Müslümanlar Dinleyin- 3

onkapakMİLLETLERİ EŞİT YARATMAMIŞTIR

Kendi fikirlerini Allah’ın emri gibi öne süren muarızlarımızın, gayretlerinin asıl noktası, asıl amacı, bütün milletlerin İslam’a göre eşit olduğu ve Türkçülerin bu eşitliğe muhalif bir dava güttükleri tezidir. Onların iddiası, bizim bu yaratılıştan gelen eşitliğe karşı çıkarak, dolaylı yoldan Tanrı’ya karşı çıktığımız, İslam’ın bir emrini inkâr ettiğimiz, toplumu da bu şekilde İslam’a düşman saflara çekmeye çalıştığımızdır. Yani, bizim Türkçülük davamızın amacı, onların iddia ettikleri şeye göre, Müslüman milletler arasına ayrılık sokmaktan ibarettir. Milletlerin eşit olmadığını ve bu ayrı milletler içinde, kendi milletimize hizmet etmeyi vazife bildiğimizi söylüyoruz. Bu iddiamızı
-akılları sıra- temelden sarsmak için, İslam dininde insanların eşit yaratıldığını, dolayısıyla milletlerin eşit olduğunu öne sürüyorlar. Pekiyi; İslam’ın kaynağına göre mi, yoksa kendi fikirlerine göre mi konuşuyorlar? Birbiriyle ve ayetlerle çelişen, bir sürü –sözde- hadisten ve rivayetten başka kaynakları, dayanak noktaları yok! İslam peygamberinden yüzyıllar sonra ortaya çıkmış bir takım tasavvuf ve tarikat kaynaklarını, dinî kaynak olarak öne sürüyorlar. Din, din adamının babasının malı değildir. İnsanın uydurduğu din, Tanrı’nın gönderdiği din olarak pazarlanamaz. Makalenin başında da belirttiğimiz gibi, biz bu konuda da insanların ne dediğine değil; Kur’an’a müracaat edeceğiz.

Yahudileri anlatan bir Kur’an kıssasında, mealen şu ayet geçiyor: “Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi. Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.[1] Şimdi bu ayeti okumuş bir Müslüman, bütün milletlerin Allah nazarında eşit olduğunu nasıl düşünebilir? Yine aynı konuyu işaret eden başka bir ayet şu şekildedir: “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün tuttuğumu hatırlayın.”[2]  Aynı hususu işaret eden birçok ayet bulunur. Bir tanesi de şu şekildedir: “Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık.[3] Bu ayette de açıkça görüldüğü üzere, Tanrı insanları şahıs-şahıs değil, milletler bakımından da derecelere ayırıyor. Ayrı ayrı yarattığı gibi, dünyadayken de aralarına dereceler koyuyor. Bu ayrım, sadece Yahudiler için de geçerli değildir. İslam Peygamberine hitap eden ve “Ey Muhammed; de ki” şeklinde başlayan başka bir bahiste, yine Kur’an şu şekilde buyuruyor: “Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O halde onlar mı galip gelecekler?[4]

Başka bir ayette de Yakup Peygamber, oğlu olan Yusuf Peygamberi kardeşlerine karşı uyarırken şöyle diyor: “İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[5]
Sadece soyları değil, bu soyların içinde ayrı ayrı bulunan boyları da ayıran ve yaratan Tanrı’dır. Onları da ayrı ayrı yarattığı gibi, ayrı ayrı nimetlendirmiş ve aralarında ayrım olmasını men eden hiçbir hüküm koymamıştır. Bu durum, şu ayette de açıkça görülmektedir: “Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, ‘Asanı kayaya vur’ demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. ‘Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın’ demiştik.[6]
Kur’an’ın içinde sırasıyla bütün soyların yazması ve bunların, tarihin bütün devirlerine göre derecelerinin açıklanması beklenemez. Fakat; basit bir kıyas yeteneğine sahip ve İslam’ın kaynak kitabını okumuş her Müslüman açıkça görecektir ki; Tanrı, yarattığı milletleri de eşit yaratmamıştır. Onlardan bazılarını diğerlerine göre yüksek, bazılarını da dolayısıyla alçak kılmıştır. Allah’ın sıfatlarından biri de “Vaadlerine Sadık Olan” anlamına gelir. Bazılarına da soylarını yükselteceğine dair vaadde bulunmuştur.
Bütün bu ayetler açıkça ortadayken ve bunların tersini söyleyen bir ayet yokken; Türkçülük düşmanlarının “bütün milletler eşittir” gibi bir iddiası olması neye dayanabilir? Onlar, yaşadıkları ve memur oldukları ülkelerde, bir azınlığa mensup oldukları için, Kur’an ayetleri onlara uymak zorunda mıdır?

İNSANLAR GİBİ MİLLETLERİ DE SINAR

Daha önce, Tanrı’nın bir şeyi nedensiz yaratmayacağını ve bir Müslümanın, tıpkı bu nedenler gibi, yaratılmış olanı da inkâr edemeyeceğini belirtmiştik. Kur’an ve Kıyas yöntemlerinden de şaşmayacağımızı beyan etmiş olduğumuza göre, Tanrı’nın milletleri farklı farklı yaratmış olmasının ve bundan ne amaçlandığının daha açık olarak anlaşılması için, yine bu yöntemlere müracaat edeceğiz. “Onlar, ‘Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık’ dediler. Salih, ‘Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah katındadır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz’ dedi.[7] mealindeki ayette de açıkça görüldüğü üzere Tanrı, ayrı ayrı yaratmış olduğu kavimleri, ayrı ayrı da imtihan etmektedir. Yani mesele, müritlerine bencillik telkin eden tarikat şeyhinin ya da Müslümanlara bencillik aşılamaya çalışan tasavvuf ehlinin iddia ettiği gibi değildir. Dünya da öyle değildir; ahiret de öyle değildir! Hiçbir din insanlara bencillik telkin etmez; şahsî ibadetinin yeterli olduğunu söylemez. Yukarıdaki ayette de görüldüğü üzere, kavimler de toplu halde sınavdan geçer. Müslümanların, Tanrı’yla aralarında bir sözleşme olduğu gibi, topluma ve çevrelerine ve açıkça kavimlerine karşı da sorumlulukları vardır. Daha sonra detaylı olarak ele alacağımız gibi, bütün peygamberler “kavimlerine” karşı sorumlu tutularak gönderilmiştir. Onları örnek almak iddiasında bulunan kimselerin, bu etkeni görmezden gelme ve hatta ileri giderek “karşı çıkma” hakları yoktur. Zira her fert, içinde bulunduğu toplumun durumundan etkilenir, yanlışlarından pay sahibi olur, artılarından faydalanır.

Kur’an’da geçen bir kıssada, İbrahim peygamberin, görevini sorduğu bazı melekler söze şu cümleyle giriyorlar. “Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik.[8]Bahsi geçen suçlu millet Lût peygamberin kavmidir. Yani fertlerin suçlu ya da masum olması durumu gibi, milletlerin de o nazara göre masum ve suçlu olanları vardır. O bakımdan da hepsi eşit değildir. İnsanlar nazarında eşitlik olmadığı gibi, Allah nazarında da milletler eşit değildir. Tanrı, tıpkı insanları sınadığı gibi, milletleri de sınamaktadır. Allah, Kur’an’da geçen başka bir kıssada Musa peygambere, kavmine dair haber verirken şöyle diyor: “Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Sâmirî onları saptırdı[9] Yani, şahıslar sınandığı gibi, bir halk da sınanıyor. Şahıslar yoldan çıktığı gibi, bir kavim de toplu halde yoldan çıkabiliyor. Kur’an’da, bu yoldan çıkmış halkların toplu halde yok edilişlerine dair kıssaları görmemiş Müslüman olabilir mi?

Muarızlarımızın, Türkçülüğü İslam’ın arkasına saklanarak, dini saptırmak pahasına hedef alan kimselerin, bencillik telkin eden, kavim ya da millet gerçeğini yok farz eden tezleri, bu bahiste de görüldüğü gibi safsatadan ibarettir.
Geçelim!

İNSANLAR GİBİ MİLLETLERİN DE ÖMRÜNÜ TAYİN EDER

Türkçülükten rahatsız olanların, millet gerçeğini insanların uydurduğunu iddia eden tezlerinin, yukarıdaki ayetlere bakıldığında, İslamî olmadığı; aksine şahsî olduğu açıkça görülmüştür diye umuyoruz. Milletlerin insan uydurması ve batı dayatması olmadığı, Fransız İhtilâli’nden sonra türemediği gerçeğini ifade eden bir başka husus da milletlere Tanrı’nın ömür biçmesi hususudur. Yani, onları yok farz etmek, milletler yokmuş gibi davranmak, millet gerçeğine gözlerimizi kapatmak değil, Tanrı’nın uygun gördüğü tarih, saat, an, o milletlerin yok olduğu zamandır. İslam’ın en geçerli kaynağı olan Kur’an’a göre, bu böyledir!
Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldimi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.[10] mealindeki ayet bu hususu açıkça ortaya koyar. Yani, milletleri yok farz etmek ya da muarızlarımızın sandığı gibi Müslüman milletlerin oturup anlaşarak “hadi artık milletler olmasın” demesi, milliyet gerçeğini ortadan kaldırmaz. Başka bir ayette, aynı husus tekrar edilir: “De ki: ‘Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldimi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.[11]
Özetle; İslamcı sıfatıyla sabah akşam Türkçülüğe saldırmayı vazife edinmiş olanlar, milliyet gerçeğini ortadan kaldırma yetkisinin de, bir milleti yok etme yetkisinin de kendilerinde olmadığını, insanların “İslam’a göre” böyle bir gücünün bulunmadığını anlamak zorundadır.

PEYGAMBERLER ve KAVİMLERİ

Kur’an’da Tanrı’nın her kavme bir peygamber gönderdiği ve bu peygamberi de o kavmin içinden tayin ettiği defalarca tekrar eden ve açıkça bilinen bir husustur. Pekiyi, acaba bu peygamberler de İslam’ı perde ederek Türkçülük düşmanlığı yapanların iddia ettikleri gibi kavimlerini görmezden mi geliyor, yok mu farz ediyordu?

Tam tersi!

Kur’an’da bahsi geçen peygamberler kavimleri için dua ediyor, onları içinde bulundukları durumdan kurtarmak için çalışıyor, onları doyurmaya uğraşıyor, onlar için yurt arıyor, onlara dünya hayatına dair öğütler veriyorlar. Yani, kavimleriyle olan ilişkileri, konuştukları dilden ibaret olmadığı gibi, sosyal hayatlarını, ihtiyaçlarını, insan ilişkilerini de önemsiyorlar. Daha önce verdiğimiz bir ayeti tekrar hatırlatalım: “  Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, ‘Asanı kayaya vur’ demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. ‘Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın’ demiştik.[12] Bu hadise, Bakara Suresi ve Araf Suresinde aynı biçimde anlatılmaktadır. Yani bir peygamber, kavmi için sadece cennet yurtları değil, dünyalık ihtiyaçlar vesilesiyle de Allah’a müracaat ediyor. Sadece Musa peygamber de değil!  Meryem’in anası İmran, kızını doğurduğunda şöyle dua etmişti:” “Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum.[13] Bir insanın, soyu için iyilikler, üstünlükler istemesinde herhangi bir beis olsa, bu iş bir fitne sebebi olsa, İmran’ın bu duası normal karşılanır, ayette haber verilir miydi? Bizim muarızlarımız, bilmeyenlere İslam mı öğretmeye çalışıyor yoksa kendilerine göre kitap mı arıyorlar? Başka bir Kur’an kıssasında, İbrahim peygamber, Kâbe civarına yerleştirdiği çocukları için bolluk diledikten sonra şöyle diyor: “Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.[14] Yani bir peygamber, bütün insanlar için diledikleri haricinde, özellikle belirterek, kendi soyu için de hem bolluk, hem de kendi yolunda devam etmelerini dileyebiliyor. Muarızlarımızın tavırlarına bakıldığında, İbrahim peygamberin bu duasını duymuş olsalar, belli ki şöyle diyeceklerdi:” Sizin soyunuz doysun da başkaları aç mı kalsın? Sizin soyunuz namaz kılsın da başkaları kılmasın mı? Sen böyle dersen, diğer soylar gücenir.” Evet; aynen böyle diyeceklerdi; çünkü akılları bu türlü işliyor.
Yine başka bir ayette, yine İbrahim peygamberin, oğlu İsmail’le Kâbe’nin temellerini yükseltirken şöyle dua ettiği görülüyor: “Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.[15]
Bu kadar açıkladıktan sonra, anlamak istemeyenler yine de “bir insan soyu için dua etse de Tanrı o soya ayrıcalık verir mi?” diye sorabilir. “Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.”[16] diyen ayet, insanları soy soy yaratan Tanrı’nın İslam’ın kaynağına koyduğu bir ayettir.

İSLAM’DA KAVİMLERE KARŞI SORUMLULUK VARDIR

İslam adına Türkçülüğü hedef alanların genel durumuna bakıldığında, kavimlerinin kalkınmasıyla ilgili bir sorumluluk hissetmedikleri, hatta kavimlerinin adını anmanın bile İslam’a göre yanlış olduğunu düşündükleri, milliyetsiz bir ümmet anlayışına göre davranmayı telkin ettikleri görülüyor. Kur’an’da bahsi geçen peygamberler ve İslam peygamberi için de durum böyle midir; yoksa o fikir, bizim muarızlarımızın uydurmalarından başka bir tanesi midir?
Kesinlikle uydurmadır!

Tanrı’nın, peygamberlerini kavimlerine gönderdiğini haber vermesi, o peygamberlerin kendi kavimleri için dileklerde bulunması boşuna değildir. Allah, bir ayette şu şekilde hitap eder:” Andolsun, Mûsâ’yı da, ‘Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın (geçmiş milletleri cezalandırdığı) günlerini hatırlat’ diye âyetlerimizle gönderdik. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.[17]
Musa peygamber, köle durumunda bulunan kavmini, içinde bulundukları durumdan kurtarmak için uğraşmış, Firavun’la mücadele etmiş, kavminin yurt edinmesi için çalışmış, Tanrı’dan onlara yiyecek ve içecek vermesi için yalvarmış; hâsılı, ayetin “karanlıktan aydınlığa çıkarmak” dediği şeyi yerine getiremeye uğraşmıştır. Yani, kavmine bir takım bilgiler vermekle, ibadet öğretmekle, dua öğretmekle, inanç öğretmekle yetinmemiş; onların dünyalık sorunlarını da çözmeye gayret etmiş; gücünün yetmediği durumlarda Allah’a yalvarmıştır. Sadece Musa peygamber değil; diğer peygamberler de Kur’an’a göre kavimlerine karşı sorumlu tutulmuştur. Üçü de Muhammed peygambere hitap eden, üç ayrı ayeti buraya eklersek, mesele daha kolay anlaşılacaktır:

1- “Yoksa ‘Onu Muhammed uydurdu’ mu diyorlar? Hayır o, kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için, doğru yolu bulsunlar diye Rabbin tarafından indirilmiş gerçektir.[18]

2- “Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.”[19]

3- “Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.”[20]

Hadis adı altında bir takım rivayetlere ya da o kadar kaynağı bile olmayan bir takım söylentilere sorgusuz sualsiz inanan ve itimat eden, bunlara bakarak da Türkçüleri karalamayı vazife edinen kimseler, bu ayetleri neden görmezden gelirler acaba? İslam peygamberine, kavmine karşı sorumluluk yüklendiği ve bizzat Tanrı tarafından yüklendiği, bu ayetlere göre çok açık değil midir? İslam, İslamcının keyfine göre ya da şahsî görüşüne göre şekil almak zorunda mıdır? Kişilerin, içinde bulundukları ve Tanrı’nın bir takdiri olarak kendilerine biçilmiş kavimlerinin sorumluluğunu taşımadıkları, sadece kendilerinden sorumlu oldukları tezi, bir aldatmacadan ibarettir. Yine Kur’an’da bahsi geçen, Süleyman peygamberle Belkıs’ın kıssasında, Belkıs için şöyle deniliyor:” Daha önce Allah’tan başka taptığı şeyler ona engel olmuştu. Çünkü o inkâr eden bir kavimden idi.[21]

Lût peygamberin eşinin, Nuh peygamberin oğlunun, İbrahim peygamberin babasının başına gelenlerde, kavimlerinin etkisi yoktur denilebilir mi? Kavmi bir felâket, cehalet, yoksulluk, yurtsuzluk vs. durumunda bulunurken, o kavme dâhil bulunan bir kişinin, tek başına kurtuluşa ermesi nasıl mümkün olacak? Tanrı tarafından bizzat uyarılmayan, her yanlış hareketine hemen müdahale edilmeyen bir kimse, tek başına tufandan kurtulabileceğini sanabilir mi? “De ki: ‘Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma.”[22] mealindeki ayet, “hem o milletin içinde olayım, hem beni ayır” şeklinde çevrilebilir mi?
Yani; kavim kavim yaratılmış insanlar içinde, bir kavme dahil olduğunu bile bile o kavmin sorumluluğunu taşımamak, yokluğundan, fakirliğinden, cahilliğinden, eksikliğinden rahatsız olmamak, bunlara çare aramamak, özellikle “İslam’a Göre” mümkün değildir.  Kendisini bir kavme ait hissetmemek, öyle kabul etmemek, kendisini kavimsiz ilân etmek, kişiyi bu sorumluluktan kurtarmaz. Onun adına “inkâr” denir ve İslam’da soysuzlar için de açık ifadeler bulunur.

[1] Duhan Suresi 31-31. Ayet

[2] Bakara Suresi 122. Ayet

[3] Casiye Suresi 16. Ayet

[4] Enbiya Suresi 44. Ayet

[5] Yusuf Suresi 6. Ayet

[6] Bakara Suresi 60. Ayet

[7] Neml Suresi 47. Ayet

[8] Hicr Suresi 58. Ayet

[9] Taha Suresi 85. Ayet

[10] Araf Suresi 34. Ayet

[11] Yunus Suresi 49. Ayet

[12] Bakara Suresi 60. Ayet

[13] Ali İmran Suresi 36. Ayet

[14] İbrahim Suresi 40. Ayet

[15] Bakara Suresi 128. Ayet

[16] Yasin Suresi 41. Ayet

[17] İbrahim Suresi 5. Ayet

[18] Secde Suresi 3. Ayet

[19] Yasin Suresi 6. Ayet

[20] Zuhruf Suresi 44. Ayet

[21] Neml Suresi 43. Ayet

[22] Müminun Suresi 94. Ayet

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone