Mizacımız Nasıl Düzelir?

Dün coğrafya ve mizaç ilişkisini işlemiş, değişimlerden bahsetmiştim. Bugün için de bu değişimlerin nasıl tersine çevrileceğini yazacağımı belirtmiştim.

Başlayalım.

Öncelikle sırf eski Türklerin mizacına döneceğiz diye Anadolu’yu çöle çevirecek değiliz. Önceki yazıyı ilk okuyanların aklına en başta böyle bir çözüm gelmiş olduğunu düşündüğüm için baştan söylüyorum. Mesele coğrafi şekiller, iklim, yapı vs. değildir. Bunlar mizacı şekillendiren unsurlardır.

Eskiye geri dönüş için aynı süreci tekrar etmek gerekmez. Bir kişi, bir parça ekmeği yerden alıp yüksek bir yere koymanızı, yerde durmasının doğru olmadığını size bir defa anlatır. İkinci defa yerde ekmek gördüğünüz zaman aynı şeyi söylemesine gerek yoktur. Çünkü yapmanız gereken size öğretilmiştir.

Konuyu daha iyi anlamanız için çok basit ve doğru bir örnek.

Asıl noktaya gelirsek; ‘bu değişen mizacımızın düzelmesi için neler yapmak gerekiyor?’ sorusunu cevaplamamız gerekiyor.

Ulaşmak istediğimiz yapıyı tekrar hatırlarsak, sert, disiplinli, katı kimseler elde etmek istiyoruz. Bunların yanında pratik zekâsı gelişmiş, çalışkan ve en önemlisi uyuşuk olmayan, hareketli insanlar arıyoruz.

Eskiden sahip olduğumuz bu mizaca dönebilmek adına ilk gereken şey kişinin kendini ikna etmesidir. Uyuşukluğun, tembelliğin, gevşekliğin yanlış sıfatlar olduğunu bilmelidir. Kişi hayatını kaliteli hale getirmeyi arzulamalıdır. Tüm bunların yanında çalışmak, üretmek, oluşturmak gibi istekleri olmalıdır.

Toplumun bu konudaki görevleri, desteklemek, taraf olmak, yönlendirmektir. Çalışan ile zengin arasında kalınca çalışanı, üreten ile çalan arasında kalınca üreteni, fikir üretenle saçmalayan arasında birincisini seçmelidir. Kişinin toplum içindeki konumunu parası, malı, unvanı değil, erdemleri belirlemelidir.

Toplum çalışkan bireylere diğerlerine oranla daha çok kaynak sunmalı, işveren daha fazla maaş ödemeli, öğretmenler daha fazla not vermelidir. Bu fazlalıktan kastım taksit taksit verilen komik miktarlar değil, toplu halde verilecek gerçek ödüllerdir. Öğrenci için bu ödül maddi değil manevi olmalıdır.

Son olarak topluma bireyler yetiştiren ve toplumun temelini oluşturan aileler yetiştirdikleri çocuklara doğru örnek olmalı ve doğru örnekler sunmalıdır. Bu yönlendirme kısmının kapsamındadır. Aile en iyi sporcuyu, en dürüst iş adamını, en çalışkan bilim adamını sunmalı, hedefi daima yüksek tutmalıdır.

Bu hususta devletin de görevleri vardır. Onun görevleri, imkân sunmak, öne çıkarmak, tetikleyici olmaktır. Ayrıca basın-yayın devletin denetimindedir. O halde o alanda da denetleyici olmalıdır.

Devlet çalışkan insanların istifade edebileceği alanlar açmalı, maddi destek olmalı, danışmanlık ve denetmenlik görevlerini üstlenmelidir. ‘Al parayı ne yaparsan yap’ mantığı ile istediğimiz insanı yetiştiremeyiz. ‘Al parayı beraber yapalım’ veya ‘Al parayı, yap bakalım ben izliyorum/bekliyorum’ gibi mantıklar yerleşmelidir. Kişi çalıştığı, disiplinli olduğunu, dürüst davrandığı zaman verilen desteğin devam edeceğini bilmelidir.

Devlet çalışan, çabalayan, dürüst, disiplinli ve zeki insanları toplumun gözüne sokacak kadar öne çıkarmalıdır. Evlenme programları yerine bu insanların hayatları anlatılmalıdır. İstenilen ve istenilmeyen insanları anlatan programlar hazırlanmalıdır.

Son olarak devlet, insanları harekete geçiren, etkinlikleri hazırlayan, takip eden, milleti coşturan unsur olmalıdır. Salak saçma konser etkinlikleri yerine milletinde katılabileceği etkinlikler düzenlenmelidir. Bir kişinin tüm gününü kapsayacak gerekirse zoraki olacak etkinlikler planlanmalıdır. Bir memur işten çıkınca en az birkaç kursa gitmeli, ekstra görevler yapmalıdır. Bunu sağlayacak olan da devlettir.

Ayrıca televizyonlarda ne iş yaptığı belli olmayan fakat her zaman lüks içinde yaşayan insanların hayatlarını anlatan diziler, filmler değil, çalışanın kazandığı, disiplinli insanların eftal olduğunu işleyen yayınlar bulundurulmalıdır. Bunu sağlayacak olan da devlettir.

İşte o imrendiğimiz eski Türkler gibi olmanın başlangıcı bu yoldur. Onlar doğa üstü yetenekleri olan insanlar değillerdi. Coğrafyaya bağlı olarak sert, katı, disiplinli, çalışkan mizaçlı insanlardı. Bizim eksiğimiz işte budur. Türkler ne yazık ki o mizaçlarında uzaklaşmış, rahata alışmış, açıkçası gevşemiş bir toplum olmuştur.

Başkan’ın dediği gibi; ‘Gündüz oturmadım, gece uyumadım. Çalıştım’ diyen atanın, ‘Uyanamadım ağabey’ diyen torunları var. Birçok dertte buradan çıkıyor.

Silkinin kendinize gelin. Uyuşuk olmayın, harekete geçin.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone