Nasıl Bir Toplum Olduk?

KemalOnalir

Başlıkta okuduğunuz soru birçok kimsenin birbirine sorduğudur. Haberler, gazeteler, dergiler, radyo, internet, her yer korkunç haberlerle dolu.

Başlıkları aşağı yukarı biliyorsunuz. Burada sayarak tekrar üzülmenizi, midenizin bulanmasını istemiyorum.

Pekâlâ, başlıkta okuduğunuz sorunun cevabı nedir? Buna cevap vermek için bir başka soruya cevap vermek gerekiyor. ‘Neden böyle bir toplum olduk?’ sorusu asıl cevabı saklayan sorudur.

En büyük suçlu adalet sistemi diye bahsedilen saçmalıktır. Toplumları bir düzen içinde tutmak için işletilmesi gereken sistem, yetersiz yasalarla yürütülmeye çalışılıyor. Haliyle de yürümüyor.

Toplum düzeni için kesin sonuçlu, şaşmaz, değişmez yasalar gerekir. Bunları defalardır yazıyoruz. İdam yasası saman alevi gibi arada sırada tutuşup tekrar sönüyor. En son olaydan sonra yine gündeme geldi. Çünkü çözüm idamdır.

İdam yasasının varlığı, katliam yapılacağı anlamına gelmez. İdam yasalarının en önemli özelliği caydırıcı olmalarıdır. Mesela; Osmanlı’da var olan idam yasasından ziyade daha büyük yaptırım gücü ‘Kürek Cezası’ndaydı. Kürek cezası; suçlunun belli bir müddet veya müebbet gemilerde kürek çekmeye mahkûm edilmesiydi. Bu ceza idamdan daha büyük korku salmıştı.

Günümüzde böyle cezaların ödül olduğunu düşünürsek geriye idam yasası kalıyor. Dediğimiz gibi idam yasası var olmalı, uygulanmalıdır. Varlığı bile birçok suçun önüne geçecektir.

İkinci sorun; tutarsızlıktır. Toplum isteklerinin arkasında durmuyor, bir olay üzerine tepki veriyor. Toplumu idare ettiği iddiasında bulunan siyasi partiler, toplumun tepkisini sevk ve idare edemiyor. Bu sebepler yüzünden toplumu idam beklentisi, kendisine hitap eden siyasetçinin sözünü kesmekten başka bir şekilde görülmüyor.

Üçüncü sorun; ferdiyetçiliğin yükselmesidir. Toplumun hemen her kesiminde var olan bu sorun halledilmedikçe hiçbir mesele çözüme ulaşamaz.

TSK’da son 14 yıldır bir dizi operasyonlar yapıldı. Balyoz, Ergenekon gibi davalarda bir takım askerler tutuklandı, diğer askerlerin hiçbirinin sesi çıkmadı. FETÖ kapsamında YAŞ üyesi tutuklandı, diğer YAŞ üyelerinin sesi çıkmıyor.

Bunun adı; ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ mantığıdır. Ordu örneğinin yanında hemen her alanda örnekler verilebilir. Maksadın hâsıl olduğunu düşünüyorum.

Toplum olarak ferdi düşünmeyi bırakıp, son zamanlarda gündemi meşgul eden iğrenç olayların, toplumsal meseleler olduğunu anlamamız gerekiyor.

Dördüncü sorun; televizyon programları ve dizilerdir. Bunlar vasıtasıyla, yüzyıllardır geliştirdiğimiz ve bugüne getirdiğimiz, toplumun otokontrol mekanizması olan ve adına ‘Mahalle Baskısı’ diyebileceğimiz sistem yok ediliyor.

Mahalle, aileden sonra gelen temel toplum birimidir. Nasıl aile kendi üyelerine şekil veriyorsa, mahalle de ailelere şekil verir. Bir mahallenin ahlak yapısı, o mahallede yaşayanlar tarafından korunursa birçok meseleler halledilmiş olur.

İnsanların birbirini kollaması ve kontrol etmesi, ‘El âlem ne der diye yaşanmaz’ gibi saçma sapan argümanlarla yok sayılamaz, küçümsenemez.

Beşinci sorun; apartman hayatıdır. 15 katlı bir bina düşünün. Her katında 4 daire bulunsun ve her dairede 5 kişi yaşasın. 300 kişi eder. Böyle bir vaziyette yaşayan insanlar arasındaki ilişki yok denecek düzeydedir. Bu rahatlık ve kopuk ilişkiler birçok belanın bu mekânlarda türemesine sebep oluyor.

Altıncı sorun; belediyelerin işini yapmamasıdır. Hemen hepsi bir sonraki seçimi nasıl kazanırım düşüncesiyle koltuğa oturup, malına mal katıp, belediyeyi soyup kayıplara karışıyorlar.

Bir şehrin peyzajından belediye sorumludur. Yıkık dökük, harabe yerlerin yok edilmesi belediyenin sorumluluğudur. Tinercilerin, tecavüzcülerin, istismarcıların en çok kullandığı yerler bu tarz mekânlardır. Bunların bir an evvel yok edilmesi lazımdır. İmkânı olan varsa mahallesinde bulunan böyle yerleri ateşe versin. Hesap soran olursa yukarıda yazdığım sebebi söylersiniz.

Bu sorunları artırmak mümkündür. Fakat bu saydıklarım halledilse ortada sorun falan kalmayacaktır. Bu meselede esas belirleyici millettir. Her iğrenç haberden sonra değil, her gün, her saat isteklerinde ısrarcı olmalıdır. ‘Bir çiçekle bahar gelmez’ atasözü bu gibi durumlar için söylenmiştir.

Asıl soruya gelirsek, işte biz yukarıdakilere dikkat etmediğimiz için böyle bir toplum olduk. Yasalarımız saçma, toplum ilişkilerimiz kopuk, isteklerimiz gönülsüz, ferdiyetçilik yükselişte, belediyeler çalışmıyor ve ortaya böyle bir toplum çıkıyor.

Sorun ve çözüm birbirinin içinde. Çözecek iradeyi bekliyor.

 

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone