Kürt Terörüne Çözüm Önerileri – İlk 3 Madde

alicanakyil

Beceriksiz siyasetçiler ve duyarsız bir toplumun ürünü olarak, şehit haberinin gelmediği bir sabaha uyanmanın sevindirici olduğuna alıştırılmaya çalışıyoruz. Milli duygularından kopmuş bir kitlenin seçtiği, makam ve rant ihtiraslarına yenik düşmüş siyasi partiler, her konuda olduğu gibi, terörle mücadele konusunda da sınıfta kalıyor.

Terörist ile masaya oturup ona yol veren, silahlı kuvvetlerimizin elindeki yetkiyi kısıtlayan siyasiler, terörün tekrardan dirildiğini görünce de kahraman pozuna girip operasyon başlatıyor. Şehirlere kurşun yağıyor, dağlar bombalanıyor. Daha sonra da yine terörü besleyen kişilere, operasyonlardan zarar gördü diye konut ve maddi destek sağlanıyor. Düne kadar evinin önüne döşenen 1 ton patlayacıyı görmediğini savunan, teröristin asfalta bomba döşerken çayını, suyunu, yemeğini götüren, sözde sivil, özde teröristler ise üstüne bir de ikramiye alıyor. Devletin bütçesinden aldığını parayla, devletin kendi imkanlarından tahsis ettiği iş araçlarıyla, kısacası bizim verdiğimiz vergilerle teröre yardım ve yataklık eden belediyeler de yoluna devam ediyor.

Siyasilerin en büyük gafleti ise, teröristin eline silah alıp dağa çıkanından başka türlüsünü düşünemiyor olmasıdır. Onlara göre teröristi besleyen ve barından siviller her zaman masum ve mazlum rolündedir. Aynı şekilde devlet kadrolarına yerleşmiş, devletin üniversitelerinde öğrenim gören kürt terör örgütü yandaşlarına da üç maymunu oynamaya devam etmek, siyasilerin en büyük yanlışıdır.

Peki kürt terör örgütü ile nasıl mücadele etmeliyiz? Bu konu üzerinde biraz duralım.

Öncelikle eğitim konusuna değinelim. Eğitim, her zaman karşılıklı yapılabilen bir eylemdir. Eğitimin temeli öğretmeye dayalı olduğu kadar, öğrenme isteğine de bağlıdır. Yani yıllardır yapılan “cahil ve mazlum” edebiyatı ile kimse kimseyi kandırmasın. “Pkk kürtleri kandırmış, kürtleri eğitirsek sorunu da çözmüş oluruz.” gibisinden bir mantık saçmalıktan ibarettir. Karşınızdaki kitle eğitimi kabul etmiyorsa, mevcut halinden memnunsa veya eğitime müsait bir yapıya sahip değilse, sizin vermeye çalıştığınız eğitim her zaman sınıfta kalır. Yolladığınız öğretmeni şehit eden, yaptığınız okulu terör örgütü yuvasına çeviren bir kitleye yapacağınız eğitim vergi ve zaman ziyanıdır. İlk madde olarak devlet, terörün barındığı ve beslendiği yerlerden eğitim personelini çekmelidir. Sonra ne olacağı bizim değil, eğitimi kabul etmeyenlerin sorunudur. Mazotu hangi sınırdan, hangi ülkeden kaçırıyorlarsa, eğitimi de o ülkeden talep etsinler.

Şimdi altyapı konusuna değinelim. Normal bir vatandaş düşünelim. Aldığı asgari ücretin neredeyse %20’sini elektrik ve su faturalarına yatıran. Aldığı her üründe, harcadığı her parada devlete zaten vergi verdiği halde, bir de temel ihtiyaçlarını karşılamak için, devlete ayrıca fatura ödeyen bir vatandaş düşünelim. Üstelik bu vatandaşın sığıntı değil, toprağın öz evladı olduğunu düşünelim. Şimdi madalyonun diğer tarafına bakalım. Hayatında devlete 1 kere vergi vermemiş, 1 kere bile fatura ödememiş, elektrik ve su sayacının ne olduğundan habersiz bir canlı düşünelim. Ağırdaki hayvanlarını bizim verdiğimiz vergilerle ısıtan, ektiği esrarı bizim verdiğimiz vergilerle sulayan bir canlı düşünelim. Kapısına devlet memuru yollayalım ona saldırsın, yaşadığı yere altyapı kuralım onu patlatsın, hatta sokak ortasındaki elektrik  direğinden bile yola üçlü priz çeksin. Sen vergiyle faturayla boğuş, o senin paranın sefasını sürsün. Bu kitleye vereceğiniz elektrik ve su, altyapı kurmak için harcadığını para ve zaman ziyandır. İkinci olarak devlet, terörün barındığı ve beslendiği bölgelerden altyapısını çekmelidir. Bu bölgelere elektrik ve su verilmemelidir. Sonra ne olacağı bizim değil, onların sorunudur. Silahı hangi ülkeden temin ediyorlarsa, elektriği ve suyu da o ülkeden alsınlar.

İlk yazının son maddesi olarak sağlık konusuna değinelim. Normal bir vatandaş düşünelim. 70 yaşına gelmiş, hastanede sabah 9 akşam 5 sıra bekliyor. Elindeki bir ilacı yazdırmak için, sürekli bu sıraya katlanması gerekiyor. Allah korusun, bir ameliyat olması gerekse, haftalar hatta aylar sonraya gün alıyor. Veya sigortasız bir vatandaş düşünelim. Hastane kapısından geçmeye bile korkuyor, başım ağrıyor diye girse geriye dönük borç çıkarılıyor. Gazinin ayağındaki proteze haciz geliyor. Madalyonun diğer tarafına geçelim. Devletin yolladığı sağlık personelini düşünelim. Hamile bir canlı geliyor, doğum gerçekleşiyor, çocuk erkek doğmadı diye bu canlının yakınları sağlık personelimizi darp ediyor, katlediyor. Bir canlı kendi döşediği mayına basıyor, kolu bacağı kopuyor, hastaneye getiriliyor, kurtulamıyor. Sanki o mayını hastanedeki doktor ve personeli döşemiş gibi, ölümün suçlusu da onlar sayılıyor. İlaçlar dağa terör örgütüne kaçırılıyor, devlet yenisini yolluyor. Bizim verdiğimiz vergilerle, bizim düşmanlarımız iyileştiriliyor. Dün askerimizden kuşun yiyen teröristin yarası, bizim verdiğimiz vergilerden alınan sargı bezi ile sarılıyor. Daha acısı, yaralanan asker ve polislerimiz, bu hastanelerde barınan kürt terör örgütü yandaşları tarafından yanlış tedavi ile kasten sakat bırakılıyor, öldürülüyor. Üçüncü olarak devlet, terörün barındığı ve beslendiği bu bölgelerden sağlık hizmetini ve sağlık personelini çekmelidir. Sonra ne olacağı bizim değil, onların sorunudur. Uyuşturucuyu hangi Avrupa ülkesine satıyorlarsa, sağlık hizmetini de o ülkeden alsınlar.

Bu 3 madde yazımın ilk kısmını olarak kalsın. Devamı gelecektir…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone