Maskaralık Piyesi

YusufhanGuzelsoy

Türkiye’de dönen sinir bozucu olayları, yolbaşçımız Hüseyin Nihal Atsız’ın şu dörtlüğü çok güzel bir biçimde tanımlamaktadır:

“Beşeriyet denilen fertlerde,

Var mıdır olmayan ahmak ve alık?

Bu cihan sanki salaş bir sahne,

Ve piyes maskaralık, maskaralık…”

Gerçekten Türkiye’de bir maskaralık piyesi oynanmaktadır. Piyesin başrol oyuncuları, Türklüğe alerjisi olan ve kültürsüzlüğü kültür, cehaleti de bilgelik diye dayatan soytarılardır. “Türkçülük” davasını duyunca cin çarpmışa dönen, dışarıdan aldığı teşvikle içeride ihanet oyunu oynayan soytarılar, kirli sahnenin başlarına yıkılacağını gayet iyi bilmektedir.

Bunca hengamenin içerisinde tam huzur bulacaksınız, Ayşe Hür çıkıp oyunu oynuyor. Atsız’ın güzel bir şiirini açıp okuyacaksınız, Koray Çalışkan çıkıp oyununu oynuyor. Maskaralık piyesinde sahnenin Romeo ve Juliet’i Rasim Ozan ve Nagehan çifti kötü oyunculuklarını sergiliyor. Bir ara bu kötü oyunu birileri durduracak gibi oluyor, sonra bakanın biri çıkıp “Diğer cemaatler müsterih olsun!” diyor, piyes yine oynanmaya devam ediyor.

Ayşe Hür sahneye nasıl bir Türk düşmanlığıyla motive olarak çıktıysa, rolünü hiç aksatmadan oynamaya devam ediyor. Türk milletinin yıllardır düşmanlarını yenmekle övündüğü için ezik olduğunu söylüyor da bir tek hükümet yetkilisi bundan gocunup cevap vermiyor. Memlekette demokrasi var nasıl olsa… Fakat o hükümet yetkililerinden birine bir laf söylediniz mi, kesinlikle linç edilirsiniz. O zaman demokrasi devreden çıkmış oluyor.

Biri de çıkıp şu kadına demiyor ki “Düşmanını yendiği için övünen adam ezikse, yenildiğini gizleyen ya da kendini yenmiş gibi gösteren nedir?”

Yunanistan başta olmak üzere Türk’ten tokat yemiş pek çok memlekette tarih yanlış anlatılır. Türkler ya yok sayılır ya da zaferleri görmezden gelinir. Bazen de kazandığı bir savaşı kaybetmiş gibi anlatılır. Ayşe Hür, kendini bu milletin bir parçası hissetmediği için, daha doğrusu zaten bu milletin bir parçası olmadığı için, her olaya yabancıların gözünden bakmaya devam ediyor. Tıpkı bir Yunanlı gibi milli mücadeleyi yalanlamak için her şeyi yapıyor.

Tipten kaybediyor… Akıldan kaybediyor… Karakterden kaybediyor… Onun da ekmek kapısı düşmanların tezini Türkiye’de gündeme getirip savunarak konuşulmak… Bol kazançlar!

Koray Çalışkan’a ne demeli?

O da terörün eşi benzeri bulunmaz savunucusu olan akademisyenlerdendir. PKK, Suruç’u bahane ederek uzun zamandır yabancı ajanlar tarafından K-9 köpekleri gibi eğitildiği şehir savaşına girince o da sahneye çıktı. En gülünç rol onunki idi. Aynı zamanda en hazin olan rol… Dedi ki: “Sen askeri baraj yaparsan PKK da saldırır.” Cahil akademisyen rolü… Ne hazin!

Askeri baraj nedir bir kere? Dahası, yıllardır “Yatırım yok diye PKK var!” diye ortalığı velveleye veren soytarılar, yüz binlerce kişiye iş istihdamı sağlanacak olmasından, barajlardan niye rahatsız oldu?

Şamil Tayyar, bu sahnenin en tecrübelilerindendir. Cemaatin devlet olduğu zamanlar sürüyle kitap yazmış, yazdıklarıyla cemaat savcılarının yürüttüğü operasyonları desteklemişti. Hükümet, cemaat için “Kandırıldık!” derken o da 17 Aralık’ın hemen ardından çelişkili bir ifade kullanarak “Cemaati bitirme kararı 2005 yılında Emniyet binasında alındı!” demişti. Attığı twitlerle, yaptığı açıklamalarla milleti cemaat lehine aldatmaya çalışan bu şahsın cemaat operasyonlarını desteklemek için yazdığı kitaplar şunlardır: “Operasyon Ergenekon”, “Gölge İktidar”, Kıt’a Dur!”, “Pusu”, “Beşinci Darbe”, “5N 1 Kamyon”…

Güzel bir isim bulan kitap yazıyor. İçi boş insanların içi boş kitapları da moda deyimle “bestseller” oluyor.

Bu oyunun içinde bir de dram var… Romantikler oynuyor.

“Dünyaya Türk olarak gelmeyebilirdik, Türk olmayanlar gocunmasın, Türk’üm demeyelim!” en meşhur replikleridir. Kemal Sunal’ın “Ağlama, beni de ağlatacaksın.” repliği geliyor akıllara…

Dünyaya insan olarak gelmeyebilirdik, insanız demeyelim, hayvanlar gocunmasın mı diyeceğiz şimdi biz?

Romantizmde, hümanizmde mantık yoktur. Sadece içi boş, sinir bozucu edebiyat vardır. Fuzuli’nin kemiklerini sızlatır.

Daha neler var neler bu oyunda…

En son Che tartışması yapıldı. Meclis Başkanı, Che’ye laf edince, CHP’li vekil meclise liseli öğrencileri Che’yi savunmak üzere getirdi. Basın ve medya haberi “Che’ye hakarete sert tepki!” başlığıyla verdi. Türk milletine en ufak bir katkısı olmayan bu şahsı savunanlar, normal şartlarda silah karşıtı söylemleri altına saklanan tiplerdir. Söz konusu Türkler olunca vicdani retçi olup Türk olmayanlar olunca Rambo kesilir bu tipler… Mesele Türk düşmanlığıdır, Türk düşmanlığı olan her yerde bunlar vardır.

Che için arkadaşları “Domuz gibi kokar.” diyor. PKK sevicilerinin Che sevdasını daha iyi anlamışsınızdır.

Maskaralık piyesini kim yazıyor, bu oyuncuları bu salaş sahneye kim çıkarıyor peki?

Dünyaya ölümler ekerek ürün biçen ve o ürünle servetine servet katan aç gözlü sürüler…

Siz sinirlerinize hakim olun. Türk kalmaya devam ettikçe onların sahnedeki motivasyonu bozulacak ve bir gün sahneyle beraber çöküp tarihe karışacaklar.

Hiç şüpheniz olmasın!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone