Mevlana Üniversitesi (+18)

YusufDuzgoren

Başlıkta belirttiğimiz üzere anlatacağımız hikaye +18 ifadeler içerir. Ona göre yazıyı okumaya devam ediniz.

Yüksek hayal gücü ve şairlik dehası olan bir adam düşünün. Tarih boyunca bu adam kadar düşüncelerini şiirle ifade etmekte başarılı olmuş bir başka şair veya fikir adamı göstermek zordur. Adam, yazdığı en meşhur eserinde, hikaye ve masallarla, güçlü anlatımı ile muhalifleriyle yirmi yıl boyunca mücadele etmiş ve sonunda başarıya ulaşmıştır. Onun bu başarısının arkasında dış güçlerin büyük desteği olduğu açıktır.

Adam başarısının farkındadır. Şiirsel anlatımının kuvveti adeta başını döndürmüş olacak ki eserinin Tanrı tarafından kendisine vahiy edildiğine inanmıştır. Altı cilt halinde yazdığı eserinin ilk kitabının ön sözünde şu ifadeleri kullanmıştır:

Bu kitap Allah’a kavuşma ve onun hakkında kesin bilgiye ulaşma sırlarını açan dinin aslının aslının aslıdır. O yüce Allah’a dair bilgi veren ve Allah’ın yolunu aydınlatan ve onun varlığının en açık belgesidir. Onun (kitabın) nuru içinde kandil bulunan bir oyuktan yayılan ışığa benzer. Sabah aydınlıklarından daha aydınlatıcıdır. Bu kitap, yeşillikleri ve pınarları bulunan cennetlerin cennetidir. O cennette öyle bir kat var ki, oraya yönelenler ona selsebil derler, ermişler ve keramet sahipleri ise oraya en hayırlı ve en üstün makam derler. Mutluluğa ermişler orada yer ve içerler, hürler orada diledikleri gibi yaşarlar. Bu kitap Mısır’daki Nil nehri gibidir. Sabredenlere şarap, Firavun ailesine ve inançsızlara sıkıntı kaynağıdır. Cenab-ı Allah’ın Kuran’ı Kerim hakkında buyurduğu gibi bu kitap ile niceleri sapıklığa sapar, niceleri hidayete erer. Çünkü o kalplere şifa, üzüntülere cila, Kuran’ı açıklayan, rızkı bollaştıran, ahlakı güzelleştirendir. Melekler, ona sadece temiz olanların dokunmasını sağlarlar. Allemlerin Rabbi’nden indirilmiştir. Çünkü Allah tarafından korunmaya alınmıştır. Allah en iyi koruyucudur. 

Adam bu sözlerle kitabını adeta Kuran-ı Kerim ile eş tutmuş hatta birazdan değineceğimiz ifadeleriyle Kuran’dan üstün olduğunu iddia etmiştir. Yukarıda kendi sözlerinden alıntıladığımız ifadelerin koyu renkli cümleleri ise Nur Suresi‘nin 35’inci, Vakıa Suresi‘nin 80’inci ve Fussilet Suresi‘nin 42’inci ayetlerinde Kuran hakkında Tanrı’nın söylediği sözlerin aynısıdır.

Adam kitabındaki bu beyanlarla açıkça kitabının Tanrı tarafından kendisine vahiy edildiğini söylemiştir. Üstelik kitabındaki bir beyitinde de ayan beyan “Bu ne bir kahin sözü, ne bir rüyadır. Allah doğruyu biliyor ki, o Allah’tan vahiydir.” demiştir. 

Kendisi Hululiyye inancından olup, bizim topraklarımızda yaşadığı halde ve sünni-şii tüm kesimlerce sevildiği halde kendisi bambaşka bir mezheptendir.

Dönemin meşhur din adamlarından Molla Abdu’r Rahman Cami kendisi için “peygamber değil, ama kitabı var” demiştir.

Arif Çelebi’nin emriyle Ahmed Eflak tarafından  yazılan Menakıb’ül Arifin adlı eserde şöyle bir hadise geçmektedir: (Bu eser kitabının ve düşüncelerinin Tanrı tarafından vahiy edildiğine inanan yazarımızın düşüncesini ve eserini yaymak, ona hizmet etmek amacıyla yazılmıştır. Yani muhalif bir kitap değildir)

Bir gün oğlu buyurdu ki: “Dostlardan biri babama şikayette bulundu ve alimler kitabına neden Kuran diyorlar diye benimle bahse girişti; ben de Kuran’ın tefsiridir deyince babam bir lahza susup sonra ‘A sersem, niçin olmasın? A eşek, niçin olmasın? A orospunun kardeşi, niçin olmasın? diye adama çıkıştı.

Dini bir şahsiyet ve önemli bir alim olarak kabul edilen bu adam eserinin beşinci cildinde ise Ahi Evren’in (yani Nasreddin Hoca’nın) karısı, Ahi Evren öldükten sonra, Hacı Bektaş’a sığındı diye Hacı Bektaş-ı Veli’yi “bacısı kahpe” diyerek aşağılamıştır.

Ahlaki yönden çökmüş bu adamın söz konusu eserinde pek çok ahlaksız hikayeler vardır. Ancak, terbiyem bunları burada nakletmeye müsait olmadığı için içlerinden en masum gördüğümü örnek olarak nakletmeyi uygun gördüm:

Zengin bir adam vardı. Bu adamın da zühre yanaklı, ay yüzlü, gümüş bedenli bir kızı vardı. Kız, kendini bildi, babası onu kocaya verdi. Fakat kocası kızın dengi değildi. Kavun, karpuz olgunlaştığında yemezsen telef olur gider. Babası da kızın baştan çıkmasından korktu da onun için onu, dengi olmayan birisine verdi.
Kızına dedi ki: “Kendini kocandan koru, sakın gebe kalma. Ne yapayım? Bu yoksula seni vermek zorunda kaldım. Bu adamı garip say, garipte vefa olmaz. Ansızın her şeyi bırakır, kaçıp gider. Çocuğu, başına dert olur kalır.”

Kız dedi ki: “Babacığım, dediğini tutarım, öğüdün pek doğru, kabulüm.”
Babası, her iki üç günde bir kere kızına “aman ha sakın” diye öğüt veriyordu. Derken kız, birdenbire gebe kalıverdi; ikisi de gençti. Kız, bunu babasından gizledi. Çocuk, karnında beş, yahut altı aylık oldu. Artık iyiden iyiye belli oldu.

Babası dedi ki: “Bu ne? Ben sana ondan kendini koru demedim mi? Öğütlerim, yelmiydi ki hiç sana tesir etmedi?” Kız, “baba” dedi, “nasıl tahammül edeyim? Erkekle kadın, şüphe yok ki ateşle pamuk. Pamuk, ateşten nasıl çekinebilir? Yahut da ateş nasıl olur da pamuğu yakmaz, çekinir?”

Babası dedi ki: “A kızım, ben sana onun yanına gitme demedim. Yalnız menisinden kendini koru dedim. Tam zevk anında onun beli gelirken kendini çekmeliydin.”

Kız: “Peki, beli ne vakit gelecek, ben ne bileyim? Bu, pek gizli bir şey, anlaşılmaz ki” dedi.

Babası: “Gözleri süzüldü mü anla ki beli geliyor” deyince,
Kız: “Onun gözü süzülünceye kadar benim bu iki gözüm de kör oluyor a baba! Her bayağı akıl, hırs ve öfke zamanı, yerinde durmaz ki!” dedi.

Bu hikayeyle birlikte kadınlarla ilgili kitabının beşinci cildinde bir hikaye anlattıktan sonra şöyle bir söz söyler:”Görünüşte dişinin saldırması da kuvvetlidir ama onun ziyanı, o eşek gibi, eşekliğindendir. Kadında hayvan sıfatı üstündür. Çünkü kadının renge, kokuya meyli vardır.

Malumunuz olduğu üzere adamımız Mevlana Celaleddin Rumi‘dir. Ona yardım eden dış güçler Selçuklu Devleti’ni 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra himayesine almış Moğollar’dır. Eserinin adı Mesnevi‘dir. Kendisiyle ilgili verdiğimiz bilgilerin ana kaynağı Mesnevi ve Prof. Dr. Mikail Bayram’ın “Sosyal ve Siyasal Boyutlarıyla Ahi Evren- Mevlana Mücadelesi” adlı kaynaklara dayanarak hazırlanan akademik kitabıdır.

Daha yukarıdaki baba-kız hikayesi gibi burada anlatmaya terbiyemizin izin vermeyeceği pek çok hikaye vardır Mesnevi’de. Bu hikayelerden bazıları (merak edenler için) şunlardır:

EŞCİNSELLİK
(2. Cilt Beyitler 3155-3160)

OĞLANCI HİKÂYESİ
(5. Cilt Beyitler 2495-2515)

BİR KADININ KOCASININ ÖNÜNDE AŞIĞIYLA OYNAŞMAK İSTEMESİ

(4. Cilt Beyitler 3545-3550)

CUHA’NIN KADIN KILIĞINA GİRMESİ HİKAYESİ
(5. Cilt Beyitler 3325-3330)

KABAK HİKAYESİ
(5.Cilt Beyitler 1335-1420)

CARİYENİN YOLDA KÖLEYLE EVDE SULTANLA MACERALARI
(5. Cilt Beyitler 3831-4025)

KADININ EŞEĞE İMRENMESİ HİKAYESİ
(5. Cilt Beyitler 3390-3395)

Böylesine sapık düşünceler besleyen bir din adamı, hikayelerindeki ahlaksızlığı savunacak bir yazı yazmamış, bunlara bir gerekçe göstermemiş olmasına rağmen, onun müridleri sürekli bu ahlaksızlığı ya örtbas etmeye çalışmışlar ya da bu hikayelere batıni (gizli) anlamlar yükleyerek bunlardan ders çıkarılması gerektiğini vurgulamışlardır.

***

Mevlana Üniversitesi

Mevlana Üniversitesi, FETÖ yapılanmasıyla ilişkisinden dolayı 3 Ağustos’ta kapatıldı. Bunun üzerine üniversitenin twitter adresinden bir kaç tweet atıldı. Bu tweetlerde 14 Ağustos tehditlerinin yanı sıra şöyle bir ifade geçiyordu: “Bir karıncayı bile incitmeyen günümüzün Mevlanası muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Hazretlerinin davası ilelebet baki kalacaktır.”

Bu tweetle çete liderlerinin Mevlana karakterinde biri olduğunu kabul etmişlerdir. FETÖ soruşturması kapsamında gözaltına alınan cemaatçilerin ifadelerinden, bizim ezelden beridir bildiğimiz ve her fırsatta dile getirdiğimiz oluşumlarından anlıyoruz ki bu Feto’yu Mevlana’ya benzetenler sonuna kadar haklıdırlar.

Feto’nun çıkarları iktidarın çıkarlarıyla çatışması Tanrı’nın bir lütfudur. Keşke zamanında birilerinin çıkarları da Mevlana’nın çıkarlarıyla çatışsaydı…

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone

3 Comments

  1. İbrahim 12 Ağustos 2016 @ 01:14

    Eğer biz bu konuyu birine anlatmaya çalışıyorsak ve o da mesnevinin değiştirilebiceğini savunuyorsa kesin gerçeğe nasıl ulaşırız ?

    • Yusuf Düzgören 12 Ağustos 2016 @ 01:21

      Mesnevi’nin ve Divan-ı Kebir’in (her ikiside Mevlana’nın eseridir) orjinal nüshaları, yazmaları bugün Mevlana müzesinde mevcuttur ve halka açıktır. Bu yüzden Mesnevi’yi değiştirmek imkansız ancak sadeleştirmek adı altında bu müstehcen ifadeler ve hikayeler çıkartılabilir ki bugün piyasada pek çok Mesnevi’de bu anlatılanlar yer almaz. O yüzden orjinal haliyle basılmış nüshalarını elde etmek gerekir.

  2. Nur Sultan 12 Ağustos 2016 @ 13:17

    ne kadar şaşırdım anlatamam.