Mide Bulantısı

Sorgulama olayını bilinçli bir şekilde ilk kez lise yıllarımda Kuran-ı Kerim’e karşı yapmaya başladım. Tüm emir ve yasaklarını, ele aldığı konuları, inanana, inanmayana, şeytana, peygamberlere karşı tüm yaklaşımlarını tek tek ele aldım kendimce. Hiç bir tefsiri, yorumu, din adamlarının görüşlerini okumadım. Mantığım şuydu: “Bu kitap kızını diri diri toprağa gömecek kadar cahil insanları ve onların hüküm sürdüğü cahiliye devrini adam etmek için indi. Onlar anlayıp adam oldularsa, Hz. Ömer, Osman, Ali oldularsa elbet bende kendi başıma okuyup, anlayıp adam olabilirim veya mantıksız bulursam kafir olabilirim.” dedim.

Binbir şüpheyle ve sorgulamayla ele aldığım kitabı aylar sonra mutlu bir şekilde kapattım. Kuran’ı anlayarak, irdeleyerek, sorgulayarak okuduktan yıllar sonra onun öğretmeye çalıştığı değerlerin kişiliğimin bir parçası olmaya başladığını farkettim. Benim anladığım kadarıyla hırsızlık, yalan, iyilik, yardımseverlik gibi temel kavramların dışında asıl üstünde durulan tema sorgulamak, akıl etmek, ibret almak, düşünmek

Okumayanlar veya Arapça bilmedikleri için kitabın konusunu anlamayanlar vardır. Kısaca bahsetmek gerekirse kitapta 25 peygamberin hayatından kıssalar anlatılıyor, Tanrı bunlardan ders almamızı öğütlüyor. Bir şey söylüyor ve hemen ardından “Düşünmez misiniz, akletmez misiniz? diye bizi düşünmeye, aklımızı kullanmaya yönlendiriyor. Okuyucuyu düşünmeye iten ayetlerin toplamı namazla, oruçla, zekatla alakalı ayetlerin toplamından fazla. Ama İslamın şartları diye uydurulan maddelerin hiç birinde kişiyi düşünmeye, sorgulamaya sevkeden bir madde yok. Bu maddeleri uyduranlar herhalde Müslüman’ın düşünmemesini arzu etmiş olacak ki hiçbir yerde Tanrı’nın en çok üstünde durduğu emirlerinden doğru düzgün bahsedilmemekte.

Hz. İbrahim İslam düşüncesine göre Hz. Muhammet’ten sonra derecesi en yüksek peygamberdir. Bunun sebebi ise Cebrail diğer peygamberlere olduğu gibi durduk yere İbrahim’e gelmemiştir. İbrahim Tanrı’yı bizzat kendisi çabalayarak, sorgulayarak bulmuştur. “Şüphesiz bunda iyi düşünenler için ibretler vardır.”

Tanrı’nın isteği budur, o bizim kamil değil “kâmil” olmamızı istedi. Bunun yolunu da kutsal kitabında üzerine basa basa bize gösterdi. Bunu kızını diri diri toprağa gömen zihniyetler anlayıp sahabe oldular da günümüzün kamilleri O’nun kitabını anlamadıkları bir dille okumayı mağrifet sandılar, Arapça okunmasını sevap addedip inatla Arapça okumaya devam ederek Tanrı’nın sözlerine iğrenç çıkarları uğruna kulaklarını tıkadılar.

Bu yüzdendir ki İslamiyet’in bu kadar yoğun üzerinde durduğu “düşünmek” eylemini, İslamiyet’i güya bu kadar yoğun yaşayan toplumumuz anlayamamaktadır. Bu çarpıklığın cezasını ise Tanrı, Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammet’e şöyle iletmiştir: “Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.”

Son zamanlarda bu pislik üzerimize o kadar fazla yağmakta ki artık bu durum gitgide mide bulandırıcı bir hal almakta. Anlayışsızlığın, sözde İslamiyet adına yapılan inanç ve insanlık dışı faaliyetlerin, İslamiyet adı altında Türklüğe her türlü saldırının mübah kabul edilmesi, insanların düşünmeden, sorgusuz sualsiz her şeyi kabul etmeleri, bunların neticesinde yaşadığımız olaylar, yaşayacak olduğumuz daha nice belalar, Türk insanın üzerinden bir türlü atamadığı öğrenememe hastalığı ve bundan daha da kötüsü her şeyi bildiğini sanması, evlilik programlarına, Rasim Ozan gibilere prim yaptırması…

Kuran’ı Arapça okuyarak harf başına 3-5 sevabın hesabını yapanlar ise Kuran ayetlerini bilmeden, anlamadan Müslüman oldukları için hiç biri de “Yahu arkadaş biz galiba gerçekten aklımızı kullanamıyoruz ki Allah üzerimize pislik yağdırıp duruyor.” demiyor.

İki sebepten dolayı konuya dinden girdim. 1. Birileri gibi din tüccarlığı yapmadığımız için bizi ateist, şamanist falan sanıyorlar. Dini değil de ırkı ön planda tutan bir teşkilat olduğumuz için aramızda bir kaç kişi de olsa farklı inançlara mensup kardeşlerimiz vardır muhakkak. Bunun böyle olması gizli ayinlerle Bozkurt’a taptığımızı falan göstermez.

2. ise günün 20 saati Fethullah köpeğini dinleyip ondan din öğrenenlerin sonra da ona sövenlerin takip edildiği bir toplumda yaygın olan İslam inancının ne denli anlaşılamadığından, Müslümanlık adı altında insanların Müslümanlıktan ne derece uzaklaştırıldığından bahsetme gereği duydum.

Gerçi anlayana sivri sinek saz anlamayana sazı soksan az ama…


İnsanda bir doyum noktası vardır ya… İşte o doyum noktasının zirvesinde olmak gerçekten mide bulandırıcı. Lanet Anadolu coğrafyasına geldiğimizden beri bin yıldır burnumuz boktan çıkmadı. En baştan bu yana Atsız’ın tahminine göre 50 milyon civarında şehit verdik. Nice badireler, ihanetler, savaşlar, ölümler, yıkımlar atlattık ve hala bitmedi, bitmeyecek de.

Elin Kanadalısı, Danimarkalısı, İsviçrelisi doğru düzgün bir hayat kavgası vermemiş, şehitleri yok, bombalar patlamıyor, devlet milleti soymaya çalışmıyor, insanlar mutlu,… Bu durum insanı rahatsız ediyor. Biz bu insanların ödediği bedelin (eğer ödedilerse) bir milyar mislini ödedik ve ödemeye devam ediyoruz ama onların onda biri kadar mutlu değiliz.

Her gün gencecik kardeşlerimiz şehit oluyor, şehirlerimizde bombalar patlıyor, devletin zirvesi insanların gözünün içine baka baka yalan söylüyor ve hırsızlık yapıyor. İnsanlarsa “Benden çaldığı helal olsun.” diyebiliyor. Yukarıda saydığım mutlu insanların beğenmediği arabalara biz servet ödeyip binebiliyoruz. Milletimizin büyük bir bölümü hayatında tatile gidememiş durumda. Cennet vatanın tadını vatandaşımız değil de elin Rus’u çıkarsın diye bir yerlerimizi yırtıyoruz. Çocuklarımızı kendi insanımıza tecavüze uğrarlar korkusuyla emanet edemez olduk. Hamile kadınlar dayak yeriz diye dışarı içleri rahat bir şekilde çıkamaz oldular. Cemaatler, FETÖ’cüler, Menzilciler, liboş yazarlar, yalaka gazeteciler, dönek “analistler”, dün sövdüğüyle bugün kol kola rejim değiştiren siyasiler, hükümete karşı Apo itini bile savunabilecek kadar kafayı yemiş muhalefetler,…

Etrafımız çok ciddi bir şekilde karanlıkla, yobazlıkla, ahlaksızlıkla, hırsızlarla, pedofililerle, din tüccarlarıyla, kötü niyetli insanlarla sarılı. Bunlara prim veren, bu pozisyonlara getiren halk ise yüce Tanrı’nın en büyük emrini görmezden geldiği için gözleri kapalı bir şekilde mutlu mesut uçuruma doğru düşünme gereği duymadan, sorgulamadan toynakları üzerinde dört nala koşuyor.

Hiç birisinin aklına “Neden Fidan’ı hala o görevde tutuyorsun? Millete hizmet etmek senin görevin, neden bununla övünüyorsun? Yaptırdığın köprülerin parasını misliyle bizden aldığına göre o köprüleri sen değil biz yaptırdık, bizim paramızla normal değerinin misli misli fazlasına aldığın bir şeyi neden bize lütfetmişsin gibi yedirmeye çalışıyorsun? Muhtarlarla Lozan’ı konuşacağına düz ovada IŞİD’i vuramama sebebini açıkla da bizde duyalım. Hülagü Han 800 yıl öncesinin teknolojisiyle Alamut’u patlatmıştı, terörle mücadele ediyorsan, kökünü kazıyacağız diyorsan neden son teknoloji silahlarınla Kandil’i havaya uçuramıyorsun? Bataklığı kurutmadan sivri sineklerin biteceğini mi düşünüyorsun?…” sorularını sormak gelmiyor. Bunları soran olursa da hemen CIA ajanı, FETÖ’cü, CeHaPe zihniyeti…

Sizi bilmem ama benim iyice midem bulandı. Bir haftadır niye yazmadığımı soranlar oluyor. Midem kötü o yüzden yazamıyorum, raporluyum.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone