Ne? Ne için?

Kaderin bir cilvesi sonucu Türkiye’de doğdunuz diyelim. 5-6 yaşında ilkokula başlıyorsunuz. Okuma yazmadan başlayıp, İngilizceye kadar değişik dersler alıyorsunuz. Sonra ortaokul geliyor. İşin rengi yavaşça değişiyor. İlkokul konuları biraz daha detaylanıyor. Fazladan dersler ekleniyor.

13-14 yaşlarında lise denilen şeye mağdur kalıyorsunuz. Bütün hormonlarınızın patladığı, garip garip hallere girdiğiniz bir dönemde bir yandan da eğitim alıyorsunuz. Eskiden süper lise falan vardı şimdi hepsi İmam Hatip oldu. Sene tekrarına düşmezseniz 18 yaşında da buradan mezun olup ‘Seçme’ sınavına giriyorsunuz.

Bir yıl öncesinden çalışmaya başlıyorsunuz, aileniz dershanelere gönderiyor, özel dersler alıyorsunuz, hayatınızdan kısıyorsunuz ve seçme sınavından bir puan alıp yüksek öğretime geçiyorsunuz. Adına akademisyen denilen kimselerin kibrini, ev sahibi denilen şahısların ağız kokusunu, toplu taşımanın cefasını çekiyorsunuz. 4 yılın sonunda biraz bilgi ve bir diploma verip gönderiyorlar.

Bu kadar basit değil elbette. Bazı bölümlerin marşları bile var. Eğitim fakülteleri mesela. Öğretmen Marşı olarak bilinen bir besteleri var. İsmail Hikmet Ertaylan yazmış. Şöyle;

Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz.
Yeryüzünde yoktur, olmaz Türk’e denk;
Korku bilmez soyumuz.

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.

Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!
Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;
Durma durma koş.

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.

Fakat öğretmen olmak öyle kolay değildir. Siz kendinizi ispatlar, zırt pırt düzenlenen sınavlardan gereken puanları alırsınız ama yetmez. Önce ‘referans’ istenir. Torpilin yeni adıdır. Garipsemeyin, bildiğiniz torpil. Hükümet partisi içinde bile kimse kimseye güvenmediği için bu seçeneğin etkisi pek kalmadı ama bulunursa makbuldür.

Fakat o da yetmez, mülakata girmek lazımdır. Yandaş olduğunu ispatlamış yeterli sayıda yalakanın karşısında kendinizin ‘hain’ olmadığını ispatlamak zorundasınızdır. Çünkü onlardan değilseniz hainsinizdir.

Yeterli miktardaki yandaşı da ikna ederseniz öğretmen olabilirsiniz.

**

‘Evet çıkarsa terörün sesi kesilir’ Bu sözün sahibi Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş. Buna benzer sözleri Türkiye’yi yöneten partinin neredeyse bütün üyeleri geçtiğimiz referandum sürecinde tekrar etti.

17 Nisan sabahı terörden azade olmuş bir Türkiye’ye uyanılmayacağını hepimiz biliyoruz. Mesele 1-2 ay da değil. 15 sene oldu be kardeşim. 15 senedir aynı adamın başında olduğu ülke burası. Her seçim döneminde aynı laflar, her seçim kaybedişlerinde aynı taktikler.

15 sene…

Ve sadece birkaç gün için o kadar şehit.

Şehidin çetelesi tutulmaz.

1’e 10 gidiyor diye propaganda yapılmaz.

1 şehit verilmesi, şehit verildiği, bir annenin yüreğinin yandığı gerçeğini değiştirmez.

**

Aybüke…

Müzik öğretmeniydi. Hani üzülünce ağıt yakarak, keyiflenince türkü çığırılarak, kahramanlar için marş yazılarak, dini törenler için deyiş bestelenerek yapılan faaliyet vardır ya. İşte onun öğretmeniydi.

Aç ruhları doyursun diye eğitilmişti.

‘Terörün en büyük dayanağı eğitimsizlik. Cahil halk kandırılıyor’ diyen siyasilerin bölgeye atamasını yaptıkları 22 yaşındaki gencecik şehit öğretmenimiz Aybüke…

Yukarıda yazdığım marşı okuyarak mezun oldu. Açılan okulları yakanlara, eğitim versin diye gönderilen öğretmenleri şehit edenlere yollandı. Terörün ‘güya’ en büyük kaynağını kurutmak için gitti.

Evinden, sevdiklerinden ve ailesinden yüzlerce kilometre uzaklara sırf mesleğini yapabilmek için giden ve geri dönmeyenlerden biri oldu.

Mezun edeceği öğrencilerinin büyük adamlar olarak karşısına çıkacağı günleri göremeden, belki de müzik sevgisi vereceği öğrencilerinin başarılarına tanık olamadan bu dünyadan koptu. Geriye söylediği türküleri kaldı.

Senin canını alanda da seni koruyamayanda da senin korunmanı kendi çıkarları yüzünden engelleyende de din iman yoktur Aybüke…

Kabrin nurla dolsun…

 

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone