Nisan Yağmuru

Miladi takvimin 21 Mart’ı eski Türk takviminde yılbaşı (Nevruz) olarak belirtilirdi. Yeni yılla birlikte kutsal Nisan yağmurları başlar. Nisan yağmurlarıyla birlikte de doğa canlanır, insanın ruhu tazelenirdi.

“Bir işe Türk gibi başlamak.” diye bir söz vardır. Galiba bu söz bu takvimle alakalı oluşan milli kişiliğin bir yansıması olabilir. Yeni yıl heyecanına doğanın da iştirak etmesi, doğayla birlikte enerjinin, hevesin, moralin de yükselmesi baharla birlikte yapılmaya başlanılan işlerin başlangıç kalitesini arttırmış olmalı.

Göçebe kültürü bir deryadır. Nisan yağmuru algısı ise bu deryadaki en şifalı damladır. Mart’ın son haftası başlayıp Nisan’ın sonlarına kadar devam eden bu yağmurlara milletimiz asırlar boyunca pek çok anlam yüklemiştir.

Mesela bizim Uşak Yörüklerine göre Nisan yağmuru yağarken biraz uzunca bir kovaya yağmur suyunu biriktirmek çok önemlidir. O suyu hangi niyetle içersen veya vücudunun sıkıntılı bir yerini yıkarsan, niyet ettiğin derdine şifa olacağı söylenir. (Yere çarpan damlalar kovanın içerisine sıçramamalı)

Bir de Lise 1’e giderken bir hikaye dinlemiştim Nisan yağmurunun önemi ve kutsallığıyla ilgili.

Bir gün bir padişah bilmeden çok sevdiği, hürmet ettiği hocasının kalbini kırmış. Hocası da buna epey alınmış ve kimseler görmeden sarayı terkedip dağda bir çobanın yanına yerleşmiş. Padişah hocasının gittiğini farkedince çok üzülmüş. Ülkenin her yerini aratmış ama bulamamış. Aradan biraz süre geçtikten sonra hocasını ortaya çıkartacak bir yarışma tertip etmek gelmiş aklına. Hemen kuyumcularını çağırmış ve som altından koca bir saban döktürmüş. Ülkenin dört bir yanına da haber salmış; bu altından sabanın gerçek değerini söyleyene sabanı hediye edecekmiş. Bu görülmemiş serveti elde etmek için dünyanın her yerinden insanlar, alimler, bilgeler gelmişler. Herkes bir değer biçmiş sabana ama padişah tüm cevapların yanlış olduğunu söylemiş. Sonra bu yarışma dağdaki hocasının kulağına gitmiş. Hocası gülümsemiş. Yanında kaldığı çobana “Sabanın değeri şudur. Git bunu padişaha söyle ve sabanı kazan. Bundan sonra çoban değil bey ol.” demiş.

Çoban heyecanla padişahın yanına gitmiş. Huzura çıkmış. Padişah “Bre gariban çoban, ne alimler geldi bilemedi bu altından sabanın değerini. Sen mi bileceksin?” diyerek aşağılamış adamcağızı. Çoban “Padişah efendimiz, müsaade buyurursanız cevabı biliyorum.”

Padişah “Söyle bakalım nedir değeri?” demiş. Çoban cevap vermiş: “Bu sabana Nisan yağmuru değerse paha biçilemez. Nisan yağmuru değmezse beş para etmez.” Padişah afallamış. Bu cevabın hocasından çıktığını farkettikten sonra gülümsemiş. Sabanı çobana hediye etmiş. Hocasının yerini öğrenip derhal yanına gitmiş. Elinden öperek af dileyip gönlünü almış.


Nisan yağmurlarıyla ilgili de Peygamber Efendimiz “Bahar rüzgarından ve yağmurundan vücudunuzu örtmeyin. Şüphesiz ki o doğaya ne yapıyorsa aynısını da size yapar. Güz rüzgarından ise vücudunuzu örtün. O da doğaya yaptığını size yapar.” demiştir. (Hadisler ihtilaflı olsa da mantıkla ve Kuran’la çelişmeyenlerin doğru olduğu inancındayım.)

Neyse, bu kutsal yağmur gökten bedenlere ve toprağa inen bir hazinedir. Gökten hazine yağarken kafamıza şemsiye açmayalım.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone