Murat Bardakçı Duyarlılığı!

PKK destekçisi Kürtler Mart ayında Hacettepe Üniversitesi’nde PKK lehine bir gösteri yapmışlar. Bu gösteriye tepki gösteren ve “Üniversitemizde PKK istemiyoruz.”, “Apo’nun piçleri yıldıramaz bizleri.” şeklinde slogan atan bir kardeşimize üniversite disiplin kurulu 1 ay uzaklaştırma cezası vermiş, sonra da bunu “kınama” cezasına çevirmiş.

Hobi olarak yaptığı tarih araştırmalarını pek çok tarihçiden çok daha iyi yapan ve yine pek çok tarihçiden çok daha fazla eser veren bir gazeteci olan Murat Bardakçı da bu olayı dün köşesine taşımış, rektörün imzasını taşıyan bu cezayı üslubunca kınamıştır.

Kendisinin tarih bilgisine, metodolojisine, yazım üslubuna hayranım. Buna istinaden geçen sene yayınladığım kitabımın önsözünde Erhan Afyoncu ve Nurhan Atasoy’la birlikte bana örnek teşkil ettiği için kendisine teşekkür etmiştim. Lakin, bu yazımda Bardakçı’nın “gündemsel” duyarlılığını eleştireceğim.

Bu memlekette, bu iktidarla “Çözüm Süreci” adında bir rezalet yaşandı. Bu rezalet esnasında Uludağ Üniversitesi’nde okuyordum. Çok değil 7 Haziran öncesinden bahsediyorum. 17-24 Aralık öncesinde “Hoca Efendi!” diye yırtınan “vatanperver!”, “azgın demokrat” aydınlarımız(?) da o zamanlar PKK ile ilgili olumsuz konuşmaktan kaçınıyor, dağdaki soysuzlarla bizi bin yıllık kardeş! ilan ediyor, adeta Kürt’ü yer yüzündeki en sevimli yaratık konumuna sokuyorlardı.

Bir avuç arkadaş olarak o zamanlar gerek şehirlerde, gerekse üniversitelerde iyice azan PKK destekçisi Kürtlerle uğraşıyorduk. PKK lehine slogan atarlardı kafalarını patlatırdık, basın toplantısı düzenleyip “Sayın Öcalan” ifadesi kullanmaya kalkarlardı izin vermezdik, gebermiş teröristleri anmaya kalkarlardı saldırırdık. Hiç birimizin gelecek kaygısı olmazdı, sadece Hacettepe’deki kardeşimiz gibi Türk yurdunda, Türk üniversitesinde bu tür kepazeliklerin olmasına dayanamaz, tepkimizi ortaya koyardık.

Polisler el mahkum üstlerinden gelen emirleri uygulamak zorundaydılar. Savcılar deseniz zaten kökü FETÖ’cü çıktı. Hükümetin talimatıyla Kürtler her istediklerini yapmakta serbesttiler ama biz müdahale edince soruşturma, kınama, uzaklaştırma, gözaltı…

O zamanlar Kürt, Çin’deki pandalardan bile sevimliyken neden Murat Bardakçı ve diğer pek vatanperver aydınlar, yazarlar bizim lehimize bir söz söylemedi? Neden hiç biri aldığımız cezaları, çektiğimiz sıkıntıları, hastanelik olan, gözaltına alınan, okuldan atılan arkadaşlarımızı yazmadı, anlatmadı, savunmadı?

“Duymadık.” deseler yalan atmış olurlar çünkü yaşadıklarımız ulusal basında, TV’lerde, gazetelerde geniş yer buldu. Basın dediğimiz kokuşmuş güruh ise yaşananları çarpıttı, bizi hep “öğrencilere” saldıran faşistler olarak gösterdi. Bir kişi de bizi arayıp işin aslı astarı nedir diye sormadı.

Murat Bardakçı’nın ilmi yönüne ve mesleğini kişiliğinin bir parçası haline getirmesine imrenirim fakat tüm programlarını izlemiş, tüm yazılarını okuyan biri olarak kendisinin siyasi konjonktüre göre hareket ettiğini söyleyebilirim.

Hacettepe’deki kardeşimizin kınamasını ilk biz yayınladık, fakat Bardakçı’nın konuyu ele alıp milli hassasiyete sahip bir kardeşimize sahip çıkması tabi ki güzel bir şey. Keşke bu tür olayların zamanında da takipçisi olsaydı, aynı hassasiyeti Çözüm Süreci zamanında da gösterseydi. Süleyman Şah Türbesi’nin kaçırılmasını bile haklı görürken herhalde iktidara ters gelecek bir açıklama yapmaktan kaçınmıştır o dönemlerde.

Bizim sahip çıkılmaya hiç bir zaman ihtiyacımız olmadı ama kişisel çıkarımız olmadan, tamamen vatanperver duygularla bir takım yanlışlıklara karşı koyduğumuz dönemlerde bir komiser, bir savcı veya bir gazeteci bizi eleştirmek yerine sadece sırtımızı sıvazlasaydı en azından bu iyi hissettirirdi.

Neyse, aşağıya aldığım cezalardan bir kaçının fotoğrafını koyuyorum. Birileri “belge” olarak kullanmak isterse hiç çekinmesin…

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone