Mezhepçilik Yapmalıyız. Ama Nasıl?

KemalOnalir

Başlığı okumanız ile çatılan kaşlarınızı gevşetip dinleyin.

Türk milletinin çoğunluğunun dâhil olduğu din İslamiyet’tir. İslam içinde dikkate alınacak bir nüfusa sahip 3 mezhep vardır. Bunlar; Sünnilik, Şiilik ve Vehhabilik’tir. Türkler çoğunlukla Sünni’dir. Azerbaycan (hem Güney hem Kuzey) Türkleri ve bir kısım Irak Türkmenleri Şii’dir.

Şimdi bu üç mezhebin kuvvetini kullanarak coğrafyamızda söz sahibi olmaya çalışanlar kimlerdir ona bakalım.

İran 1980 yılında gerçekleştirdiği Hümeyni devriminin ardından Şii mezhebini devlet mezhebi kabul etti. Irak’ın Şii nüfusuna o tarihten öncede müdahaleleri vardır. 1980 tarihi itibariyle dahada artmıştır. Konunun bize bakan yönü Irak Türkmenleri ve Azerbaycan Türkmenleri ile alakalı olan kısmıdır. Irak Türkmen Cephesi içindeki bazı kimseler mezhep bağından dolayı İran’a meyil ederken bir kısmı Türkiye yanlısıdır. Düşman etraflarında ateş, onlar ortasında ocak iken bu mezhep meselesi ikilik çıkarmaktadır. İran nüfusunun 22 milyonluk kısmını oluşturan Güney Azerbaycan Türkleri mezhep bağından dolayı kendi ellerini bağlamaktadırlar.

Vehhabi mezhebinin temsilcisi Suudi Arabistan’dır. Bunlar Emevi kafasıyla iş gören, kendilerini efendi, bizleride mevali yani köle sanan insanlardır. Türkiye son 10 yıldır bunların büyük tesiri altındadır. Kur’an ve Ezanlarımız öz makamlarımızda değil, Vehhabi usulüyle okunmaya başlanmıştır. Arapça kutsaliyetçileri bu zihniyetin adamlarıdır. Çocuklarına daha önce hiç duyulmadık, garip isimler koyan insanlar yine bu tesir altındadır. Bunlarda kendi mezhepleri ile İslam âleminde söz sahibi olmaya çalışmaktadırlar. Söz sahibi hafif oldu. İslam âlemini yönetmeye çalışan ve bunun hakları olduğunu iddia eden insanlardır.

Gelelim Sünni mezhebine. Bu mezhebin ‘potansiyel’ temsilcisi biziz. Potansiyel diyorum çünkü şu sıralarda böyle bir konumda değiliz. Mezhebinde temsilcisi yoktur.

Peki neden mezhepçilik yapmalıyız? Türkçüler olarak bizler mezhepçiliğe karşıyız. Burada şu ayrımı yapmak gerekir. Türkçüler, Türkler arasında mezhep ayrımı yapmazlar. Anlatmaya çalıştığım mesele bundan ayrı bir konudur. Öncelikle bunu bir kenara koyalım.

İslam dünyasının 300 milyondan fazlası Türklerden oluşur. Toplam nüfusu ise 1 milyara yakındır. Adına ‘vatan’ dediğimiz coğrafyamızın -Balkanlar istisna- tamamı Müslümanlar ile meskûndur.

Bu bilgileride bir kenara koyalım.

Şimdi, böyle bir dünyada hiçbir mezhepten yana olmamak, İslam âlemini, dolayısıyla vatanı, Farslar yahut Araplara terk etmektir. Neredeyse tamamını temsil ettiğimiz, kendi öz inancımız olan Sünniliğin yok edilmesine hizmet etmektir. Türk milletini, Kırgız, Kazak, Özbek, Oğuz boylarını birbirine bağlayan bir dalı kesmek demektir.

Şunu kabul edeceğiz. Müslüman ve Sünni’yiz. Hem inançlarımız gereği hemde politik olarak bu konuya eğilmek zorundayız. 1 milyarlık İslam dünyası üzerinde, Şii ve Vehhabilerin emelleri gün gibi ortadayken Sünni mezhebine temsilci olarak bizde söz sahibi olabiliriz.

Üstelik genel durum bu işe müsaittir. Mısır, bu hususta en önemli rakibimizdir fakat iç karışıklıklar ile meşguldür.

Bu mesele Türkler arasında bir mesele değil genel siyasetin bir konusudur. Türk devleti, Türkler arasında elbetteki mezhep farkı gözetmeyecektir. Aynı zamanda bunun bir politika meselesi olduğunuda kamuoyuna iyi aktarmak gerekir.

Orta Doğu’da dikkate alınmanın, lider olmanın yolu bu tarz politikalar üretmekten geçer.

Herkes pastadan pay alırken oturup izlemek ahmaklıktır. Ahmaklığın âlemi yoktur!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone