Nesîmî Gözünden Siyaset

Ben Oğuzların Bayat boyundanım. Bizim boydan genelde ozanlar, şairler, edebiyatçılar çıkmış. Bunların içerisinde en önemli olanları Dede Korkut, Fuzuli ve Nesîmî’dir. Üçü de Alevi’dir. Ben Alevi değilim ama Canlar için cânımı veririm.

Bugün partilerin haftalık grup toplantıları vardı. Hepsine şöyle bir göz attıktan sonra her Türkçü gibi kendi kendime “Bu ne arkadaş yahu.” dedim. Sonra aklıma geldi, şu siyasete bir de Nesîmîgözünden bakayım dedim.

Nesîmî’nin “Ben Melamet Hırkasını” şiirini bilirsiniz. Onu bilmezseniz “Haydar Haydar” türküsü var ya işte o. O şiirde şöyle bir dörtlük vardır:

Gah çıkarım gökyüzüne
Seyrederim alemi
Gah inerim yeryüzüne
Seyreder alem beni

Ben de Ata’m Nesîmî gibi “gökyüzüne çıkayım, seyredeyim alemi. İnince de anlatayım gördüklerimi” dedim. Şöyle bir yükseldim. Olanlara geniş açıdan bakayım, “büyük resmi” göreyim dedim.

Gördüklerimden sonra tekrar başa döndüm. Yine “Bu ne arkadaş yahu.” dedim.

***

Şöyle bir yükselince,

Birbirine düne kadar “Kalleş, vatan haini, Türklük düşmanı, yüce divanda hesap sormayan şerefsizdir.” diyen insanların bugün kol kola girebildiğini gördüm.

Milliyetçiliği ayaklar altına alan insanların milliyetçilere işi düştüğünde dibine kadar milliyetçi gibi görünebildiklerini gördüm.

İlk kez bukalemon gördüğümde şoka girmiştim. “Nasıl olur yaa.” falan demiştim. Bugün şöyle bir yükselince bukalemon o kadar da mucize gibi gelmedi bana. Tanrı’nın daha büyük mucizelerine şahit oldum.

Tutulmayan yeminleri, çiğnenen sözleri, boş vaatleri, çizgisinden şaşan “kitleleri”, dönen liderleri, periyodik olarak aldatılanların gözünün içine baka baka aldattığı insanları gördüm.

Bozkurt yapan solcuları, Diyarbakır’da Bozkurt yaptı diye polisi açığa alan İslamcıların bile Bozkurt yaptığını, rabia yapan milliyetçileri, siyasetin böyle adi bir şey olduğunu, ölümden kurtarılan Pkk destekçilerini, o destekçilerin teşekkür ettiği milliyetçileri, 142 yıl hapsi istenen teröristlere 5 ay ceza veren hakimleri, bu karardan ötürü hakime dahi kızamayacak kadar adaletin dizginlerinin birilerinin elinde olduğunu bilen kitleleri gördüm.

Eğitim sisteminin içerisinde debelenirken yitip giden nesilleri, geleceği çalınan çocukları, öz vatanında üvey evlat muamelesi gören vatan evlatlarını, Türk’ün asla saygı duymayacağı savaştan kaçanlara verilen imtiyazları, Yahudi karısını devletin ikinci adamı pozisyonuna getirenleri gördüm.

Çalan çırpanların alkışlandığını, demokrasi denilince mangalda kül bırakmayanların seçilmiş başbakanı istifa ettirmelerini, parlamento ve demokrasi için günlerce sabahlara kadar nöbet tutanların bugün parlamentoyu etkisiz hale getirmeye çalışmalarını, askerliğini kantinci olarak yapanların başbuğ yapılmaya çalışıldığını, dün “Lozan’a minnettarız.” diyenlerin ertesi gün “Lozan’ı bize zafer diye yutturdular.” dediğini, arabası dahi olmayanların köprü açılışında alkış kıyamet kendilerini paraladıklarını, hayvanlarını yetiştiremez, tarlalarını süremez hale gelen köylülerin hala bunun mimarlarını desteklemelerini, 26 bin lira maaş alan vekillerin 2 liraya kebap yedikleri meclis lokantasını şikayet ettiklerini, Kanada’ya mercimek satarken bugün mercimeği Kanada’dan ithal eden bir ekonomiye başarılı diyen profesörleri gördüm…

En kötüsü de buna sebep olan koca bir kalabalık yığını gördüm. Bu durumu meydana getiren, bu sistemi döndüren, besleyen, büyüten, tepesine çıkartan koca bir halk yığını gördüm.

He bir de bir kitapta bir cümle gördüm. 114 bölümden oluşan kitabın “Yunus” diye bir bölümü vardı. O bölümün 100. cümlesinde şöyle bir söz geçiyordu: Allah pisliği, aklını kullanmayanların üzerine yağdırır.

Sonra ineyim yer yüzüne size anlatayım dedim. İyi etmiş miyim?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone