Manastır’daki Çeşme

Manastır’ın ortasında nasıl bir çeşme varsa, suyundan içen öyle bir ihya olmuş ki o gençlerden her biri Enver, Talat, Yakup, Cemal, Şükrü, Kazım, Atatürk olmuşlar…

Vaktiyle her birinin yolu kesişti o çeşmeyle. Bugün o çeşmeden su içenlerden birinin vefat yıl dönümü.

Vatan için, millet için çırpınmış nice sayısız kahramandan biridir, hatta en önemlilerinden biridir Kazım Karabekir Paşa. Tüm gençliği vatan kaygısıyla geçmiş, yaşamını ve istikbalini hiçe sayarak milletin bekası için çok önemli kararlar vermiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla daha Osmanlı savaşa girmemişken Paris’teki görevini apar topar bırakıp yurda dönmüş, Çanakkale’nin savunulmasıyla ilgili hayati önerilerde bulunmuş, çok bilinmemesine rağmen Çanakkale’de savaşmış, başarısından dolayı “Üç Yıl Savaş Zammı” almış, Almanya’dan iki kez “Alman Demir Haç Nişanı” almış, 1916’da Kut’ül Amara Cephesi’ne gönderilmiş, oradaki hizmetlerinden dolayı yine savaş zammı ve pek çok madalya toplamış, Kafkas Cephesi’ne 2. Kolordu Komutanı olarak atanarak Van’ı korumuş, yine sayısız nişan ve ödül aldıktan sonra Erzurum’a 15. Kolordu Komutanı olarak atanmıştır.

O, memleketi savunmaya 32 yaşında başlamıştı… Sular durulup, Erzurum’a Kolordu Komutanı olarak atandığında 37 yaşında idi.

Mondros imzalanmış, ordular terhis edilmeye başlanmıştı. Kazım Paşa’nın Kolordusu’nun dağıtılması ise Ermeni çapulcularının Doğu’daki halka zulüm etmesini engellemek için ağırdan alınıyordu.

Bu vaziyette Kazım Paşa İstanbul’dan Erzurum’a geçmeden önce daha yeni ameliyat olmuş ve dinlenmekte olan Mustafa Kemal Paşa’yı Şişli’deki ikametgahında ziyaret etmiş ve O’na Anadolu’da milli bir hükümet kurulmasını, bu hükümete kendisinin liderlik etmesini, milli kurtuluşa Doğu’dan başlanması gerektiğini izah etmişti.

Doğu’daki tüm ordular emrindeyken O, böyle bir fedakarlığı ise sadece Mustafa Kemal gibi bir paşanın Saray’ın vereceği makam-mevkiilere riayet ederek İstanbul’da kalmasından korktuğu için yaptığını söyledi.

Bu konuyu kendi “İstiklal Harbimiz” adlı kitabında şu sözleriyle ifade etmiştir:

“Ben Şark’ta milli hükümet esasını kurarken M.Kemal Paşa’nın İstanbul’da bir padişah hükümetinde herhangi bir vazife alarak en kıymetli arkadaşları da etrafında toplaması ihtimali beni pek düşündürmüştü. İşte en mühim olarak buna mani olmak içindir ki şahsımdan fedakarlık yaparak fikrimin husulü (gerçekleşmesi) için kendisini Şark’a davetle milli hareketin başına geçmesini teklif ettim.”

Bu arada İsmet Bey’de (İnönü) Kazım Paşa’ya sürekli Vahdettin adına nazırlık (bakanlık) teklif ediyordu. Paşa ise İsmet Bey’i bu faydasız ısrarları neticesinde bir güzel azarlamıştı.

Mustafa Kemal ile görüştükten sonra Karabekir Paşa Erzurum’a geçmiş ve derhal milli bir hükümet kurma girişimlerine başlamıştı. Bir kaç hafta sonra ise Mustafa Kemal Paşa’dan o çok sevineceği telgrafı almış ve milli hükümetin kurulmasıyla ilgili işleri hızlandırmıştı.

İstanbul’dan aldığı 3. Ordu Müfettişliği göreviyle ve İngiliz Yüzbaşı Bennet’in izniyle Samsun’a giden Mustafa Kemal Paşa’nın asıl niyetinin farkına varan veya bunun istihbaratını alan İngilizler derhal hükümetten Mustafa Kemal’in geri çağrılmasını istemiş ve bunun üzerine hükümet Paşa’ya görevi terkedip bir an önce İstanbul’a dönmesini emretmiştir.

Paşa ise görevi bırakmak yerine o çok sevdiği üniformasını çıkararak çocukluk hayali olan askerlik mesleğini bırakmıştır. Bugün gelecek kaygısından, kıçı boklu memuriyetlerinden olma korkusundan etliye sütlüye bulaşmayan torunlarına rağmen Ata’mız, vatan-millet uğruna GENERALLİKTEN istifa etmiştir.

Üzerinde üniformasından başka giyecek elbisesi dahi olmayan Mustafa Kemal’in tutuklanıp İstanbul’a gönderilme emrini alan Kazım Karabekir Paşa derhal Samsun’a yola çıktı. Mustafa Kemal’in yaveri Kazım Paşa’nın geldiğini söyleyince Mustafa Kemal onun vereceği tepkiyi merak ederek Paşa’yı ayakta karşıladı.

Kısa bir bakışmadan sonra Kazım Karabekir Paşa esas duruşa geçerek bugünkü mevcudiyetimizin temellerini atan şu tarihi sözleri söyledi:

“Kumandamda bulunan zabitan ve efradın hürmet ve tanzimlerini arza geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi bundan böyle de muhterem kumandanımsınız. Kolordu komutanına mahsus araba ile maiyetinize bir takım süvari getirdim. Kolordum ve ben emrinizdeyiz Paşam!

Türk tarihinin büyük komutanlarından Kazım Paşa ve Atatürk birlikte yaktıkları bu bağımsızlık meşalesiyle iki buçuk sene sonra yurdu Fransızlar’dan, üç buçuk sene sonra Yunanlılardan ve dört buçuk sene sonra tüm işgal kuvvetlerinden temizlediler.

Sıfırı tüketmiş, ayağına giyecek çarığı olmayan, doğru düzgün teçhizatı dahi olmayan toplama, yorgun bir milletten kurdukları orduyla adeta dünyanın en ileri teknolojiye sahip, en donanımlı ve dinç ordularına meydan okudular.

Sonraları bir takım anlaşmazlıklardan, İzmir Suikasti Davası’ndan ve Atatürk’ün “her ihtimale karşı” devletin ikiliğe sürüklenmesinden çekinmesinden dolayı araları bozuldu. Buna rağmen birbirleriyle ilgili kırıcı sözler söylemekten her daim kaçındılar. Aslında onlar birbirlerini çok iyi anlıyorlardı.

Bizde onları çok iyi anlıyoruz. İkisini de rahmet ve minnetle anıyoruz.

Bugün Kazım Karabekir’in vefatının 69. yılı. Aziz ruhu şad olsun. Onun kurtarıcılarından biri olduğu bu vatana, temellerini attığı bu devlete, uğrunda ömrünü heba ettiği bu millete layık olabilmek için çok çalışmalıyız.

Atatürk’ün de dediği gibi “Vatanını en çok seven işini en iyi yapandır.”

İşiniz her ne ise en güzel siz yapın, en iyi siz olun ki ruhları şad olsun.

Onlar bizim için “kanlarını” dökmekten çekinmediler, biz ise çocuklarımız için “terimizi” dökmekten çekinmeyelim…

Yoksa bunun hesabını veremeyiz.

***

Bozdoğan Türküsü’nü dinleyin. Ben her dinleyişimde Selanik’ten ayrılışımızı, muhacirlerimizi, yiten vatanımızı, Balkan Dağları’nda verilen mücadeleleri, vatanperver komutanlarımızı, Enver Paşa’yı, Atatürk’ü ve pek çoğunu hatırlar hüzünlenirim…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone