Menderes-Özal-Erdoğan

KemalOnalir

Son dönemin ajitasyon edebiyatı bu üçü üzerinden çevriliyor. Birbirinin devamı oldukları kabul ediliyorlar.

Peki, kim bu adamlar? Ne yaptılar?

Adnan Menderes; Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan ile beraber sundukları ve CHP’nin yeniden yapılanmasını savunan ‘Dörtlü Takrir’ ile Türk Siyasi hayatında ön plana çıktı. 1945 yılında, II. Dünya Savaşı devam ederken yaşanan bu hadiseden sonra diğer üç kişiyle beraber partiden uzaklaştırıldı. Demokrat Partiyi kurdular. Irkçılık-Turancılık Davasının sanıklarının yaşadıkları işkenceleri seçim malzemesi yaptılar. Atsız’a milletvekilliği teklif ettiler.

Fuat Köprülü, Atatürk döneminde ‘Ezanın Türkçe olmasında sakınca’ yoktur diye rapor veren heyetin başkanıdır. Bu rapora göre ezanın Türkçe okunması ‘Genelgeyle’ duyurulmuştur. Bakınız kanun değil genelgeyle. Yani uygulanmaması durumunda cezai yaptırım söz konusu değildir. Aynı Köprülü 1950 Haziran’ında ezanın tekrar Arapça olması için kanun teklifi verdi. Yapılan oylama ‘oy birliği’ ile kabul edildi. Yani hem DP hem CHP hemde bağımsız adaylar ezanı tekrar Arapça yaptılar.

Bu 3 siyasetçiyi bir arada değerlendiren ve taparcasına sevenler Menderes ile alakalı sadece bunu bilirler. Fakat aynı Menderes Türkiye’yi NATO’ya sokan adamdır. Marshall Planı kapsamında Türk Sanayisini çökerten, Amerikan traktörlerini memlekete dolduran yine odur. Amik gölünü kurutup, Amik Ovası yapan, Hatay’ın çevre dengesini sarsan yine onun politikasıdır. Rumları milletvekili yapıp meclise sokanda Adnan Menderes’tir. Geldiği gibi bütün Ordu Teşkilatını baştan düzenlemiş, CHP ile ilişkili yani kendinden olmayan tüm subayları tasfiye etmiştir. Basın üzerinde kurduğu baskı Sultan Hamit dönemini aratmıştır. Aynı tasfiye hareketleri üniversitelerde de yaşanmıştır.

Özetle Menderes, dindar falan değildir. Meyhane âlemlerini pek sevdiği dönemin hatıratlarında yazılıdır. Camii, mescit yahut türbede çekilmiş bir tek fotoğrafı yoktur. Gazi sağ iken öve öve bitiremediği Halk Evlerini kendi eliyle kapatacak kadar köçektir. Velhasıl kelâm, siyasetçidir.

Turgut Özal, 1980 darbesini yapan cuntanın Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısıdır. Memleketin evlatları hapislerde inlerken, siyasiler kaçacak delik ararken, Özal, rahat rahat at koşturmuştur. Darbeden sonra Kenan Evren’le olan muhabbeti sayesinde parti kurma izni kopartmış, Anavatan Partisini kurmuştur.

Seçim çalışmalarına başlamadan önce ABD’ye gitmiş gelmiş. Neden gittiğini, kimlerle görüştüğünü, ne yaptığını kimse bilmiyor. Memleketi gezerken doğu illerinde ‘Damarlarımdan Kürt kanı akıyor’ diye oy dilenmiştir. Başbakan olunca batı illerine ‘aile planlama uzamanı’ sıfatıyla atadığı hainleri meşhurdur. Bunlar Türk nüfus artışının önünü keserken, Körfez Savaşından kaçan bugünün Suriyelileri gibi memlekete akın eden milyonlarca Kürt’ü doğuda iskân eden, vatandaşlık veren Özal’dır. PKK belası Özal’ın mirasıdır.

Ermeni meselesi için ‘Kabul edip kurtulsak’ ne olur diyen Özal’dır. Kürtçe yayın yapacak radyo-televizyon fikri yine Özal’a aittir. Özelleştirme adı altında memleketin değerlerinin peşkeş çekilmesi fikri yine Özal’ındır. Kürt açılımı fikri yine bu cin fikirli elemana aittir.

Ramazan aynından önce içtiği son ‘cin tonik’ gazetelere haber olmuştur. ‘Anayasayı bir kez delmekle bir şey olmaz’, ‘Benim memurum işini bilir’ gibi devlet adamını geçtim, sıradan bir Türk vatandaşına bile yakışmayacak sözler yine Özal’a aittir. Velhasıl kelâm siyasetçidir.

Atatürk’ten sonra görevi sırasında ölen tek cumhurbaşkanıdır. Oğlu Ahmet Özal katil beğenmemektedir.

Gelelim Erdoğan’a diyeceğimde neresine gelelim kardeşim. Yazmaya başlasam bırakın köşe yazısını, ansiklopedi olur.

Birkaç örnek verip geçelim.

‘Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alıp’ sıkıştığı zaman ‘Asil Türk milletinin evlatları’ diye milleti meydanlara çağıran odur. Dağlıca’da 33 şehit vermemizin üzerinden saat bile geçmeden ‘400 vekil verilseydi böyle olmazdı’ diyen yine odur. Devletin bütün imkânları elinin altındayken ‘ilkokul mezunu bir meczup’ tarafından kandırılan yine Erdoğan’dan başkası değildir.

Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde ‘Ne notası, müzik notası mı?’ diye saçmalayan, diline doladığı 36 etnik unsuru eline mikrofon geçirdikçe sayıklayan Erdoğan’dır. Cumhurbaşkanlığına aday olana kadar bir kez bile Türk’üm demeyen, ‘Türk’üm’ derken sesi içine kaçan, seçim meydanında ‘Kürtçe Kur’an tercümesi’ sallayan yine Erdoğan’dır.

Bunlar bir an düşünmekle akla gelenler. Kısa bir arşiv taramasıyla, dediğim gibi, ansiklopedi bile vücuda getirilebilir.

Sözün özü şu; siyasal İslamcıların dillerinden düşürmediği bu üç şahıs, Türk tarihinde ihanetleri ile kayıtlıdır. Ne Menderes sandığınız kadar Müslüman, ne Özal ‘dâhiyane’ planları yüzünden öldürülmüş bir lider, ne de Erdoğan bunların mirasçısı. Bunların hepsi siyasetçi kardeşim.

Ne diyordu AKP’li Burhanettin Kuzu; ‘Partimiz kapanacaktı, yargı bunların (FETÖ’cülerin) elindeydi, bizde bunları kullandık.’ İşte mesele bu. Menderes, iktidar kalabilmek için ezanı, Özal soğuk savaşı, Erdoğan’da sizi kullanıyor.

Siyasette muhabbet, samimiyet, ülkü yoktur. Türk milletininde sandıkla kazandığı herhangi bir şey yoktur. Türk ne istiyorsa kudretini kullanıp sökerek almak zorundadır. Bu dünya bunun üzerine kurulmuştur.

İşte o kadar!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone