Macaristan’da Turancılık Büyüyor- Vona Gábor

?

Kocaeli Temsilciliğimizden Özden Gizem Tuncer, Macaristan’ın  JOBBIK Partisi Genel Başkanı Vona Gábor ile Ötüken okurları için, merak edilen bir çok konu hakkında bir sohbet gerçekleştirdi. İşte o konuşmadan önemli notlar…

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

 

20 Ağustos 1978’de doğdum; ki 20 Ağustos ulusal Macar bayramıdır. Annem ve babam işçiydi; erkek kardeşim ve ben ailemizin üniversite eğitimi almış ilk nesliydik. Üniversitede tarih ve psikoloji bölümleri okudum. Çocukluğumdan beri hep ortalama bir hayat yaşamamam gerektiğini düşünürdüm. Bu yüzden de kendimi bir şeylere adamalıydım.

Aslında uzun zaman politikacı olabileceğimi düşünmemiştim; bir vaiz olmaktansa bir yazar olmayı tercih ederdim. Her nasılsa kendimi üniversite bünyesindeki bir gençlik organizasyonuyken bir anda oldukça hızlı büyüyen JOBBIK’in içinde buldum. 1999’da kurulan JOBBIK, 2003’te siyasi partiye dönüştü ve ben 2006’da başkan oldum. İlk beklentilerin aksine 2010 yılındaki seçimlerde oyların %17’sini alarak meclise girdik.

Şimdilerde politikada dışında hiçbir şeye vaktim yok. Politikadan arta kalan zamanımı da eşimle, çocuklarımla ve kitaplarımla dolduruyorum. Kitap okumak hayatımın olmazsa olmaz bir parçası. Yaşamı ve ölümü sorgulamaktansa kitap okumanın benim için daha önemli bir aktivite olduğunu düşünüyorum.

 

JOBBIK’i kurmaya nasıl karar verdiniz?

 

Üniversitedeyken JOBBIK’i siyasi bir partiye çevirmeye karar verdik çünkü var olan partiler bize hiçbir şey vermiyordu. Sığ, sahtekâr ve hamdılar. Dinamik, taze ve umut vaat eden bir şey istedik. Görünürde böyle bir şey yoktu, biz de yapalım dedik. 2003’te sorunlar gayet netti; ağır ulusal borç, nüfus sorunu, çingene meselesi, zayıf iç ekonomi, liberal kültür ve medya, güçsüz dış politika ve Macar milletinin kökeni hakkındaki yalanlar. Küresel ekonomik kriz de bu zorlukları daha da arttırıyordu.

 

Partinizin doktrinini tanımlar mısınız?

 

JOBBIK güncel politika terminolojisiyle kolayca sınıflandırılamaz. İdeolojik prensiplerince JOBBIK, Muhafazakâr-Hristiyan bir parti ama Hristiyanlık bizim için öncelikli bir din anlamına gelmiyor. Yalnızca diğer tüm dillerde karakterize edilmiş evrensel değerleri yükselten bir ideoloji. Biz, toplumun fakirleştirilmiş ve zayıf insan gruplarının standartlarını da yükseltmek adına, onları yönetecek seçkin bir kesime ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. Diğer bir deyişle biz hem seçkinci hem de sosyal konularda hassasız. Diğer taraftan liberalizmin ve globalizmin her türüne karşıyız. Yöntemlerimizde radikaliz ama bu bir romandaki gibi cesur ve samimi bir şekilde olaylarla başa çıkmanın dışında saldırgan olduğumuz anlamına gelmez. Her zaman doğru olmayabiliriz ama asla rol yapmayız. Diğer partiler tarafsızlık tavırlarına ve politik yalanların dünyasına iyi adapte olduklarından bundan kesinlikle hoşlanmasalar da biz; samimi ve açık tartışmaların doğruluğuna inanıyoruz.

 

Avrupa merkezli diğer tüm Macar partilerinin aksine biz Avrasya merkezliyiz. Bir diğer deyişle, Macar ulusunun doğu kökeniyle gurur duyuyoruz. Büyük çoğunluk tarafından Turancı bir parti addedilmemizin sebebi bu. Bu bizim kendimizi adadığımız şey.

 

Aşırı sağcı partilerden sert tepkiler aldığınız gözlemleniyor. Bunun sebebini neye bağlıyorsunuz?

 

Çingene azınlığına tolerans göstermediğimiz ve daha radikal ölçülere ihtiyaç duyulduğunu düşündüğümüz için, ayrıca Macaristan’ı kolonize eden, ucuz işçiliğimizi sömüren, pazarlarımızı ve hammaddelerimizi kendi çöplüğüne çeviren Avrupa Birliği’ni reddettiğimiz için. JOBBIK’e zaten çoğunlukla aşırı sağcı bir parti gözüyle bakıldığını hissediyoruz. Bizim gibi Avrupa Birliği’ni eleştiren radikal milliyetçi partiler genellikle Müslüman ve Türk karşıtı. İşte tam da burada onlarla fikir ayrılığına düşüyoruz çünkü biz Türkiye’yi bir müttefik, Türk insanını da kardeşlerimiz olarak görüyoruz.

 

Bu tepkilerle nasıl başa çıkıyorsunuz?

 

Onlarla uğraşmıyorum bile; çünkü Batı Avrupa ilişkileri benim için o kadarda önemli

değil. Ben, Macaristan’ın komşu ülkeler arasındaki 3 süper güç olan; Almanya, Rusya ve Türkiye ile ilişkilerinin iyi olmasının gerektiğine inanıyorum. Eğer bunu başarırsak diğer her şey ikinci planda kalır. Batılı partilerin temsilcileri ne zaman bize saldırsa sadece gülümsüyor ve diyorum ki: ”Onların saldırılarıyla yürüdüğümüz yolun ne kadar doğru olduğunu bize gösterdiğin için sana şükürler olsun Tanrım!”

 

Halkın size olan desteğinden memnun musunuz?

 

Halkın desteği konusuna gelince; JOBBIK Macaristan’ın 2. ya da 3. güçlü partisi ama zaten 35 yaş altı halkın en popüler partisiyiz. Bu, geleceğin bize ait olduğu ve durdurulamayacağımız anlamına geliyor. Bu muhteşem bir şey. 2010 genel seçimlerinde kazandığımız sonucu bu seçimlerde çok daha ileri götürebileceğimize inanıyorum.

 

Halkınızın Turan hakkındaki görüşü nedir?

 

Günümüz liberal demokrasisi ve bundan önceki 60-70 yıllık komünizm akımı karşısında, maalesef “Turan” kelimesini telaffuz eden herkes aşırı milliyetçi ya da faşist olarak yaftalandı. Tanrı’ya şükür ki; son yıllar bu duruma büyük bir değişim getirdi. Her geçen gün daha fazla genç Macar, ulusunun köklerine dönüyor, birbiri ardına geleneklerimizi korumaya yönelik kulüpler kuruluyor ve iki yılda bir Turanî halkların en büyük festivali olan Kurultay organizasyonu yapılıyor. Benim hayalim Budapeşte’nin orta yerine Attila’nin büyük bir heykelini yaptırmak çünkü dünyanın geri kalanı bize “Hungary” diyor ama biz Hun kökenimize sahip çıkmıyoruz ve başkentimizde Attila’nın bir heykeli bile yok. Bu, utanç verici bir durum.

Aynı zamanda Türkler de uzun zamandır kötü bir üne sahipti ama bu günümüzde çok değişti. Türklerin kardeşlerimiz olduğunu ve onları sevmemiz gerektiğini ilk söylediğimde çoğu insan bunu yadırgadı ama şimdilerde bu fikir daha çok kabul görüyor. JOBBIK’in bu değişimde büyük rol oynamasından gurur duyuyorum. Eğer seçimleri kazanırsak, daha önce de söylediğim gibi; başbakan olarak ilk ziyaretimi Türkiye’ye yapacağım.

 

Turan hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

 

Bana göre Turancılık dış politikamızın yapıtaşıdır ve Macaristan, Türkî halklarla yakın müttefik olmalıdır. Dinlerimiz farklı olabilir ama Tanrı’mız bir, tıpkı kanımız gibi… Eğer bir Fransız’la oturup sohbet etsem bu sadece yüzeysel bir sohbet olurdu fakat bir Türk ile sohbet ettiğimde daha derin ve geniş kapsamlı konuları tartışırdık. Ortak bir şeylere sahip olduğumuzu o anda anlayabilmek için, birimizin gözlerine bakmamız yeterli.

Biz, geçmişte çok fazla savaşmış olsa da birbirine karşılıklı saygı duyan ve gelecekte iş birliği yapmak zorunda olan iki kardeş milletiz. Bence günümüz mücadelelerine Turancılık ideolojisi de dâhil olmalıdır. Bu konuyla ilgili kapsamlı tartışmaların başlatılması gerektiğine inanıyorum.

 

Sizce Turan fikrinin gerçekleşmesinin önündeki engeller nelerdir? Bu engelleri nasıl aşabiliriz?

 

            Turancılığın gelişmesi birçok dış mihrak tarafından engellenmiştir. Turancılık öncelikle Turanî ülkelerde daha güçlü büyümelidir. Örneğin; Macaristan’da Turancılık giderek daha da güçlü büyüyor ama henüz halkın öncelikli desteğine nail olamadı. Daha sonra Turanî halklar arasındaki problemler, rekabet ve kırgınlıklar tartışılmalı ve çözülmeli. Son olarak da; çeşitli uluslararası müttefikliklerin karışık bağlarının Turanî halkların işbirliğini de içerdiğini dünyaya kabul ettirmeliyiz. Kurultay gibi kültürel programların bu konuda büyük rolü olduğuna inanıyorum çünkü politikanın yıkamadığı duvarları bu şekilde yıkabiliriz.

 

Sizce Avrupa Turan ve Türk Birliği kavramlarından neden bu kadar çok korkuyor?

 

Avrupa şu anda batan bir gemi çünkü kendi öz değerleri ile uyuşmazlık gösteriyor. Liberalizmle zehirlendi ve bu zehirlenmeden de kurtulabilecek gibi görünmüyor. Bence Avrupa bu hastalık ve acıyla dibe vuracak ve Avrupa Birliği de ya büyük bir değişimle devletlerin ekonomik çıkarları açısından bölünerek ortak çıkarlara hizmet etmeyen bir birlik haline gelecek ya da birkaç yıl içinde dağılacak.

Türkiye’yi Avrupa birliğine almak istememelerinin sebebi de Türkiye’nin güçlü bir devlet olması. Biz, Macaristan olarak kabul edildik çünkü biz güçsüzdük; zayıf bir ekonomimiz ve yerel işletmelere sahip olmayan savunmasız bir pazarımız vardı; kolonize edilmemiz kolaydı. Aynısını Türkiye’ye yapamazlardı, çünkü geri tepeceğini biliyorlardı. İşte Türklerden korkmalarının ve Birlik’e almamalarının tek sebebi bu; Türkler sömürgeleştirilemez.

Dürüst olmak gerekirse bundan dolayı çok mutluyum. Avrupa Birliği Türkiye’ye zarar verecekti; ülkeyi bize yaptıkları gibi sömürmeye çalışacaklardı. Bana göre Türkiye’nin görevi; öncelikle Müslüman dünyasının istikrarını sağlayıp, sonra Turancı bir iş birliği kurmaktır, Avrupa Birliği’ne katılmak değil.

Kısacası, JOBBIK tarafından yönetildiği sürece, Türkiye Macaristan’a güvenebilir.

 

 

Vona Gábor

JOBBIK Partisi Genel Başkanı

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone

Bir Yorum

  1. Ömer Kılıç 15 Haziran 2016 @ 02:28

    Hajra Turan! Hajra Jobbik!