Materyalist Müslümanlar!

Maddecilik ve İslamiyet birbirine en uzak iki tabir. Daha doğrusu din ve maddecilik birbirlerinin zıddı konumunda. Eskinin İslamcıları sırf bu yüzden Komünizm karşıtı gibi davranıp taraftar toplamaya çalışıyorlardı. Fakat bizim yeni Müslümanlar bu iki kavramı da bir araya getirmeyi başardılar. Hem maddeci hem mânâcı olmayı becerdiklerini düşünüyorlar.

Allah’a ve diğer gerekenlere iman ettiklerini söyleyip, peygamber terliği için ön sipariş başvurusu topluyorlar. Ellerinde Sakal-ı Şerif’le o kanal senin bu kanal benim dolaşıp duruyorlar. ‘Şeyh’lerin yollarını öpüyor, abdest sularını içiyor, tıraş olduktan sonra arta kalanları toplayıp boyunlarına asıyorlar.

Kaza ve kadere iman ediyorlar fakat kaza yaptıktan sonra ilk düşündükleri şey arabayı kaç liraya eski haline getirebilecekleri oluyor. ‘Allah Korusun’ yazdırdıkları camın takılı olduğu arabanın fiyatı ile kalitelerini eş tutuyorlar. Kollarındaki sahte saatler sırf onların kolunda olduğu için kat be kat fazla değerli oluyor sanıyor ve bundan haz duyuyorlar.

‘Ne yani insanlar kaza yapınca aptal gibi beklesinler mi?’

Elbette ki hayır. Ama yaşantılarına göre tepkiler versinler. Hem bir top sakalla gezip hem de kaza sonrası fiyat konuşmak abes oluyor. Her mecrada ‘Çok Müslüman’ pozu kestikten sonra malıyla övünmek tam görgüsüzlük, tam maddecilik olmuyor mu?

AKP dönemi zenginleri olarak tanımladığımız, aslında ortalama insanlar oldukları halde, son 10 yılda malına mal, adına ad katan zümre bunlara en iyi örnek. İkinci el takım elbise giyip, eski model arabasıyla ihale kovalayan bunlar son 10 yılda tam bir sınıf atlama hamlesi yaptılar.

Mal, mülk, araba, kabarık banka hesabı, pahalı hobi ne isterseniz bunlarda mevcut oldu. Bunların çocukları da büyüdü, spor araba, pahalı aksesuar düşkünü oldular, parayla okudukları özel okullarda aldıkları yarım yamalak eğitimleriyle bir şey oldum sandılar.

Varlık düşmanı falan değilim. Helaliyle kazanıp yiyene bir lafım yok.

Benim meselem iki yüzlülükle.

Hem ‘Çok Müslüman’ olacaksın hem de hesabını veremeyeceğin hareketler yapacaksın. Burada bir sıkıntı var.

Lüks arabanla tekkeye gidip tasavvuf öğrenilmez. Başına gelen kazadan hemen sonra maddi zarar düşünülmez. İman meselesi olan konularda illa maddi delil aranmaz. Peygamber terliği, sakalı, kabir toprağı gibi şeyler kutsal sanılıp onlarca fakiri doyuracak para bunlara verilmez.

Eğer veriliyorsa burada bir kafa karışıklığı veya iki yüzlülük var. Bu dönem de muteber olanı ikincisi. Çünkü dindar gibi olmayana ihale yok, toplumda itibar yok, mahkemede adalet, hastahanede sağlık, devlette memuriyet yok. Bunun bir de sosyal medya ayağı var ki orada da linç, iftira, küfür, hakaret var.

Materyalist Müslümanlar memleket dışındaki olaylarda hassas olurken memleket içindeki olaylar karşısında azılı taraf oluyorlar. Halep’de bomba patlıyor, ‘Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan’ oluyor ve memleketin ayaklanması gerektiğini söylüyorlar. Siz çıkıp; ‘Aşağı mahalleden Ahmet amcanın oğlu Mehmet’i yandaş değil diye atamamışlar’ dediğiniz zaman gariban Mehmet bir anda yüzlerce terör örgütünün üyesi oluveriyor.

‘Suriye’de neden savaş çıktı’ diye soruyorsun, ‘Adalet yoktu’ diyorlar. ‘E memlekette adalet var mı?’ diye soruyorsun, sen de Mehmet ile aynı safta yerini alıveriyorsun.

‘E hani Ömer’in adaleti’ diyordunuz? ‘Adalet mülkün temelidir’ diyen sahabeyi özlüyordunuz? Bunlar maddecilik ve iki yüzlülük olmuyor mu?

Geldiğimiz nokta budur. Müslüman’ı maddeci, Türk’ü umursamaz, savcısı korkak, askeri şaşkın, polisi bir garip, doktoru çaresiz bir memleket olup çıktık.

Uzay, bilim, proje gibi şeylerden bahsettiğimiz zaman bize garip tepkiler veren arkadaşlarımızı da anlamaya başladım. Siz de haklısınız ama ‘Düştüğü yerden kalkana yiğit’ deniyor. Oturup bekleyenleri tarih yazmıyor, dünya yaşatmıyor.

Çalışmaya devam edelim.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone