Olmaz Olamaz!

Not: Bu yazıyı, Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun şehadetinden 2 gün sonra yazmıştım. Geçtiğimiz gün doğum günü olması münasebetiyle yayınlamak istedim.

 

 

*

**

 
Ege Üniversitesinin önünden geçen yoldaki trafik ışıklarında duran BMW X6’nın içinde iki kişiydiler. Sağ taraftan gelen gürültüye dikkat kesildiler. Bir grup sağ ellerini Bozkurt yapmış, sloganlar atıyordu. Direksiyondaki badem bıyıklı konuşmaya başladı.

– Seçimler yaklaşıyor ya, iyice karışır üniversiteler.

Yanında oturan, daha modern görünümlüydü. Destek verdi.

–          Ağızına sağlık mübarek. Bunlar memleketi 80’lere çevirmeye çalışıyorlar. O zaman da böyle değil miydi? Çete bunlar çete!

–          Hiç sorma yahu. Kan kusturdular millete. Haraç almadıkları dükkân yoktu.

–          Allahtan bizim çocukların okulları böyle değil. Rahat rahat okuyorlar.

–          Biri ODTÜ de diğer İTÜ. Türkiye’de bunlardan başka üniversite kalmadı zaten.

 

Konuşma böyle sürüp giderken arkadan gelen klakson sesi ile harekete geçtiler. Sert bir patinaj ve akabinde tozu dumana katan, arka camında ‘’MAAŞALLAH’’ yazılı bir cip uzaklaştı olay yerinden.

 

Birkaç saat sonra onların çocukları yaşında, tıpkı onların çocuklarının olduğu gibi bir ana ve babaya evlat olan, dalyan gibi bir delikanlının şehadet haberi geldi, hastahane önünde ‘’Belki reisimiz duyarda gayrete gelir, bırakmaz bizi’’ diye gırtlak yırtan bir avuç gence. Hepsi oturdu bulduğu ilk yere, boğazları düğümlenmiş, sözü bitmiş, dünyası kararmış bir şekilde.

 

Son model ciptekiler evlerine vardılar. Haberlerde olayın detaylarını izleyip yeniden yorumladırlar. Badem bıyıklı;

–          Bizim zamanımızda da hep böyleydi bunlar. Anca kavga dövüş bilirler. Bunların yüzünden on sene, ne on senesi elli sene geriye gitti bu ülke. Parti genel başkanı bile kalmadı. Ama şimdi öyle mi? Bak ülke başkanlığı tartışıyor. Allah’ın izni ile 2023 de uçacağız uçacak.

 

Aracın yolcusu ise kendi evinde, bambaşka bir boyuttan ele aldı mevzuu;

–          Bunlar hep o paralel yapının işleri. Seçimlerde deviremediler şimdi ülkeyi karıştıracaklar. Hâlbuki nasılda güzel gidiyor işler. Ekonomimiz yolunda. On sene önce ne evimiz ne arabamız vardı. Ama bu hükümet geldi ‘’Allah’a’’ şükür hepsi oldu.

 

Yorumlar yapıldı helal su ile demlenmiş kaçak çaylarını içip, huzurla uyumaya hazırlandılar.

 

Aradan biraz geçmişti ki badem bıyıklının telefonu zırladı. Arayan kızı Büşra Nur idi.

–          Hayırlı akşamlar babacığım.

–          Sağ ol kızım hayırdır bir şey mi oldu?

–          Yok, babacığım birazcık paraya ihtiyacım var sadece.

–          Bu saatte ne parası kızım bir şey mi oldu bak söyle.

–          Kitaplar için babacığım. Dışarıdayım şimdi ama param çıkışmadı internetten yollayıversen.

–          E, peki bakalım.

 

Aracın yolcusu ise o sıralarda kendi kızı Rüzgâr ile konuşuyordu.

–          İyi akşamlar babacığım ne yapıyorsunuz?

–          İyiyiz kızım çay içiyoruz annen ile sen nasılsın?

–          İyiyim babacığım. İzin istemek için aramıştım. Bir arkadaşımın doğum günü bugün onu kutlayacağız. Muhtemelen yurda gidemem, haberiniz olsun.

–          Bu kaçıncı ama kızım. Olur mu böyle?

–          Tamam, baba ya, Haydi görüşürüz.

Bir emr-i vaki ile kapanan telefon ardından eşi ile olan sohbetine devam etti.

 

 

Saat gecenin geç vakitleri olmuştu. Uykuya daldığı sırada zırlayıverdi telefonu ‘’Hayırdır İnşallah’’ diyerek uyandı.

–          Alo, dedi.

–          Büşra Nur Dalmaz’ın babası mısınız beyefendi?

–          Evet, kiminle görüşüyorum.

–          Polis beyefendi. Kızınız hastahanede. Acilen İstanbul’a gelmeniz gerekiyor.

–          Ne oldu kızıma? Dedi. Ağlamaklı bir biçimde.

–          Uyuşturucu kullanmış beyefendi komada şu an.

–          Olmaz, olamaz. dedi, hıçkırıklarına mani olmayarak.

Telefon kaydı elinden ayaklarının dibine, kıymetli halıya çakıldı. İlk şoku atlatır atlatmaz komşusunu yani ‘’aracın yolcusunu’’ aradı. Fakat tek duyduğu meşgul tonuydu. Çünkü O’da tam o sıralarda, Ankara’dan gelen telefona muhatap idi.

 

–          Alo. Dedi gözlüğünü takmaya çalışırken.

–          Rüzgâr Sakar’ın babasıyla mı görüşüyorum?

–          Evet, benim ne oldu?

–          Beyefendi sakin olmaya çalışın fakat Dikmen mevkiine bir kadın cesedi bulduk üzerinden kızınızın kimliği ve telefonu çıktı.

–          Olmaz. Olamaz.

Bu haberi alan bir babanın neler hissettiğini varın siz kestirin. Kelimeler tabire kifayetsizdir. Fakat olanlar böyle oldu.

*

**

Gelelim bu hikâyenin yazılma sebebine fakat öncesinde bir not düşmem gerekiyor.  Ne yazık ki bu anlatılanlar aslında pek de hikâye değildir. Birkaç farklı zamanda, birkaç farklı ailenin fakat genellikle aynı mevkilerde yaşadığı şeylerdir. Çünkü yukarıdaki iki üniversitede ve bunlar gibi nice üniversitelerde Türk milliyetçileri ya sindirilmiş yahut önü kesilmiştir.

 

Dün Ege Üniversitesi teşkilatından sorumlu Fırat Yılmaz Çakıroğlu, binlerce kişilik Ülkücü Şehitler alayına katılıp Tanrı Dağlarında ki geçit resminde yerini aldı. Tepkiler ortaya konuldu, sloganlar atıldı, resimler, cümleler paylaşıldı. Yapılması gerekiyordu ve yapıldı. Fakat gelin biz olayın diğer yüzüne bakalım.

 

Türk milliyetçileri, Türklük düşmanlarınca, Çete, Mafya, Faşist, Şamanist gibi yaftalar ile kirletilmeye çalışıldı ve bu gri propaganda halen devam ediyor. Çünkü Türkçüler varsa istenilen yapılamıyor, amaçlar yarında kalıyor, oyunlar bozuluyordu. Gelin bu iftiralar özellikle üniversiteler ekseninde doğru mu değil mi bakalım.

 

İlk sorulacak soru; ‘’Türk Milliyetçileri bir yerde varsa orada ne olmaz?’’ diye sormak olmalı.

 

Şayet bir üniversitede Milliyetçiler varsa o yerleşkede uyuşturucu olmaz. Çünkü bir milliyetçi bilir ki, milletin gençleri muhakkak sağlam bir sağlığa sahip olmalıdır. Ayrıca bu illet, birçok belanın başlangıcıdır. Milliyetçiler bulundukları yerde bu illetin bulunmasına asla izin vermezler. Böylece ne mi olur? Çocuklarınız sadece bu illetten uzak kalmış olmaz, aynı zamanda bu adamların oyuncağı olup erkeklerin ‘’torbacı’’ kızların ‘’fahişe’’ olmasının da önüne geçilmiş olur.

 

İkinci husus ahlaktır. Anadolu’nun bir şehrinde yahut köyünde televizyondaki müstehcen sahnelerden bile koruyarak yüksek ahlak ile yetiştirdiğiniz çocuğunuz, üniversiteye gittiğinde bu sahneleri naklen yayın izlemişse ve memlekete döndüğünde bunu hissetmişseniz, biliniz ki çocuğunuz milliyetçilerin önüne set çekilmiş bir okulda okuyordur. Milliyetçiler yüksek ahlakın toplumun temel taşı olduğunu bilirler ve bunu bozacak şeyleri engellerler.

 

Üçüncü husus terör olaylarıdır. Milliyetçilerin baskı altında olduğu bir okulda sürekli bir anarşi hâkim olur. Zihnini biraz yoranlar bu şekilde cereyan eden olaylarda konu ile hiç alakası olmasa da hayatını kaybeden gençlerimizi hemen hatırlayacaklardır. Fakat Türk milliyetçileri bir yerleşkede varsa orada bölücü, vatan hainleri bu kadar sık olay çıkartmayı göze alamayacaklar ve çocuğunuz devletin ve dualarınızın haricinde bir güvenlik halkasına daha sahip olacaktır.

 

Son olaraksa eğitim konusundan bahsetmek istiyorum. Haberlerden malumdur ki belli başlı(!) eğitim kurumlarımızda zaman zaman işgaller meydana gelmektedir. Bu hadiselerin yaşanma sebebi de diğer örneklerde bahsettiğimiz sebepten ötürüdür. Türk milliyetçilerinin kuvvetli bulunduğu gerçek eğitim kurumlarında bu tarz hadiseler yaşanmamaktadır.

 

Türk milliyetçileri kuvvetli olursa çocuğunuz; ‘’Torbacı yahut Fahişe’’ , ‘’Mütecaviz yahut Zinakar’’ olmaz. Hak ettiği düzgün eğitimi alır. Misalen; Karedeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ), Konya Selçuk Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Karabük Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi hakkındaki haberlere bakınız. Adı geçen üniversitelerde Türk milliyetçiler sağlam teşkilatları ile bulunmakta ve saydığımız olaylar neredeyse hiç yaşanmamaktadır. Ayrıca bu üniversiteler eğitim öğretim kalitesi bakımından da ileri seviyededir.

 

Siz görmeseniz, bilmeseniz ve duymasanız da, Faşist, mafya, çete, Şamanist, kabadayı diye gördüğünüz o gençler aslında çocuklarınızı biraz daha güvende tutuyor, biraz daha rahat ettiriyor ve eğitim öğretimine katkıda bulunuyorlar. Ve bunların karşılığında bir teşekkür bile istemiyorlar.

 

Unutulmasın ki Türk milliyetçileri bu milletin aslıdır. Uyuşturucu ve kadın tüccarının, bölücünün, vatan haininin, ahlaksızın ve yozlaşmışın karşısında hep durmuşlardır ve duracaklarıdır. Çakıroğlu ise bu nöbetin sembolüdür. Bu nöbet nice Çakıroğlu’nu Tanrı katına yollayacak fakat asla bitmeyecektir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone