Muhtar Kardeşleri ve Reis-i Cumhur

Her sabah ayrı bir garipliğe uyanıyoruz. Siyasetçilerimiz sabah söylüyor, öğle yemeğinde karar değiştiriyor, akşam inkâr ediyorlar. Yataktan kalktıkları halet-i ruhiyelerine göre o günümüz şekilleniyor, tartışma konularımız belirleniyor.

Bu tartışma konularımız genellikle Cumhurbaşkanı’nın konuşmaları etrafında şekilleniyor. Açıklamalarını son dönemlerde yapılan değişikliklerle hiçbir vasfı kalmayan muhtarlara yapıyor. Bunların bazıları lise çocukları gibi tuvalette sigara içerken yakalanıyor.

25 yaşındayım, mahalle muhtarının yanına bir kez gitmişliğim yoktur. Mevcut durumda oturduğum mahallenin muhtarını ve bu muhtara işim düşerse nerede bulacağımı bilmiyorum. Bu insanlar aracılığıyla alınan ikametgâh ilmühaberi ve seçmen kâğıdı gibi evraklara hiç ihtiyacım olmadı. Memleketteki mahalle muhtarımız 70’li yaşlarında, gözleri az gören bir amcamızdı. Mahalle bakkalıyla sohbet ettiğim zaman birkaç defa adı geçmiş, iş göremediğini öğrenmiştim. Tanıştığım 1-2 köy muhtarı ise köy sakinlerinin borçlarını silmek vaadiyle seçimi kazanmış insanlardı.

Bunları devlet mekanizmamızın tepesindeki adamın sık sık muhatap olduğu insanları tanımanız için anlattım. Benim durumumda olan birçok kimse olduğunu biliyorum. Yani bizim bile muhatap kabul etmediğimiz insanlar aslında Reis-i Cumhur’un haftalık misafiri oluyorlar.

Neden böyle? diye soracak olursanız cevabı basit; gündem bir şekilde manipüle edilmek zorunda da ondan. Öyle ya, Erdoğan’ın ağzından çıkan her laf ertesi günün gazete manşeti, akşam haberlerinin baş konusu oluyor. E artık Cumhurbaşkanı, açılış olmazsa miting de yapamıyor. Haliyle ibre muhtarlar toplantısına kayıyor.

Son Muhtarlar Toplantısından nur topu gibi bir tartışma konusu daha doğdu. Adını da ‘Milli Seferberlik’ koydular. Aslında bu konuşma yaklaşık yarım saatlik bir nutuktu ve sadece 2 dakikası bu seferberlik meselesine ayrılmıştı. Ama dedik ya, gündeme malzeme lazım. O kadar yalaka ve muhalif gazeteci taş mı yesin?

İşte o yarım saatlik konuşmadan birkaç satır arası. Aşağıdaki cümlelerin tamamı Erdoğan’ın ağzından çıktı.

‘Yaşadığımız dönem en az İstiklal Harbi kadar önemlidir, kritiktir.’

‘Dönemin şartları içinde bu mücadeleyi (Milli Mücadeleyi kast ediyor) başarıyla sonuçlandırmamız, ‘SONRASINDAKİ TÜM EKSİKLERİNE RAĞMEN’ gerçekten çok önemlidir’

‘Hem bölgemiz, hem ülkemiz üzerinde çok sinsi, çok alçak, çok kanlı oyunlar oynanıyor’

‘Bizim milletimizin güzel bir sözü var; ‘Bizim insanımız zor oyunu bozar’ der.’

‘Yeniden bir Sevr dayatmasıyla karşı karşıyayız’

‘Saldırıya uğrayan, bizim şahsımızda somutlaştırdıkları ‘Yeni Türkiye’ mücadelesidir’

Arada Mehmet Akif ve Arif Nihat Asya şiirleri okuyor.

‘780.000 km kare ile bizim tek vatanımız var’

‘Bizim bu topraklardan başka gidecek vatanımız var mı?’ Muhtar kardeşlerden ‘Yok’ cevabı geliyor. ‘Ülkemizi terk etmek zorunda kalıp Akdeniz’in karanlık sularında boğulmayacağız’

‘Bayrağımızı indirmeye kalkanların kolunu bacağını kırmazsak, şehitlerimize mahcup oluruz’

‘Ülkemizi viraneye çevirmek isteyenlere izin vermeyeceğiz’

‘Yıkıntıların arasından kucağımızda çocuklarımızın, sevdiklerimizin cansız bedenleriyle çaresizce ağlamamızı bekleyenlere o günleri göstermeyeceğiz’

 ‘Gün eski defterleri karıştırma günü değildir’

Ve son olarak; ‘Tüm terör örgütlerine karşı Milli Seferberlik ilan ediyorum’ dedi ve ekledi, ‘Görürseniz söyleyin. Buradan sonra 15 dakika daha konuşup yemeğe geçtiler.

Şimdi gelelim hesaba. Onların çevresindekiler sormaz ama biz sorarız.

Yaşadığımız dönem İstiklal Harbi kadar önemliyse, neden sivil bürokrasi görevine devam ediyor? Madem vatan işgale uğraşmıştır, sivillerin görevi bitmiştir. Çekilebilirler.

Açık konuş, mert ol. Sonrasındaki tüm eksiklerden kastın nedir? Eksiklikten kastın fazlalıklar mı? Cumhuriyet, laiklik, Mustafa Kemal Paşa gibi kavramlar bu eksiklik adı altındaki fazlalıklara dâhil mi değil mi?

Muhtarlarla düşe kalka iyice kahve ağzıyla konuşmaya başladı. ‘Oyun böyük, çoh böyük. İllimünati, MOSSAD, CIA var işin içinde’ diye eklese tamam olacaktı. Kullandığın üslubun bir devlet başkanına yakıştığını düşünüyor musun?

Bizim milletimizin kendisinin bahsettiği gibi bir sözü, deyişi, manisi, tekerlemesi yoktur. Gürcüceden tercüme edince Türkçede aşağı yukarı böyle bir karşılığı mı oluyor?

Ortadoğu’nun sınırlarının değiştirilmesi için ortaya atılan son proje Büyük Ortadoğu Projesi yani BOP’du. Kendisi de bu projenin eş başkanı olduğunu TBMM kürsüsünden gururla söylemişti. Ne değişti?

‘Ben gidersem devlet yıkılır’ diyen kendisiydi, şimdide ‘Yeni Türkiye’nin’ somutlaşmış haliyiz diyor. Ve bu saldırıların şahsına olmadığını söylüyor. Dalga mı geçiyor, adam mı seçiyor? Ayrıca bizim bu yeni Türkiye meselesine bir türlü ısınamamış olmamızın şahsıyla somutlaşmış olmasının bir etkisi var mıdır?

Kendisine ait olduğunu söylediği 780.000 km karelik vatan toprağı dâhil olmak üzere, Türklerin vatanı bu ölçütün kat be kat fazlasıdır. Hem Misak-ı Milli politikasını canlandırıp hem de vatan toprağını sınırlandırmak tezat değil midir?

Gidecek başka vatanı olmamak ve kaçarken Akdeniz’de boğulmamak üstünlük göstergesidir. Sözlerinden bu anlaşılmaktadır. O halde Türkler Suriyeli Araplardan üstündür. Dolayısıyla Erdoğan ırkçılık yapmıştır. Bunun anlamı hem nalına hem mıhına vurmak değil midir?

Diyarbakır Jet Üssünde bayrağımızı indiren Kürt’ün kolu bacağı neden kırılmamıştır? Haydi o elinizden kaçmış olsun. O olaya müsaade eden komutanın kolu bacağı neden kırılmamıştır? Erdoğan bu olay sebebiyle şehitlerimize karşı mahcup mudur?

Erdoğan’ın ‘virane’ ve ‘viraneye çevirmek’ kavramlarından anladığı nedir? Memleketin şehit gelmeyen köyü, bomba patlamadık, terör eylemi yapılmadık şehri kalmamıştır. Bu viraneleştirme izni ne zaman bitecektir?

Güneydoğu’da yapılan ve tonlarca patlayıcı kullanılan eylemlerden sonra karakol enkazlarından silah arkadaşlarını çıkartan kolluk kuvvetleri vardır. Erdoğan ve en büyük istihbarat sağlayıcısı olan eniştesinin arasında bir sıkıntı mı vardır?

İslamcıların birçoğunda olan ‘eski defterler’ gocuntusu Erdoğan’ı da sarmış görülüyor. Bu kişilerin geçmişleri ile alıp veremedikleri şey nedir? Pişman olacakları hareketleri yaparken bugünleri hiç düşünmemişler midir? Erdoğan’ın karıştırılmasını istemediği defterlerde kaç milyon dolar yazılıdır?

Ve Erdoğan’ın Milli Seferberlikten anladığı tek şey muhtarların veya insanların birbirlerini ihbar etmesi, fişlemesi midir? Bu kavram basit insanların idaresine bırakılabilecek bir şey midir? Konuşması içinde bahsettiği 2200 yıllık Türk devlet geleneğinden hiç mi nasiplenmemiştir?

Diye, sorarlar adama. Muhtemelen ona ulaşmaz ama siz onu seçenlere sorun bunları. Emsal teşkil ediyorlar.

Milli Seferberlik meselesine de gülün geçin. OHAL’leri neydi ki Milli Seferberlikleri ne olsun?

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone