Moskof’un Elçisi!

İki gün önce Rusya’nın Büyük Elçisi, bir sanat galerisinin açılışında konuşma yaparken 1994 doğumlu bir polis tarafından infaz edildi. İki gündür gündem bu olay. Aynı gün Berlin’de bir Pazar yerine tırla daldırlar. İsrail’in uçağı düştü. ABD’de toplumsal olaylar yaşandı.

Vurulan büyükelçiye 44 dakika sonra müdahale yapılabildi. Fakat kahraman Türk bürokratları daha elçinin cesedi soğumadan olayı çözdü. Elçi yere düşmeden attığı tivitle günün rekortmeni olan İ. Melih Gökçek, olayı FETÖ’ye bağladı. Arkasında sırayla bütün hükümet FETÖ’yü işaret etti. İstiklal Marşı okunup evlere dağıldılar. Bir ritüel daha tamamlandı.

Bu açıklama furyası sürüp giderken savaş senaryoları gündeme gelmeye başladı. Birçoğuna göre Rusya Kars sınırına yığınak yapmaya başlamıştı bile. Atom bombasından korunma yollarını arayanlarla, doğalgaza alternatif yakıtları araştıranlar ikinci sıradan yerini aldı. Hatta Vilayet-i Sitte ve İstanbul’da halk, karakollara gidip silah istediler.

Siyasal İslamcılar derhal ‘Vatanı müdafaa yoktur, Partiyi müdafaa vardır’ diyerek klavyelerine sarıldılar. ‘Sol elle tekbir mi getirilir? Çok günah bir kere’ diye yazıp çizmeye başladılar. Tetikçinin sağ elindeki silah yoktu ki. Ne silahı? Okuduğu Arapça şeylerde de hata vardı. ‘S’leri peltek değildi, ‘Ğayın’ları da gırtlaktan çıkartmıyordu. Kesin Yahudi dölüydü ama İsrail’de müttefikti.

Putin yaptığı açıklama ile yüreğimize su serptikten sonra ikinci dalga başladı. ‘Elçi bize emanetti’, ‘Elçiye zeval olmaz’, ‘Türkler elçiye iyi bakar’ duyarını kasan bir güruh peyda oldu. Bunlar savaş çıkmayacağını anlayınca dondurucuya kaldırdıkları hümanizm duygularına geri dönenlerden başkaları değildi.

Ertesi sabah oldu haberleri izledik yine aynı konu anlatılıyordu. Türkiye; ‘Gelin siz de bakın, valla biz yapmadık’ demek ister gibi Rusya’dan bir ekip gelmesini, ortak çalışmayı sağlamıştı. Bunu duyan ABD ise; ‘Yardım lazımsa biz de gelelim’ demiş, Türkiye ve Rusya buna itibar etmemişti. ‘Biz hallederiz’ deyip işe koyulmuşlardı.

İşe tetikçinin annesini ve kız kardeşini tutuklayarak başladılar. Sonra ev arkadaşlığı yaptığı iki polisi daha aldırlar. Cep telefonunu buldular ama şifresini kıramadılar. Rus ekipten birinin yeğeni format falan atabiliyormuş, o halleder deyip o iş için de Rusya’dan adam getirtiyorlar. O da yapamazsa Bağcılar’da ikinci el telefon işi yapanlara gidecekler herhalde.

Kemal Kılıçdaroğlu ise grup toplantısında çok sinirliydi. ‘O silahı o adama kim verdi’ diye sordu.  O kadar milletvekili ve ‘Direne direne kazanacağız’ diye slogan atanlardan biri ayağa kalkıp ‘Polise silahını devlet veriyor’ demedi. ‘Üstelik mermiler de NATO onaylıydı. Tam Türk işi’ diye ekleme bile yapabilirdi. Ama olmadı. Adamcağızı uyarmadılar. İslamcıların ağzına malzeme yaptılar.

Erdoğan ve Binali Yıldırım, bu yoğun gündemin arasına bir açılış sıkıştırdılar. Avrasya Tünelini açtılar. ‘Fatih karadan gemi yürüttü, biz de yeri delip kanal geçirdik’ diyerek hava attılar. Surları yıkmak için Fatih’in açtırdığı kanallardan haberleri yokmuş. Onu da öğrenmiş olduk. Hulusi Bey ise bu açılışta yoktu. Halk olarak sağlık durumundan endişe ediyoruz.

Sonra El-Nusra eylemi üstlendi fakat bizi inandıramadı. ‘Haydi oradan, FETÖ yaptı o işi’ dediler. Bizim millet yer ama Ruslar yer mi bilemem.

Genel olarak olay böyle cereyan etti. Bu saatten sonra da çok ilginç bir olay yaşanmaz, kapanır gider diye düşünüyorum.

Komedi filmi tadında gelişen bu olaylar arasında Suriye’de savaşan Türk askerleri şehit oldu. Sabah haberlerinde ‘çok fazla önemli değil ama iki laf etmek lazım’ tarzında yayın bölündü ve haber servis edildi. Akşam haberlerinde ise Erdoğan, dedesi Çanakkale’de şehit olan aslen Kırıkkaleli Arnavutluk Cumhurbaşkanı ile basın açıklaması yaptı. Şehit haberi yine kaynadı gitti.

Velhasıl kelam, bizim evlatlarımız Moskof’un elçisinden daha kıymetsiz kaldı. 14 yıllık AKP hükümranlığında nasılsa aynen öyle oldu.

Yani değişen bir şey yok. Her şey yolunda.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone