Mesele!

Son zamanlarda yakalandığımız yeni bir hastalığımız var. Meselelere, olaylara, gündem maddelerine doğru bakamıyoruz. ‘Yeter ki muhalefet olsun’ veya ‘Bundan nasıl mizah üretilir’ mantığıyla meselelere yaklaşıyoruz. Konunun içeriği, sebebi, sonuçları gibi maddeler önemsiz kalıyor. Kısacası meseleleri mesele yapmıyoruz.

**

TRT özgün projelerin yarıştırıldığı bir program hazırlıyor. Bu programda Alzheimer hastaları için geliştirilmiş çip ile Organik Hoşaf kıyaslanıyor. Organik Hoşaf ile yarışmaya katılan arkadaş gündem oluyor. Konunun başlığını okuduğumuz an içeriğine hiç bakmadan yazılıp çizilmeye başlandı. Dalga geçenler, hakaret edenler, destek verenler kısaca her cenahtan bir şeyler söylendi.

Bu hafta içinde konuyla alakalı birçok detay ortaya çıktı. Yarışmacı hanım hoşafın mucidi olarak değil, hoşafın Coca Cola, Pepsi gibi pazarlanabilmesi ile alakalı bir proje geliştirmiş. Bana göre ortada dalga geçilecek bir durum yok. Kola ve türevlerinin sağlığa zararları defalarca ispatlandı. Ayrıca madem her konuda milli olandan tarafız, hoşaf da millidir. Birileri çip yaparken birileri de bu konularla ilgilenmeli. Ortada gülünç bir durum yok.

Konunun bir diğer tarafı hoşaf projesiyle kıyaslanan Alzheimer Hastaları için üretilen çipin hiç konuşulmamış olması. Diyelim ki ilk başta sanıldığı gibi çip projesi hoşaf projesinin gerisinde kalmış olsun. Bizim gündemimiz hoşaf değil de Alzheimer Çipi olsaydı kazanan kim olurdu? Biz dikkatimizi gereken yöne çevirmedikten sonra Alzheimer Çipi dünyaya pazarlansa bile değişen bir şey olmazdı.

**

7 Ağustos sabahı haber sitelerinde ilginç bir başlık vardı. Yüzlerce polis ve 1 polis helikopteri Veliefendi Hipodromuna operasyon düzenledi, konuyla ilgili saatlerce bilgi verilmedi. Olay o kadar gizemli hale geldi ki herkes konuya kilitlendi.

Bu enteresan olayla ilgili sosyal medya tepkileri genellikle mizah temelli oldu. Vaktiyle Tayyip Erdoğan’ı sırtından atan Cihan isimli atın soyuna yönelik bir operasyon olabileceği şeklinde espriler bile türetildi.

Konuyu ciddiye alanlar ise meselenin uyuşturucu ve kanun kaçakları ile alakalı olduğunu dile getirdiler. Önemsediğimden değil, sadece merak ettiğimden konuyu takip ettim. Yüzlerce polisin katıldığı operasyonda 3 ‘şüpheli’ dışında hiçbir şey bulunamadı.

Veliefendi Hipodromu İstanbul’un en site dikmelik arazisi. En eski yapılardan. 3 günlük yarışların geliri 24,2 milyon TL. İmara açılsa bunun misliyle rant dönebilecek bir konumda. Fakat biz bunlarla değil, atların FETÖ’cü olup olmadığıyla alakalı konuştuk.

Meseleyi, mesele yapmadık.

**

Kıbrıs meselesi ortalama 2-3 haftada bir gündem oluyor. Slogan hep aynı; ‘Kıbrıs Girit olmasın’. Bu temenni güzel fakat bu meselede de kaçırdığımız bir nokta var.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kendi başına bir devlettir. Türkiye bu devletin hamisi, yani koruyucusudur. Yıllardır vardır, onlarca kişi Kıbrıs meselesiyle alakalı çözüm üretmeye çalışmış, hiçbiri başarılı olamamıştır.

KKTC 1983 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu kararı tanıyan üç ülke vardır; Türkiye, Pakistan ve Bangladeş. Türkiye dışındakiler baskılara dayanamamış kararlarından caymışlardır. Mevcut durumda KKTC’yi devlet yerine koyan tek ülke Türkiye’dir. İşte konunun can alıcı kısmı da budur.

30 yıldır Türkiye ve aynı zamanda KKTC yönetimleri KKTC’nin devlet olduğunu kabul ettirememiştir. Türkiye’de bu konuyla alakalı tertip edilmiş bir tek açık oturum programı dahi bulamazsınız. Kıbrıs ile alakalı tüm konuşmaların içinde aynı cümle geçer; ‘Kıbrıs’ın stratejik önemi’.

KKTC’yi yönetenler Sevr ile Lozan arasında Milli Mücadele’yi sevk ve idare edenler gibidir. Ruh olarak değil, kimlik olarak durum böyledir. Ankara hükümeti de Lozan’a davet edilmeden önce anarşist milliyetçiler olarak görülmekte, kurdukları yönetim tanınmamaktaydı. Verilen emekler boşa gitmedi ve devlet olarak tanındılar. Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Bu meseleyi de mesele yapmıyoruz. Kıbrıs sorunun çözümü KKTC’nin devlet olarak tanınmasından geçer. Türkiye’den bu konuyla ilgilenen varsa önceliği bu olmalıdır. Bunun dışında söylenecek her söz hezeyandan ibarettir.

**

Yakın gündemle alakalı 3 örnekle konuyu izaha çalıştım. Herhangi bir mevzu üzerinde yaptığımız yorumlar sahip olduğumuz derinliği gösterir. Meseleler karşısında takındığımız tavır, ciddiyetimizi ortaya koyar.

Özetle; meseleleri mesele haline getirerek karşımızdakileri uyandırmak gerekir. Sözün özü budur.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone