyor; ama vazgeçmiyor! Üstelik Türk vatanını bölme planında Türk hükümetinden yararlanabileceklerini söylüyor!

Oyun aynı, istek aynı, amaç aynı…

Sana düşen yeniden kalpağını giyip Kuvayı Milliye ruhunu benimsemektir, diyor ve daha önce kendisini tutuklamak için gelen Ali Galip’in, karşısında süt dökmüş kediye döndüğü Mustafa Kemal’den aldığı azarlayıcı cevabı aktarıyorum: “Askerler, mert olur. Türk askeri ise mertlerden daha mert ve pek civanmert olur. Siz cihanın kabul ettiği bu kaideye istisna mı teşkil ediyorsunuz? Yoksa ordudan ayrılmakla Türk askerine mahsus bütün kıymetlerden uzak mı düştünüz? Nedir bu yaptığınız? Kime ve kimlere hizmet yahut kime ve kimlere ihanet ediyorsunuz? Hiç düşündünüz mü?

…Size daha ağır bir muamelede bulunabilirdim. Mütekait bir asker olduğunuza hürmet gösterip bu kadarla iktifa ediyorum. Şu kadar ki aklınızı başınıza almaz, haddinizi tanımaz, dilinizi de kısmazsanız, akıbetiniz vahim olur. Haydi, buyurun yerinize gidin. Derin derin düşünün. Harput’a mı gitmek geri İstanbul’a mı dönmek lazım olduğunu kararlaştırın. Yalnız şunu unutmayın ki Anadolu’da sizin gibilerin ve efendilerinizin düdüğü ötmez, ötemez.”

Son sözü her zaman Mustafa Kemal Paşa söyler!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone