Neslişah Sultan – Nilhan Hanım

Neslişah Sultan’ın annesi Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan, babası ise son halife Abdülmecid’in oğlu Ömer Faruk Efendi’dir. Kocası ise Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunun torunu Prens Muhammed Abdulmoneim’dir. Prens Muhammed de eşim de (anne tarafından) Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın soyundan geldiği için ben de ucundan kıyısından Neslişah Sultan’la akraba olmuş oluyorum.

Neslişah Sultan 2012’de vefat ettiğinde sarayda doğmuş son Osmanlı Sultanı’ydı. 1921’de Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan’ın yani annesinin Nişantaşı’ndaki konağında dünyaya gelmiş ve ölene kadar “Sultan” ünvanını taşımıştı.

Babası Ömer Faruk Efendi de 1921 yılında Atatürk’ün yanına gelip Milli Mücadele’ye destek olmak için İstanbul’dan İnebolu’ya geçmiş, ancak TBMM Reisi Mustafa Kemal bunun şimdilik sorun teşkil edebileceğini, İstanbul’da ikamet buyurmaları gerektiğini belirtmesi üzerine tekrar İstanbul’a dönmüştü. (Atatürk’ün mektubunun orjinal nüshası aşağıdadır.)

Osmanlı Hanedan üyeleri 3 Mart 1924’de sürgün edildikten sonra ağırlıklı olarak Şam’a, İtalya’ya ve Fransa’ya dağılmışlardı. Aile bireyleri “Ekber ve Erşed” sistemini yani büyük olanın tahta geçmesi ile ilgili sistemi sürgünde de uygulamışlar, aile bireylerinden büyük olan erkek üye ailenin reisi kabul edilmiş ve aile bireylerinin sorunlarıyla ilgilenmeye çalışmışlardır.

En son 2009 yılında Şehzade Osman Ertuğrul Efendi vefat ettikten sonra ailenin en yaşlı ve saray protokolüne tâbi olmuş son üyesi olan Neslişah Sultan gazetelere bir açıklama yapmıştı.

Bu açıklama Neslişah Sultan’ın ve benimsediği zihniyetin kalitesini, mütevaziliğini gösterir nitelikteydi. Sultan açıklamasında (kısaca bahsediyorum) saray gören ve imparatorluk protokolünü bilen şehzadelerin artık hayatta olmamaları yüzünden “hanedan” ve “hanedan reisliği” kavramlarının artık tarihe intikal ettiğini ve bundan böyle “Osmanlı Hanedanı”nın değil, sadece “Osmanoğlu ailesi”nin mevcut bulunduğunu söylemişti.

Neslişah Sultan’ın bu açıklamasına hiçbir aile üyesinden itiraz gelmemesi bunun böyle kabul olunduğunun bir göstergesiydi. Bu son derece yerinde ve asil bir açıklamaydı. Nitekim, Sultan’ın dediği gibi de oldu, ta ki Sultan vefat edene kadar…

Sultan’ın vefatından sonra atalarının ünvanıyla ticari bir site açan, Galatasaray Adası’nın kendilerine verilmesi gerektiğini ifade eden, parlamenter sistemden çok çektiklerini anlatan, siyasete müdahalede bulunup referandumda “evet” diyeceğini açıklayan, kendisine “Sultan” diyen Nilhan Hanımefendi birden palazlanıverdi.

Osmanoğlu ailesinin teamüllerine, mütevaziliğine hiç de yakışmayacak çıkışlarla, politik söylemlerle, atalarının mirası üzerinden gelir elde etmeye çalışmasıyla bizim gözümüzde Gök Sultan Abdülhamit Han’ın değil, Vahdettin’in torunu olduğunu gösterdi.

7 Ocak’tan bu yana Osmanoğlu ailesinin yeni reisi olan Dündar Abdülkerim Osmanoğlu Efendi’ye heyecanlı yeğenine hakim olması konusunda ricada bulunuyorum.

Aksi takdirde herkes Nilhan Hanım’ın başkanlık sistemine destek vererek Tayyip Erdoğan’dan sonra aileden birisinin başkan adayı olup, halkı “Osmanlı torunuyuz” diyerek etkileyip başkanlığı ele geçirip 100 yıllık aradan sonra saltanatı geri getirmeye çalıştığını düşünecek.

Bizce saltanat geri gelebilir. Ancak, bu, Atatürk’ün bu ülkede yaşamalarına dahi müsaade etmediği, kendilerine yıllardır nasıl bir bilinç telkin ettiklerini bilmediğimiz, millete mâl edilmiş bir kaç ada ve köşkün peşine düşen aile bireylerinin hüküm sürdüğü bir saltanat olmamalı.

Osmanoğlu ailesi tarihin ve Atatürk’ün kendilerine biçtiği rolleri yaşamalı ve saygın bir pozisyonda bir kenarda yaşamalıdır.

Aksi olursa ne olur?

Atatürk’ün askerleri olarak buluşma yerimiz tekrar Samsun olacaktır…

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone